Köşe Yazarları

Kurlardaki sürekli yükselişin yarattığı endişeler

Bu hafta döviz kurlarındaki sürekli yukarı doğru yükselişler vatandaşları bu yöndeki haberlere kilitledi. Gerek TL mevcutlarının erimesi ve mükellefiyetleri karşılayamama endişeleri gerekse her alanda döviz borçlusu olup da döviz kazanmayanların ödeme güçlüğü içine girmeleri ve gelecek için endişeleri diğer sorunları geriye iterek haftanın en can alıcı konusu oldu. Özellikle sabit gelirlileri küçük iş yerleri ile orta kesimi, her ihtimale karşı ak akçe kara gün içindir diyen küçük TL tasarruf sahiplerinin alım gücünü oldukça eritmiş, ve nerede duracağı belli olmayan bir görünüm arz etmesi ise moralleri  bozmuştur. Çünkü tüketici olsun, üretici olsun yatırımcı olsun önünü görememesi endişe yaratır.  

Döviz kurlarında 2017Mayıs-2018Mayıs son bir yılda ortalama % 36-37 oranında TL’ye karşı artış oldu. 2018’yılının son 5 aylık durumuna bakarsak ortalama %25-26, ve son 23 Nisan’dan 23 Mayısa bir ayda ise ortalama % 13 oranında artış vardır. Değer kaybındaki hızlanma ile, belirsizlik hissinin vatandaşlarda yaratacağı endişenin, ekonomide tüm dengeleri alt üst edebilecek bir ‘güce’ sahip olduğu bilinmektedir. Piyasaları yöneten en önemli görünmez gücün, güven ve önünü görebilme olduğu unutulmamalıdır. Yalnız yakın geleceği değil uzun vededeki geleceğin de flû olması düşünceleri de telaşı arttırmıştır. Çünkü bu tür beklentilerin devamı halinde piyasalarda dağınıklığı daha da arttırır. Özellikle böyle dönemlerde dolaşan şayialar da halkın davranışlarına yansıyarak ekonomide ilave zararlar doğurur. Bunun yanında stokçuluklar için, aşırı kâr hırsı olanlar ve fırsatçılar için de enflasyon dönemleri en müsait dönemlerdir.  

Dolayısıyla böyle durumlarda Hükümetlerin halka güven yaratacak açıklamalar ve önlemlerin alınması çok önem taşır. Halkın istismarının önlenmesi için ilgili yetkili birimlerin de harekete geçmesi gerekir. Tabii ki TL değer kaybına ve kur yükselişlerine karşı bu konuda KKTC Hükümetinin alabileceği önlemlerin esasa yönelik olması beklenemez, çünkü KKTC ekonomisinden kaynaklanan bir sonuç değildir. Ancak meydana gelen sonuçlardan vatandaşların ve tüketici ve üreticilerin ve sabit gelirlilerin korunmasına yönelik önlemler alınır.. Bu da ek Finansmanı veya tasarrufu gerektirecektir. Önlemlerin tespitinden sonra piyasada meydan gelen devalüasyon oranında Türkiye’den ek finansman talebinde bulunulması bir zaruret olacaktır ki bir nevi bu ani genel vergilendirmenin sarsıntısı giderilebilsin.

Maliyetlerin düşürülmesi için Hükümetçe önlem alınırken tüketiciye bunun yansımasının da takibi gereklidir. Özellikle süt, ekmek, çocuk mamaları gibi ana ve temel gıda maddelerindeki KDV’nin geçici bir süre de olsa sıfır olması yararlı olur.  Alım gücünün düzeltilmesi için sabit gelirlilere eşel mobil, eğitim ve sağlık, ilaç konularında fiyatlamalarda belirli kıstaslar getirilebilir, eğitim alanında, gümrükte, kiralarda sabit kur uygulanabilir borçlularının borçları önceki tespit edilecek bir kurdan TL’ye çevrilebilir.  Merkez Bankası, küçük esnaf sanayici, üreticiyi düşük faizle destekleyebilir, vb. Bu uygulamalar yıllar önce enflasyon dönemlerinde uygulanmış önlemlerdir.

Başka bir para birimine geçme iddiaları bana göre eskiden beri görüşümdür, bulunduğumuz koşullarda siyasi açıdan olduğu kadar teknik açıdan da hayaldir. Esasen Sayın Başbakan da buna açıklık getirmiştir.    

Türkiye’de Kurların bu yıl sürekli artma temayülü karşısında diğer reform önlemleri yanında ve faizlerde yalnız GLP değil tüm faizlerde yeterli artışın yapılmış olması halinde, TL değer kayıplarının bu seviyelerde olmayabileceği değerlendirmeleri çok yaygındır.. TCMB direk önlemler yerine dolaylı önlemleri tercih etti. Örneğin yalnız GLP faizini, döviz ihalesi, yasal karşılıklar gibi.. Şimdi ilave olarak Cuma günü TCMB’ca, ihracat reeskont kredilerinde ve döviz kazandırıcı hizmetler sektörleri için verilen kredilerde sabit kur uygulaması getirildi. Önlemlerin alınmaya devam edileceği de Hükümet yetkililerince açıklanmaktadır. Hatta ikinci bir faiz hamlesi beklenmektedir. Çünkü yalnız GLP kurların düşmesine yardımcı olamadı.   

