Köşe Yazarları

Kullanmaya Korktuğumuz Kelime: Kadın

Bekir Azgın yazdı






Kadının kendisinden korktuğumuz yetmiyormuş gibi kadının adından da korkuyoruz. Bu kelimeyi kullanmamak için elimizden geleni yapıyoruz. “Erkek voleybol takımı” deriz ama “kadın voleybol takımı” demeye dilimiz varmıyor. İlle de “bayan voleybol takımı”. Halbuki “Bay” ve “bayan” kelimeleri 1930’larda ortaya atılmış sözcüklerdir.

Oysa atalarımızın bu konudaki söz hazinesi oldukça kabarıktı: Kız, kadın, avrat, hatun, karı, zevce. Beğen de beğendiğini.

Bilinen en eski Türkçe sözlük olan Kaşgarlı Mahmut’un “Dȋvān-ül-Lugat-it-Türk” sözlüğünde, sözü edilen kelimelerin hiçbirini bizim bildiğimiz anlamda kullanıldığını göremezsiniz. Bu sözlüğün 1072-1074 yıllarında yazıldığını unutmamak gerekir. Türk boylarına Anadolu’nun yolunu açan Malazgirt meydan muhaberesinin 1071’de yer aldığını hesaba katarsak rahatlıkla sözlükte sözü edilen dil, Anadolu’ya giren Türklerin konuştuğu dildi sonucuna varabiliriz..

Sözlükte kalın “k” ile yazılan “qız” pahalı, değerli anlamındadır. Uzatmalı “ı” ile yazılan “qīz” ise cariye anlamında imiş. “Karı” kelimesi ise “yaşlı, ihtiyar” anlamında kullanılıyormuş.  Kaşgarlı bir de örnek veriyor: “koca er” yani “yaşlı erkek”. Biz onunla yetinmedik “kocakarı” diye bir kelime türettik. Rumlar bu kelimeyi bizden alarak “gocagari” şeklinde kullanıyorlar.

Kıpçakların “qazın” şeklinde kullandıkları “qadın” kelimesi, evlilikle elde edilen akrabalıklarda kullanılan “kayın” anlamına geliyormuş. “Katun” ise Afrasiyab’ın bütün kız torunlarına verilen isimmiş. “Kancık” anlamında kullanılan “kançık” kelimesi orijinal dil olan Sogdca’da “genç kız” anlamında kullanılırken Türkçe’de anlam değiştirmiştir. Bakın, Kaşgarlı kelimeyi nasıl izah ediyor. “Dişi köpek. Kadınlara yönelik bir küfür olarak qançıq/kancık kullanılır; burada kadın, dişi köpeğe benzetilmiştir”. Benim görebildiğim kadarıyla Kaşgarlı’nın sözlüğünde kadın anlamında kullanılan kelime “urāgût” kelimesidir. Bu kelime, bizim taraflarda tamamen unutulmuştur. Herhalde bir yerlerde yaşamını sürdürmektedir.

Sogdca’dan Türkçe’ye geçen bir başka kelime de “hatun”dur. Üstelik kelime, hem “hatun” hem de “katun” olarak kullanılmıştır. Hatun orijinal dilde ve 13. yy.’a kadar Türkçe’de “kraliçe, hükümdarın eşi” anlamında kullanılmıştır. “Hanum” veya “hanım” kelimesi de aynı anlamda kullanılıyordu. Bu iki kelime, daha sonra tüm kadınlar için kullanılır oldu. “Benim hanumım” demek zor olduğu için hanum kelimesi kullanımdan düşmüştür. Bu kelime, Rumca dilinde “hanumissa” şeklinde kullanılmaya devam ediyor.

Konumuzla ilgili olan iki kelime de Arapça’dan ödünçlendik. Biri 13. yy’da aldığımız “avrat”, öteki de 16. yy’da aldığımız “zevce” kelimeleridir.

Avrat “avret” kelimesinin çoğuludur. Afet/afat (afetler), eser/asar (eserler) gibi. Avret, bir kadının örtmesi gereken edep yerleri veya kusur, özür demektir. Bu özürlü kelime nasıl kadınlığa terfi etti? Bazı dilbilimcilere göre, hani unuttuğumuz “uragut” (kadın) kelimesi vardı ya. İşte o kelimeyle avret kelimesini kaynaştırarak bildiğimiz anlamıyla “avrat” kelimesini oluşturmuşuz. Çocukluğumuzda en sık duyduğumuz hakaretlerden biri “anasını, avradını” idi. Anlamazlıktan geliyorduk ama olan biteni bal gibi anlıyorduk. Rumlar bu hakaretin ikinci yarısını pek beğenmiş olmalılar ki “avradini” şeklinde hala kullanmaya devam ediyorlar. Anlamını bildiklerinden doğrusu pek emin değilim.

Arapça’dan dilimize geçen zevç (koca) ve zevce (karı) kelimeleri Yunanca “zevğos” kelimesinden Arapça’ya “zavc” olarak geçmişti. Zevğos “çift, ikili/iki kişi” demektir.

1930’lu yıllarda başlayan Öztürkçecilik akımı sırasında “bay” ve “bayan” kelimeleri ileri sürüldü. Bunun amacı bey ve hanım kelimelerini unutturmaktı. Mektup yazma popüler olduğu günlerde pek tutuldu. Adres yazarken bay falanca, bayan filanca diye yazılıyordu. Daha sonra, biraz da Bülent Ecevit’in etkisiyle kadınlar için de erkekler için de “sayın” kelimesi kullanılır oldu. Günümüzde televizyon spikerleri “sevgili falanca” söylem biçimini kullanmayı tercih ediyorlar. Bir erkeğin erkek meslektaşına “sevgili Mustafa“ diye hitap etmesi benim kulağımı tırmalıyor.

Beyi, bay yaparken dilbilimciler pek zorlanmadı ama hanımın karşılığını bulmakta epey zorlandılar. Sorunu çözmek için hile-yi şer’iyeye başvurdular. “Bay” kelimesine “an” eki ekleyerek kelimeyi dişil yaptılar. Türkçe’de, eril bir kelimeyi dişil hale çevirmek için “an” ekinin kullanıldığı tek örnek budur.

Şimdi başa dönelim. “Bayan voleybol takımı” ifadesinin karşıtı ne olabilir? Olsa olsa “Bay voleybol takımı” olur. Kulaklarınızı tırmaladı galiba. Bu ne kadar yanlışsa öteki de o kadar yanlıştır.

Biz kadından korktuğumuzu kabullenemeyiz. Bu nedenle arada sırada kaba kuvvete baş vururuz. O kadar ki bu haksızlığı kadınların kendilerine bile kabul ettirdik: “Kocamdır; sever de döver de”. Kara haber şu ki kadın ekonomik özgürlüğüne kavuştukça ilk tokatta mahkemeye koşacak.

Kadını sadece dövmeyiz. Onu taciz ederiz hatta ona tecavüz ederiz. Arada bir onu öldürürüz de. Bütün bunları aşk uğruna yaparız. Onu sevdiğimiz için yaparız. İçimizde kötülük aramayın.

“Kadının saçı uzun, aklı kısa” deriz sonra da yakınırız: “Şu kadın milletini anlamak mümkün değil”. Anlayamazsın çünkü onun aklı, saçı gibi uzundur. Onu anlayabilmek için en az onun kadar akıllı olman gerekir.

Kadın çaktırmadan evin sultanı olur biz erkekler de kazak erkek rollerinde böbürlenir dururuz. Bir de kadından korkmasak.

 

 

 

 








Başa dön tuşu