Köşe Yazarları

KKTC’NİN YENİ YÜZÜ

Halil Paşa yazdı








Sosyal ve siyasal yaşamda  her “yeni” yapılanma, siyasal jargondaki devrimciliğe ya da ilericiliğe karşılık gelmez! “Yeni” olan bazen geriye dönüşün ta kendisidir.  Son on yılda Türkiye’de ve son beş yılda KKTC’deki “yenilikler” gibi. Nasıl mı? Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin finansmanıyla inşa edilen irili ufaklı pek çok cami, çocuklar ve gençler için yoğunlaştırılan İslami eğitim, sesi daha da açılan mikrofonlardan günün 5 saatinde gümbürdeyen ezan sesi, AKP iktidarının küçük coğrafyamızda dayattığı “yeniliklerden” bazıları. Gerçi Türkiye hükümetlerinin ve askeriyesinin geçmişte de dayatmaları olmuştu. Örneğin “sosyal demokrat Ecevit” bile MHP’li Bahçeli ile kurduğu hükümet koalisyonunda, derin devletin Taksim tezine kapıyı aralayacak “konfederasyonu” empoze etmeye kalkmıştı. Ancak bunu siyasi işbirlikçileri, Denktaş, Eroğlu ve UBP üzerinden yapmıştı.




Bugün Erdoğan aynı Bahçeli ve MHP ile kurduğu hükümet koalisyonunda Türkiye’nin Kıbrıs siyasetine, siyasal işbirlikçileri üzerinden değil, dış politikada Çavuşoğlu’nun “iki devletlilik” dayatması, iç politikada ise Fuat Oktay’ın TC Elçiliği ve MİT kanadı üzerinden ayar verilmekte. Halbuki AKP öncesi yıllarda Kıbrıslı Türk sol muhalefetin “Rumculuğu”, “Türkiye düşmanlığı”, “hainliği”,  Denktaş’ın liderliğinde Eroğlu-UBP hükümeti üzerinden ayarlanıyordu. “Rum ağzıyla konuşan hainler”, “beslemeler”, “Türkiye düşmanları” vb. söylemlerle, artık bu işi  Türkiye siyasal iktidarının temsilcileri üstlenmiş durumda. Peki eskiden farklı olarak başka neler değişti de KKTC yeni bir yüze kavuştu? Elbette konu bir köşe yazısına sığdırılacak kadar basit değil. Ana başlıklarını yazmakla yetineyim:



1.Türkiye, Atatürk’ten bu yana ilk kez, yasama-yargı ve yürütmeye da hakim “tek adama” dayalı bir siyasal parti tarafından ve de bu kadar uzun (19 yıl) süredir yönetilmekte.

2.İlk kez Türk Milliyetçiliğinin yanına Osmanlı’daki gibi İslamcılık da “makbul vatandaşlık” olarak eklemlenmiştir.

3.Türkiye’nin tarihinde ilk kez bu denli savaşçı-saldırgan bir dış politika izlenmekte ve komşularıyla ilişkiler bu kadar kötüleşmiştir.

4.Türkiye’deki tek adam rejiminin adadaki nüfuzunu güçlendirecek şekilde Türkiye’den göç daha da teşvik edilmiş ve KKTC vatandaşı yapılan Türkiyelilerin sayısı seçimleri etkileyecek denli artırılmıştır.

5.Türkiye’de giderek otokratikleşen siyasal iktidar, öncekilerden farklı söylemiyle adadaki yargıyı da hedef almakta, “Türkiye’yi sevenler-sevmeyenler” siyasi algısı yaratılarak cemaatimiz keskin bir biçimde ikiye bölünmektedir.

6.Erdoğan ve AKP kurmayları, Denktaş ve Eroğlu döneminden farklı olarak, istediği CB adayını (Tatar) seçtirip UBP’ne de istediği başkanı (Saner)seçimsiz tayin ederken, son CB seçimlerinde adaylıktan çekilmeyen Denktaş’ın oğlunu dahi MİT takip ve tehdidine maruz bırakmıştır. Türkiye derin devlet mensuplarının aleni ölümle tehdit ettiği Akıncı ise “normal bir ülkede yaşamadığımızı” itiraf etmek zorunda kalmıştır.

Bütün bunlar ve seçim sürecinde AKP’nin isteği doğrultusunda hareket etmeyen gazeteciler de korkutulup tehdit edilmiş, benzeri pek çok olay bir “RAPOR ” ile belgelenip yazıya dökülüp yayınlanmıştır. Ama “tık” yok!

Küçük maddi çıkarlarına yoğunlaşmış ve AKP lehine artırılan bu seçmen profilimizle seçimlerimiz anlamını daha da yitirmiştir. Öte yandan KKTC’nin kurulmasında en etkili rolü 12 Eylül askeri faşizminin oynadığı bilinmeyenimiz değildir! Kenan Evren değil miydi CNN Türk’te canlı yayında kameraların karşısına geçerek; “Denktaş yeniden Cumhurbaşkanı seçilsin diye KKTC’nin kurulmasına müsaade ettik” diyen? Ve KKTC’nin ilanındaki meclisteki “oybirliği”, dönemin muhalefet vekillerinin baskı ve tehditle korkutulması sonunda sağlanmamış mıydı? Suçluların bayrağın, günahkarların da dinin arkasına saklandığı AGÜ’lerde olduğu gibi bizim yarım adamızda da AKP’nin gölgesinde siyaset yapanların Mağusa surlarına boca edilen betonüzerine diktikleri dev “Bayrak” ile “İlahiyat Okullarının açılması” içinmeclise verdikleri önergelerle meşgul ettikleri günlerden geçiyoruz…

Öte yandan mecliste temsil edilen muhalefet partilerinin ara seçim konusunda UBP ile kavgaya tutuşacaklarına, verili koşullarda seçimlerin de bir anlamı kalmadığını dillendirmeleri çok daha anlamlı olurdu.

Demem o ki; KKTC’nin yeni yüzünde olası bir milletvekili seçiminde, “seçime seçim demenin koşulları ortadan kaldırılmış!” gibi… Gibisi de fazla ya…

 





Başa dön tuşu