 TL’sının değer kaybında, ABD’nin dolar faizini sürekli arttırma temayülünün ne kadar etkisi varsa, TCMB’nın direk politika faizi ile diğer tüm faizlerde TL faizini yükseltmesi bir zorunluluktu. Bu konuda TCMB geçen yıldan beri gerek politika faizini gerekse borç alma borç verme faiz bandı ile ilgili oranları, repo ve ters repo faizlerini  değiştirmemiş sabit bırakılmıştır. Geç likidite penceresi tabir edilen GLP faizini yükseltmiştir. GLP’nin yükselen kurlara karşı  sadece ilk gün küsuratlarda etkili olduğu sonrasında da pek etkili olmadığı esasen görülmüştür. Ve bu yıl hep bunun etkisinin çok az olduğu da izlenmiştir.

Çünkü TCMB esas mevduat faizlerine, politika faizlerine ve faiz bandındaki asgari ve azami faiz hadlerine dokunmamıştır. Repo faizlerine de. Halbuki örnek olarak geçen bir yazımda da değindiğim gibi 2014 Ocak ayında yine TL’ye karşı döviz kurlarındaki aynı yükselişler başladığında, TCMB’nın aldığı tüm faiz hadlerindeki etkili önlemler ve artışlarla döviz kurları birdenbire düşmüş ve TL değer kazanmıştı. Çünkü yükselen enflasyonda TL değerinin altında faiz uygulanırsa yani reel faizin altında ise, hanehalkı da yabancı sermaye de, TL’den kaçacaktır. Bu 2×2=4 eder. Dövize yönelmenin, ve TL mevduatlarının, süratle artmakta olan kredilere karşı yeterince birikememesi ve oldukça geride kalmasının nedeni de getiri eksikliğindendir. Reel faiz getiri oranı tasarrufları da, dıştan gelecek sermayeyi de arttıran bir unsurdur.  Türkiye’de şimdi ilave kredi teşvikleri yapılmaktadır. Geçen yıl da krediler oldukça teşviklendirilmişti. Bununla birlikte finansman-kaynak artırımı teşvikleri de şarttır. Ve düşünülmektedir kanımca. Aksi halde dış borçlanmada artma olacaktır.

Şimdi bu safhada kurların artışının gerek iç gerek dış etkileri, yüksek enflasyonun durdurulamaması, dış ticaret açığı, cari açık ve özellikle de düşük faiz dolayısıyla yeteri oranda artmayan tasarrufların artan kredi hacmi karşısında yetersiz kalması, TL getirisinin enflasyonun bir miktar puan üstünde olmasını temin edecek bir faiz düzeyine getirilmemesinin de bir sonucu olarak,  artan döviz talebiyle döviz kurlarına fren getirilemiyor. Çünkü tasarruf sahipleri de paralarının erimesini istemediğinden başka yatırım araçlarına yönleniyorlar. Bu fasit daireden çıkılması için iç kaynak birikimine öncelik verme ve dışa olan bağımlılığı, gerek üretim ham maddelerindeki ithalatı azaltacak önlemleri  gerekse dövizle dış borçlanmayı düşürmek gerekir.. Cazip piyasa kuralları yaratarak dış sermayeyi ve dış yatırımları çekecek  teşvik edici önlemleri ve ortamı yaratmak gerekir ki bu da siyasi ve hukuki açıdan uzun vadeli alınacak önlemlerle sağlanabilir.

Türkiye Hükümetleri stratejik konumu itibariyle de gerek dıştan gelen olumsuz etkiler, gerek iç her türlü ortaya çıkan beklenen ve beklenmedik koşullara rağmen çok tecrübelidir ve bu konularda 2003-4’lü yıllardan sonra uygulanan ekonomik politikalarla hızla büyüyen ve gelişmekte olan ülkeler içinde uzun süre lider durumuna yükselen örnek bir Türkiye modeli olarak, dış sermayeyi çeken ve kaynak birikimi de sağlayan güvenilir bir politika ile son yıllarar kadar ekonomisini büyütmeyi başarmıştır. Son yıllarda çeşitli koşullar altında gelen bu dalgalanma yine atlatılabilir ve yine istikrar sağlanabilir.

Şimdi Kredi büyümesi için teşvikler gündemdedir, bunun yanında finansman kaynak birikimine de aynı oranda ve hatta daha öncelikle önem verilmelidir. TL değerini arttırıcı önlemlere, mali disiplinle birlikte dış ticaret açığını ve cari açığı azaltıcı önlemlere ve hem iç tasarruf birikimine hem de yabancı sermaye celbine ağırlık kazandırılmasına ihtiyaç vardır.

Bu yazıyı yazdıktan sonra KKTC Başbakanı Sayın Erhürman,  önlemler konusunda daha önce dövize karşı alınan gümrük kur sabitlemesi, bazı harçların TL’ye çevrilmesi, elektrik faturalarının TL üzerinden yapılması gibi  7 önleme ilaveten şimdi de Cuma günü süt ve akaryakıt fiyatlarını sabit bıraktıklarını, FİF’ten sübvansiye edileceğini ve gelirlerin arttırılması için kayıtdışılıkla mücadele  ve vergideki muafiyet ve istisnaları hızla gözden geçireceklerini, ayrıca alım gücünü ve ekonomik hareketliliği korumaya yönelik alınabilecek önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Güzel gelişmeler…




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı