Mayaların, Zapatistaların tarih kokulu şehri SAN CRISTOBAL

29 Haziran 2018 Cuma | 15:49
San Cristobal Katedrali

Sana Crsitobal Meksika’nın Guatemala sınırına yakın, tepelerin arasında bir vadide yer alır. İki yüz bini geçmeyen nüfusunun üçte biri, çok eski bir kavim olan, Amerika kıtasının ilk yerlileri Mayalar’dan oluşur.

San Cristobal, Meksika’nın Chiapas Eyaletinin en turistik şehri ve kültür başkentidir. Kent merkezinde İspanyol sömürge döneminden kalma yapılar korunmuştur. Kırmızı çatılı bir ya da iki katlı binaların çiçeklerle bezeli ferforje balkonları, daracık sokakları olan ve her birinin duvarları farklı renklerde boyalı mahalleler arasında yürürken kendinizi yalnızca farklı bir ülkede değil ama birkaç yüzyıl öncesinde geziniyormuş sanırsınız. Geçmişin o sakinliği yürüdükçe peşinizden geliyor. Kendi yaşadığı şehirlerde bulamadıkları huzuru bu tarih kokulu şehirde bulup yerleşen epeyce Avrupalı yerleşmiş yıllar önce bu şehre.

Kaldığımız otel iki katlıydı. Önce iç avlusuna girilir oradan kolonyal dönemden kalma iki katlı hani hanay görünümlü otel odalarına çıkılırdı.

 

San Cristobal’de Tortilla pişiren Maya kadınları

Şehrin Arnavut kaldırımlı taş parke yolları dardı. İki arabayı ancak sığardı. Yollarda, kucağında çocukları genç kadınlar, çocuklar, yaşlılar, hepsi de turistlere bir şeyler satmak telaşındaydılar. San Cristobal’deki Maya nüfusunun gözleri hafif çekik olsa da, Akdenizliler gibi esmer ve yanık tenliler. Fakat dikkat ettim, Akdenizliler gibi heyecanlı ve telaşlı ve de nefes alamadan konuşma gibi bir özellikleri yok. Zaten iklim tropik olunca insan da biraz daha rahat oluyor ya. Yine de iş turistlere mal satmaya geldi mi peşinizi bırakmıyorlar.

Bu şehir dünyanın her yanında turisti kendine çekiyor. Turisti bol olunca haliyle şehir ahalisi de geçimini turizm, ticaret ve hizmet sektörlerinden sağlıyor. San Cristobal’i çevreleyen dağlık ve tepelik arazilerde ise madencilik gelişmiş. Özellikle kehribar taşı bakımından zengin kaynaklara sahip. Tarihi dokusuyla ta uzak diyarlardan turistlere çekim merkezi olunca, böylece kehribarı satın alacak müşteri de şehrin ayağına kadar gelmiş oluyor.

TORTİLLA

Kıbrıslının ekmeği, pidesi, Çinlilerin pirinci neyse Meksika’nın “tortilla”sı da o. Mısır veya buğday unundan yapılan küçük boyda, ince, yuvarlak bir çeşit yufka. Ekmek yerine her öğünde yendiği gibi, peynirlisi, mantarlısı da yapılır.

Tortilla ikiye katlanıp içinin marul, rendelenmiş peynir, yeşil biber, et, çeşitli sebze ve baharatlar eklenenince “Taco” adını alıyor.

San Crsitobal’de bir sokağın başında, Maya kadınlarının bir büyük sacın üzerinde pişirdiği sımsıcak peynirli ve mantarlı tortillaların tadı hala damağımda.

SAN CRİSTOBAL’DE GENÇ DEVRİMCİ KÜRT KADIN

San Cristobal’de bir cafe’de rastladım ona. Genç bir kadındı. Türkçe konuşunca ayaküstü hızlı bir sohbet geçti aramızda. Bir aydır şehirde kaldığını söyleyince, ona yerleşmeyi düşünüp düşünmediğini sordum. Gayet sakin bir şekilde siyasi bir amaç için geldiğini ve haberciyi beklediğini söyledi.

O zaman ne demek istediği anladım.

Kendisini Lacandone Ormanlarında Zapatistlere götürecek kişiyi bekliyordu.

Şimdi bu olayı okurun da anlaması için kentin tarihini biraz geriye saralım.

Bundan 24 yıl önce, 1 Ocak 1994 tarihinde Lacandon Ormanlarından çıkarak San Crsitobal’i ani bir baskınla 11 gün süreyle de olsa işgal edip yöneten Zapatistler, kente olan turist akının bir diğer nedeni.

1994 yılından sonra şehir, bölgedeki Zapatis hareketi merak eden solcuların ve aktivistlerin de uğrak yeri haline gelmiş. Şehirde Zapatista temalı mallar,  örneğin Subcomandante Marcos bebekleri ve Zapatistleri anımsatan turistik-hediyelik eşyalar  her yerde.

Che gibi Marcos da, lideri olduğu örgütü Zapatistlerle birlikte şehrin turizm ve ticaret sektörüne eklemlenmiş.

