Köşe Yazarları

Lefkoşa’da hüzün yağmuru


Böyle kül rengi, duman mı duman havalarda severim Lefkoşa’yı.

Böyle havalarda yürümek gelir içimden, böyle havalarda gülmek.

Ama dün hazin bir tören vardı.

Ecvet Yusuf’un cenaze töreni.

Onca yıl sonra boy vermiş evlatlarının hüzünlü elleri arasında; gözbebeklerinde dinlenmiş bir kederle toprağa verilirken, muhterem ve yorgun eşinin gözlerindeki yaşlar bugüne kadar dinmemiş, usulca toprağa karışmaktaydı…

Toprağı yeniden düzenlenirken hava kurşun gibi ağırdı ve soğuk ustura misali kesmekteydi.

Sevgül Uludağ’ın dediği gibi böyle tören bugüne kadar görülmemişti.

Ne kulaklarımızda Arapça dini nağmeler, ne askeri bot sesleri…

Tekke Bahçesi’nin arkası Lefkoşa’nın dar sokaklarına yayılır.

Abdi Çavuş’tan Alparslan, Celaliye ve Bodamyalızade Sokaklarına girilir.

O sokakları hanaylı, avlulu, sündürmeli evler ve kerpiç duvarlar kucaklar.

Lefkoşa dedikleri o sokaklardır ve o sokaklar hiç bu kadar suskun olmadı çoktan beri; Mevlevi Tekkesi bu kadar hüzünlü değildi; Abdi Çavuş Sokağı bu kadar sessiz değildi uzun zaman.

Abdi Çavuş Sokağı, Ecvet Yusuf’un sokağıydı bildiğimiz kadar, o sokak boydan boya onun ayak izlerini taşımakta.

Hiçbir bulut kımıldamadı yerinden, saygı duruşuna geçmiş gibiydiler başımızın üstünde…

Mezar araları daracıktı Lefkoşa sokakları gibi ve her bir mezar Lefkoşa evleri gibi omuz omuza saf tutmuşlar gibiydiler.

Oraya gelenlerin yüzü bulutlar gibiydi, kurşun gibi; gözlerinde suskun türküler; geçmiş yıllar tarih sayfaları gibi karmakarışık duruyordu akıllarında…

Neydi doğru olan; nedendi onca düşmanlıklar?

Kim veya kimler buruşmuş bir kağıt gibi niçin yırtmak istiyorlardı bu coğrafyayı?

Yakışıklı bir adamın rozeti takıldı gelenlerin göğsüne; herkes göğsünde taşıdı bir kez daha acıların resmini.

Ecvet Yusuf’un gözlerine baktım Lefkoşa’ya bakar gibi; bu viran şehir paldır küldür devrilir gibi oldu üstüme…

Ne dini nağmeler ne askeri bot sesleri.

Askerler yerine tek tük ağaçlar saygı duruşundaydı dalları ve yaprakları ile birlikte kımıltısız tıpkı bulutlar gibi…

Acıların üstü toprakla kapanır mı yürekler atarken?

Bir müddet sonra çiselemeye başlamıştı yağmur; Ecvet Yusuf’un üzerine saygıyla serpildiler; toprağın örtülüşü bekleniyordu sanki…

Lefkoşa’da hiç görülmedik bir cenaze töreni.

Her yer suskun.

Ayasofya,

Bandabuliye,

Ve Arasta’nın ağzını bıçaklar açmıyor; Çağlayan bahçesinde kuşlar bile sessizliğe gömülmüş.

Hava sisli puslu, hüzün yağıyordu yağmur yerine.

Ve bu ölenleri kadar unutulmuş şehirde paramparça tarih sayfaları…

 

 

 

 

 

 

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı