Latif Aran Cumhuriyeti yazdı

29 Ekim 2016 Cumartesi | 10:30
Latif Aran

Latif Aran Cumhuriyeti  yazdı:

Cumhuriyet nedir?

Şöyle diyor Toktamış hoca (Ateş), “Yaşasın Cumhuriyet” adlı kitabında:

“Son on yıldan beri, sürekli olarak, “Cumhuriyet tarihi” konulu jürilere giriyorum. Her yıl, en az altı, en çok on beş doçent adayı önüme oturuyor. Hemen hepsine aynı soruyu soruyorum; “Cumhuriyet nedir?” diyorum. Çok ilginçtir, Türkiye Cumhuriyeti tarihi ana bilim dalında doçent olup bu dersi okutmaya aday genç meslektaşlarımın hiçbiri, şimdiye kadar, bu soruma doğru bir yanıt veremedi. “Cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetimidir; cumhuriyet, insanların bir parlamento kanalıyla yönetilmesidir” gibi yanıtlar almakla birlikte, kimseden cumhuriyetin tanımını tam olarak, doğru olarak alamıyorum.”

Cumhuriyeti genç kuşaklara anlatabilmek için yıllarca üniversitedeki kürsüsünde dersler verdi Toktamış  hoca. Koca koca kitaplar yazdı. Sayısı dörtlü rakamları bulan konferanslar, seminerler verdi. 2013 yılında vefat edinceye kadar bütün bir ömrü , cumhuriyetin ne olduğunu anlatmakla geçti.

Eğer hala yaşıyor olsaydı, bugün de aynı şevk ve heyecanla insanlara cumhuriyetin ne olduğu anlatmaya çalışıyor olacaktı. Ancak yaşasaydı, belki de, geçen gün gazetelerde gördüğüm bir haberi örnek olarak anlatacaktı konferanslarında. Çünkü cumhuriyetin ne olduğu ancak bu kadar yalın ve güzel bir örnekle anlatılabilirdi.

O haberde bize cumhuriyetin ne olduğunu anlatan kişi, aslında bunu anlatması en az beklenen kişilerden biriydi.

Bir şehzade. Osmanoğlu şehzadesi.

O şehzadenin adı, Naz Osmanoğlu’dur. Sultan V. Mehmed’in torunu. İngiltere’de yaşıyor ve röportajlarında kendisini yarı Türk yarı İngiliz olarak tanımlıyor. Bir şehzade için tuhaf sayılabilecek bir meslek seçmiş. O bir komedyen. Youtube’daki gösterilerinden, oldukça da başarılı bir komedyen olduğu anlaşılıyor.

Naz Osmanoğlu, geçtiğimiz haftalarda Türkiye’ye geldiğinde Dolmabahçe Sarayı’nı da ziyaret etmişti. Kendisine ne hissettiğini soran Reuters muhabirine “Dedem burada altın beşik içinde doğdu ama ben içeri girmek için 30 lira ödüyorum” dedi.

Evet, cumhuriyet işte budur.

Dedelerinin yıllarca saltanat sürdüğü ve artık müzeye dönüştürülen saraya, şehzade torununun ziyaret için 30 lira ödemesidir cumhuriyet.

Taht sırasında 17. sırada bulunan Naz Osmanoğlu, şakayla karışık “Tahta geçmem için sadece 16 kişiyi öldürmem gerekiyor” demişti muhabirlere. Oysa şakayla da söylense, 16 kişiyi teker teker öldürmenin, sırf bir önceki muktedirle kan bağı var diye iktidarı devralmaya yetmemesidir cumhuriyet.

O röportajında ben en çok, “Ailemin zengin tarihiyle gurur duyuyorum ama ben kendi işinde sıradan bir insanım” demesini sevdim. Cumhuriyet, doğuştan ayrıcalıklara sahip olmayan, sıradan insanların rejimidir.

İstese, Naz Osmanoğlu da Cumhurbaşkanlığına aday olabilir bugünün Türkiye Cumhuriyeti’nde. Ancak, bu yarışta Elazığlı bir işçi çocuğuyla yarışmayı göze almalıdır. Hem de eşit koşullarda.

Rizeli küçük bir kaptanın oğluyla da yarışmalıdır artık. Afyonlu bir öğretmen çocuğu; Kayserili basit bir esnaf çocuğu ve Malatyalı banka memuru bir babadan doğan Kürt çocuğuyla da.

Onları bu yarışta “eşit” kılan, yetenekleri dışında “doğuştan” hiçbir ayrıcalığı olmayan Selanikli yetim bir çocuğun kurduğu cumhuriyettir.

O cumhuriyetin bir gün, “insan haklarına saygılı, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğunu görmek dileğiyle.

Cumhuriyet Bayramı” kutlu olsun.