ZAPATİSTALAR

Dünya 1994 yılına girerken, Berlin duvarı çoktan yıkılmış, Küba dışında tüm sosyalist ülkeler çökmüş ve kimi kanlı, kimi kansız ama büyük toplumsal alt üst oluşlarla kapitalizme geri dönüşlerdi. Francis Fukuyama’nın 1992’de yayınladığı ve “tarihte son durak” olarak “kapitalizmin zaferini” ilan ettiği “Tarihin Sonu” isimli kitabı, piyasalarda satış rekorları kırıyordu. Fukuyama kitabında, dünyada silahlı mücadelenin, devrim ve komünizm fikirlerinin artık öldüğünü yazıyordu. Aynı tarihte, ABD, Kanada, Meksika arasında, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması (NAFTA) imzalanarak liberal kapitalizm kıtada şeref turuna çıkmıştı.

Ancak 1994 yılının hem de ilk gününün şafağında, kapitalizmin Amerika kıtasında “artık öldüğünü” ilan ettiği sosyalizm ve devrim, San Cristobal şehrinde kendini gösterdi.

1970’li yıllardan itibaren kendilerine has ritüelleri ve inanışları bulunan yoksul ve topraksız Maya halkı, civardaki Lacandon Ormanlarına göç ederek hükümetin denetimi dışında kendi yaşamlarını kurmalarıyla başladı her şey. Arkasından hükümet kuvvetleriyle çarpışan Kumandan Marcos ve küçük gerilla grubu, aynı ormana sığınmak zorunda kaldı.

Kumandan Marcos, 20 yıla yakın Lacandon Ormanlarında topraksız yoksul Maya köylüleriyle dostluk kurdu. Onların sorunlarıyla ilgilendi. Maya komünleriyle birlikte, ürettiklerini pazarlamak ve gündelik yaşamlarının sorunlarıyla ilgilenmek üzere EZLN olarak tanınan “Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu”nu kurmuştu.

EZLN 20 yıl sonra Lacandon Ormanlarından yoksul Maya köylüleriyle San Cristobal şehrine daldı. Ayaklanma bildirisini okudular,  yakındaki askeri üssü kuşattılar, ordunun silahlarına el koydular, cezaevlerindeki pek çok siyasi mahkumu salıverdiler. 1 Ocak 1994 tarihinde, dünyanın yeni yıla uyandığı o sabahın ilk flaş haberi oldu Zapatistaların baskını. İsyandan sonra 11 gün süreyle de San Crstobal’e hakim oldular.

Sonunda ne mi oldu?

1960 yılından beri bölgedeki siyasi hareketlerde daima arabulucu olan Papaz Samuel Ruiz, EZLN ile federal hükümet görüşmelerinde de arabuluculuk görevini üstlendi. Antlaşma ilan edildi ve isyan barış içerisinde sona erdi. EZLN şehirde taraftarlarına dokunulmazlık, Lacandon Ormanlarında da özerk kalmak üzere San Cristobal kentinden geri çekildi.

San Cristobal’de EZLN örgütünün de turistlere satış yapan mağazalarına rastladım. Geliri Zapatistalara gidiyor. Ben de alış veriş yaptım. Çam sakızı çoban armağanı bizim de bir katkımız olsun diye, iki EZLN T-Shirtü ve lider Marcos’un siyah beyaz yüzü maskeli birkaç fotoğrafını satın aldım. Zapatistalar 1994yılından beridir Mayalarla birlikte Lacandone Ormanlarında özerk bölgeler ilan etmişler. Orada kendilerinin yönetip karar verdiği özerk bir yapılanma kurmuşlar. Nehir ve göllerde yıkanırlar, çadırlarda ve derme çatma kulübelerde kalırlar. Bildik Marksist–Leninist örgütlerden farklı olarak, hiyerarşik değil yatay bir örgütlenmeye sahipler. Bu ormanın iç kısımlarında doğa ile iç içe zor bir yaşamdır. Ancak Türkiye’den Japonya’ya, Almanya’dan İngiltere’ye, Latinlerden Afrika’ya pek çok devrimci, solcu aktivist, hala Lacandon Ormanlarında Zapatistalar ve Mayalar ile birlikte kalmak, bir süreliğine de olsa oradaki günlük yaşamın içinde olmak ve nihayet bir ümit “Sub Comandante Marcosu görmek” için adeta yarışıyorlar.

Arabulucu Papaz Ruiz’e gelince. Onun da UNECSO tarafından “Simon Bolivar Ödülü” ve Nürnberg’de de “Uluslararası İnsan hakları Ödülü” olmak üzere iki ödüle layık görüldüğünü yazmış olalım.

 

Chamulla Köyü “Maya Mezarlığı” önünden gelip geçen turistlere el işi hediyelikler satarak para kazanmaya çalışan Mayalı kardeşler.

