Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’İ YARATMAK GÖREVİMİZ OLMALIDIR…

Bu adanın hiç huzuru dirliği olmadıydı. İngiliz kolonisi döneminde henüz ilkokul öğrencisiyken sınıflardaki duvarlara asılmış büyük şemalarda Kıbrıs’tan hangi “medeniyetlerin” gelip geçtiği yazardı. “Milattan Önce ve Milattan Sonra” ibare ve tarihleriyle birlikte onları sürekli okur ezberlerdik.
Mesela hiç unutmadığımca hemen ilk başta “MÖ 1000 yılında “Finikeliler” yazıyordu. Sonra Mısırlılar.. Üstelik Mısır iki kez egemen olmuş..
Tarihi boyunca da sömürgeci ülkelerin yönetimde kalmış. Kendine özgü karakteristikleri demografik insan yapısıyla “Kıbrıslı” denilen bir halkı var mıydı? Mesela Kıbrıs’ın Lübnan’la çok ilişkileri vardı. Bu nedenle yoksa yoksa yerli halkını da Araplar oluşturuyordu?
HER neyse cevabı tarihçiler biliyorlar diyeyim ve ekleyim: Adanın ilk kez “vatan” olarak bellenmesi olayı, tutun ki şu anda coğrafyasını paylaşamadığımızca biz Türklerle Rum’lara nasip oldu..
Yani artık ve bugünün dünyasında bir Kıbrıs adası vardır ve bu ada (öyle gösteriyor ki) ilanihaye Türk ve Rum halklarının vatanları olarak kalacak..
Kalacak mı? Eğer birbirlerini yemezlerse inşallah ile maşallah diyeyim!
***
MÜCADELE HAFTASI: İçinde bulunduğumuz hafta.. Şu 1963 olaylarının başladığı “karanlık dediğimiz” yıllar. Çektiğimiz korku ve acıları hâlâ unutmadık.
Hâlâ ayni acıyla Rum EOKA’cıları tarafından katledilen şehitlerimizi anıyoruz.
Rum milis güçlerinin Türk yurttaşların evlerini barklarını nasıl yaktıklarını, yollardan, arabalarından nasıl alıp kurşunladıklarını, kaçırıp türlü çeşitli ezgi cefayla öldürdüklerini de unutmadık.. Çünkü o yılları yaşadık..
NEDEN ama? “Toprak kavgası!” Dünyada hiç bitmeyen toprak kavgası! Bir karışı uğruna, evet insanlar hâlâ birbirlerini öldürebiliyorlar..
Bu adada bu nedenle çok kavga oldu.. Üç kilise papazının adayı resmen Yunanistan’a bağlama ve Doğu Akdeniz’de yeniden bir Helen imparatorluğu oluşturması hayalleriyle gelişen kanlı olaylar yaratıldı!
Hâlâ devam etmiyorsa bir gün ve günü geldiğinde yeniden tekrarlanmayacağını kimsenin iddia edemeyeceği bir hırs ve delice “idea”uğruna!”
Nitekim kaç yıldır Türkiye ekseni etrafında ve Kıbrıs’ı odağına alan türlü çeşitli siyasi oyunlarla yakılan savaş ateşlerini hiç söndürmeden her vesileyle eşeleyip dürterek besliyorlar..
ÇÜNKÜ bu kez de Doğu Akdeniz’i istiyorlar. Ve adanın Kuzey’indeki Türk halkının çekip Anadolu’ya gitmesi için ellerinden gelen bütün siyasi senaryoları müzakere masalarına koyuyorlar..
***
BİLİR MİSİNİZ? Bizim hayatlarımız “bu da geçer” tevekkülüyle geçti! “Sabır dediğimiz kelimenin anlamını daha çok küçük yaşlarda öğrendik. Tevekkel ya Allah” sözü dilimize yapışıktı. Hep “bu da geçecek” diyerek katlandık İngiliz’ine de Rum’una da hayatın acımasızlığına.. “Bu da geçer” dedik.. Geçtikten sonra da mırıldandık ama: “Deldi de geçti!”
KIBRIS Türk halkı çok acılar çekti. Bize küçükken masal anlatmazlardı. İnsanların nasıl açlık ve sefalet içinde yaşadıklarını anlatılırdı.. Okula gidemeyen çocuklar.. Ekmeği bile tükenmesin diye gıdım gıdım yiyen insanları anlatırlardı. İngilizin Rumun Türk halkına reva gördüğü ezgi cefayı anlatırlarlardı…
BU GÜN MÜ? “Çok çok iyiyiz” diyebilmek bu günleri görüp yaşayabilmek için bu adada, işte şimdilerde rahmet ve saygı ile andığımız şehitlerimizi verdik..
Bundan büyük bedel, diyet mi olur?..
***
HENÜZ GÖREVİMİZ BİTMEDİ AMA: İşte şimdi zaman Kuzey’i yaratma zamanıdır. Yukarıda rahmetle andığım şehitlerimizin ruhlarını da şad ve yad edecek bir vatan yaratmaktır.
ÇEVRE pisliğinden arınmış.. Yolları kaldırımları düzgün.. İmarı iskânı planlı.. Sahilleri korunmuş.. Ormanları artmış.. Temizliği terbiyesiyle “insanlığı” büyüyüp gelişmiş..
Hem öylesi bir “insanlık” ki dolar karşısında değer kaybeden TL nedeniyle her türlü emtianın fiyatları taban yaparlarken; aksine değer kazandı mıydı fiyatların ayni hızla kura uygun olarak aşağı çekilmesine özen gösterilecek din iman sahibi insanlarla insanlığın olduğu bir memleket…
HAYAL değil! KKTC’i yeniden yaratabiliriz.. ***
VE KISACA TAKILDIĞIM: Marketlere tenha oldukları için sabah erken saatlerde giderim. Doların TL’i vurmaya başladığı o ilk gün etiketlerdeki fiyatların füze hızıyla nasıl değiştiğinin, değişirken nasıl katlandıklarının pek çok yurttaş gibi ben de tanığıyım. Ki geçmişte de hep benzer olaylar yaşanırdı.
GERÇEKTE ayni zamanda pahalılığın da artırmasına karşın evet “bilumum satıcılar haklılar. Çünkü o rafları yeniden doldurmak için mal tedarikine gittiklerinde, sterlin yada dolar kuru hesaplarındaki TL. karşılığı çok daha pahalanacak, bunu anlıyoruz..
Ne var ki TL’nin değer kazanmaya başlaması nedeniyle fiyatların makul seviyeye inmesi o kadar kolay olmuyor. Nitekim olmadı! Hâlâ neyse eski kurlar üzerinden satışlar şimdilerde de berdevam…
FAKAT siz her hangi bir “ürünü” satın alırken sadece ödediğiniz para canınızı sıkmakla kalmıyor, resmen kazıklandığınızı hissediyorsunuz!
BU haksız satışları bir iki yerde seslendirecek oldum ama “insaf dediler. Önce stoktakiler eriyecek ki yerine konacaklar daha ucuza satın alınacağından raf fiyatlarına da daha ucuz yada günün kurlarına uygun olarak yansıtılsın.”
YANİ her hal ve kârda “satıcı” asla kaybetmesin! Fakat satıcının kaybetmemesi için “alıcılar” da bile bile kazık yesin! ***
İşin kısası şu. Bu memlekette tüccarını, aracısını, tefecisini, perakendecisini falan kahrını yine “alıcı” durumundaki halk çeker..
BU NEDENLE yeni asgari ücret çok yerinde ve Allah’lık denecek imanda bir tespit oldu..
“Asgari Ücret Tespit Komisyonunu” tebrik eder şapka çıkartırım. Asgari ücret garibanlarına bundan daha güzel bir yeni yıl hediyesi olamazdı; Net 6 bin 90 TL. yani yüzde 40 oranında bir artış..
ANCAK çok iyi biliyoruz: Bu kez de bir kısım iş insanı dövizin yanı sıra bu kez de işte bu asgari ücret artışı bahanesine sığınarak satışlarına ve hizmetlerine yeni zamlar ulayacaklar..
Ve diyecekler ki “kendimizi korumak zorundayız.” “Sermaye birikimini yitirirsek ayvayı yeriz” falan..
SONUÇ: Herkes kendi mesleki güvencesini böylesi bahanelerle korumaya kalkıştı mı mesela şu anda sevindirici olan asgari ücret yarın “pahası artan çarşı pazarda ezilip eriyiverince…” Hadi bir asgari ücret ayarlaması daha derken… Çocukluğumuzda bir oyun oynardık: Hani pire ısırdı çık yukarı” derdik ya.. Pire sürekli ısırmaya devam edecek!