CHAMULA KÖYÜ, MAYA MEZARLIĞI

Nüfusu 3 bin civarında ve Mayaların bir kolu olan Totzillerin yaşadığı Chamula, San  Cristobal’den 8 km. uzakta yer alır. Köylülerin aralarından seçtiği, siyah cüppe ve siyah şapka ile dolaşan yerli adamlar tarafından, özerk olarak yönetilir.

Chamula’nın girişinde, ormanlık bir tepenin yükseldiği mezarlığın önünde minibüsten iniyoruz. İki küçük Maya çocuğu ellerinde hediyelik eşyalarla bizi karşılıyor. Harçlıklarını çıkarmak için belli ki turist yolu gözlüyorlar.

Burası bir Maya mezarlığı. Toprak tümseklerden mezarların üzeri, kurumuş-solmuş iğne yapraklı çam dallarıyla kaplı. Birkaç mezarda henüz yeşili bozulmamış çam yapraklarından, ölünün yenile gömüldüğünü anlıyoruz. Kimi mezarların üzerinde içi Coca-Cola dolu pet şişeler, mandarin ve muz meyveleri gördük. Mandarin çocukların ve muz ise yetişkinlerin gömülü olduğu mezarlara bırakılıyormuş. Cenaze törenleri sırasında mutlaka asitli içki olmalıymış. Eskiden içkiyi kendileri yaparken günümüzde Coca-Cola kullanıyorlar. Tören sonunda kolanın kapağı açılınca sıkışmış gazdan dışarıya çıkan “pufff” sesi ile ölünün ruhu rahatlar ve ölü arınırmış.

ÖLÜLER GÜNÜ

Meksika’da Ölüler Günü” var. Her Kasım ayında kutlanır. Nasıl mı? Aileler o günün akşamüzeri mezarlığa ölülerinin yanı başına giderler. Sevdikleri yemekler yapar, meyveler getirirler. Sabaha kadar yiyip, içip, ölünün sevdiği şarkılar eşliğinde dans edip eğlenirler.

SAN JUAN DE CHAMULA MABEDİ ve PAZAR YERİ

Aslında burası bir Katolik kilisesi olarak inşa edilmiş. Ama toprakların asıl yerlisi Mayaları bir türlü Katolik yapmak mümkün olmamış. Zaten Hristiyan öğretisinden farklı olarak, Hz. İsa’yı vaftiz eden, Hz. Yahya’yı daha üstün tutuyorlar. Tarih içinde kendi şaman inanç ve ritüelleri ile Hristiyanlığı birleştirip bir tür animist inanç ve ibadet geliştirmişler. Animizm; özetle doğada insan ruhuna az çok benzer ruhlar bulunduğunun ve her nesnenin, ağacın, dağın, nehrin ve hayvanların bir ruhi varlık veya ruh tarafından yönetildiğini kabul ediyor.

San Juan Kilisesinin içine girdiğimizde, yerde mermerlerin üzerinde dallar yapraklar, masalarda yanan rengarenk mumlarla aydınlatılan duman altı olmuş, parafin kokan kilise ile karşılaşınca hayret ettik. Aileler öbek öbek kilisenin zemininde, dalların yaprakların arasında bağdaş kurup oturmuşlardı. Kiminin yanında kutuda bir tavuk ya da horoz; anne, baba çocuklar hep birlikte dua ediyorlardı. Az sonra tavuğun kafasını kesip kurban edecekler.

Bu kilisede fotoğraf çektiğiniz anda makinenize anında el konur ve itiraz edecek olursanız köy dışına bile kovulabilirsiniz. Fotoğraf yasak bari not tutayım dedim. Tam birinci kelimeyi yazıyordum, yanımda bir Maya erkeği belirdi. El kol işaretleriyle yazmanın yasak olduğunu anlattı. Kilise içerisinde yazmak, not almak bile yasak!.

Gör, belle ve sonra da hatırında kalanı anlat ve yaz!.

Fotoğraf çekmek neden yasak?

Totzil dilini konuşan Mayaların inancına göre doğada her şeyin bir enerjisi vardır. İnsandaki enerji ruhundadır. Enerji harcanır, depolanır ve bir denge yaratır. Doğanın dengesi de, nesnelerde içerilen  bu enerjiden gelir. Fotoğraf çekmek nesnelerin enerjisini tüketir. Böylece enerjiyi içeren ruhlar da kirlenir ya da zarar görür. İşte fotoğraf çekmek bu nedenle yasaklanmış.

Chamula’daki “Açık Pazar”, San Juan Kilisesinin karşındaki yer alıyordu. Rengarenk tropik meyveler o kadar güzel sergilenmişler ki. Hani “yeme de yanında yat”!. Renk, renk şallar, el işi pançolar, t-shirtler… Yerde tezgah kurmuş bir anne ile oğulun önünde irili-ufaklı, siyah, kahve, kırmızı, benekli, renk-renk o kadar çok çeşit ki! Dayanamayıp bir kilo kahve-kırmızı ve bir kilo da siyah renk olanından satın aldık. Kıbrıs’a gelince Figen pişirdi. Tadı muhteşemdi.

 

Halil Paşa