Köşe Yazarları

Kırık Su

DHA’nın dağıttığı bu haber internetin çeşitli sitelerinde yer aldı. Okurken beni derinden etkileyen bu öyküyü, bu mücadeleyi, kaybedilen bir oğulun ardından babasının onu yaşatma çabalarını insanlara örnek olacak bu çalışmayı paylaşmadan geçemedim. Koşar adım yaşayıp, bencilde kötülük yaparak, kalp kırarak, değişerek, dönüşerek yaşadığımız bu berbat çağda bu insani acılar ulaşıyor değil mi kalbinize? Hayat nedir, yaşam nedir, acı nedir? Kime göre ve neye göredir. Aslında bir toz taneciği bile değilken hiçbirimiz bu kocaman alemde, nasıl da ölümsüz pozlarla, hırslarımız var değil mi? Oysa ne öyküler, ne yaşamlar var kayıp giden. Ne umutlar ve nice hayatlar… Hayatın anlamının nerde olduğunu bize anlatan, anımsatan ve insan olduğumuzu hatırlatan… İşte bunlardan birisi…

KIRIK SU şiir kitabı, 19 yaşında  yaşamını yitiren Anıl ve babası Zikri:
Muğla’nın Fethiye İlçesi’nde lösemi nedeniyle 19 yaşında yaşamını yitiren Anıl Bektaş Kantar’ın hastalıkla mücadele ettiği günlerde yazdığı şiirleri kitap haline getiren babası 60 yaşındaki Zikri Kantar, kitabın satışından elde edilecek gelirin lösemili çocukların tedavisinde kullanılmasını istedi.
Ankara Keçiören’de restoran işletmecisi Zikri ve Gülnaz Kantar çiftinin oğulları Anıl Bektaş Kantar’a, göz bulanıklığı şikâyetiyle 6 Ekim 2010’da gittiği Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde lösemi (kan kanseri) teşhisi konuldu. Hastalık ortaya çıktığında 17 yaşında olan Kantar hastaneye yatırılarak, ilaç ve kemoterapi tedavisine başladı. 7 ay hastanede yatan ve nakil için uygun ilik aranan Kantar için ilik bulunamayınca, anne ve babasından alınan yüzde 50 uyumlu ilik, Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi’nde nakledildi. İyileşen ve normal hayata geri dönen Kantar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Kütüphanesi’nde memur olarak çalışmaya başladı. Geçen yıl haziran ayında hastalığı nükseden Kantar, 3 ay süren tedaviye cevap veremedi ve 10 Eylül 2014’te yaşamını yitirdi.

TEDAVİ GÖRDÜĞÜ DÖNEMDE YAZDIĞI ŞİİRLER KİTAP OLDU
Ölümünün ardından Kantar’ın dizüstü bilgisayarını inceleyen babası, hastanede tedavi gördüğü dönemde yazdığı şiirleri buldu. Oğlunun anısını yaşatmak için harekete geçen acılı baba, Anıl Bektaş Kantar’ın 23 şiir ve fotoğraflarından oluşan şiir kitabı bastırdı. 600 adet bastırılan ‘Kırık Su’ adlı kitap, oğlunun arkadaşlarına ve sevenlerine dağıtıldı. Anıl Bektaş Kantar’ın ölüm döşeğinde yazdığı şiirleri büyük beğeni topladı.

ŞİİRLERİ OKURKEN GÖZLERİ DOLUYOR
Fethiye’deki oğlu Ali Haydar Kantar’ın yanına tatile gelen Zikri Kantar, oğlunun acısını üzerinden atamadığını belirterek, onu ölümsüzleştirmek için bu kitabı bastırdığını söyledi. Şiir kitabını okurken gözleri dolan ve oğlunu çok özlediğini anlatan Kantar, LÖSEV’e çağrıda bulunarak, lösemiden ölen oğlunun yazdığı şiirlerin yer aldığı kitabı vakfa bağışlamak istediğini söyledi. Kitaptan elde edilecek tüm gelirin LÖSEV tarafından kullanılmasını isteyen baba Kantar, “Oğlumu lösemiden kaybettim. Kitabı LÖSEV’e bağışlamak istiyorum. Onlar geliri kendilerinde kalmak şartıyla çoğaltıp satışını yapabilir. Tek dileğim bu” dedi.

“ŞUURUMU KAYBETTİM”
Anıl Bektaş Kantar’ın hastalığı nedeniyle liseyi yarım bıraktığını ve uzun yıllar tedavi gördüğünü anlatan Zikri Kantar, “Anıl, çok başarılı, çevresinde sevilen bir çocuktu. Lösemi teşhisi konulunca şuurumu kaybettim. Uzun süre tedavi gördü, ilik bulunamayınca benden ve annesinden alınan yüzde 50 uyumlu ilik nakledildi. Nakilden sonra iyileşme süreci başladı. Hastalık tekrar nüksetti ve Anıl’ımı hakka uğurladık” dedi.

“BABA BİR GÜN OKURSUN”
Anıl Bektaş Kantar’ın tedavi gördüğü hastanede sürekli şiirler yazdığını aktaran Zikri Kantar, “Şiirleri bazen bana da okurdu ‘Ben de çok güzel oğlum’ der, onu teşvik ederdim. Bazı şiirleri okumasını istediğimde üzülmemi istemediği için ‘Baba bir gün okursun’ der, okumazdı. Anıl’ı kaybettikten sonra bilgisayarını inceleyen ağabeyi bulmuş. Bazı dosyalara virüs girdiği için kurtaramadığımız şiirleri de oldu. Büyük oğlumla konuştuk ve Anıl’ın şiirlerini kitap haline getirmeye karar verdik. 23 şiiri ve fotoğrafları kitapta yer alıyor. Bu kitabı satmıyorum. Çok sevdiği dostlarıma, öğretmenlerine, çalışma arkadaşlarına bıraktım” diye konuştu. Şiirleri okurken büyük acı yaşadığını ve isyan ettiğini belirten Kantar, oğlunun ölümünün üzerinden 15 ay geçmesine karşın içindeki ateşin sönmediğini kaydetti. Oğlunun acısını unutmayacağını ve ölene kadar içinde saklayacağını vurgulayan Kantar, Türkiye’de ilik verici sayısının çok az olduğundan yakındı. Bu sayının Türkiye’nin bir ayıbı olduğunu aktaran Kantar, daha fazla insanın ilik nakli için donör olması gerektiğini belirtti.
——-
Anıl Bektaş Kantar için yaptığım kısa araştırmada internetten blogda şu cümlelerine rastladım:
Adım Anıl Bektaş KANTAR. 1993 doğumluyum. Ankara’ da yaşıyorum. Lise öğrencisiyim. Emekçi bir babanın oğlu olduğu içinde mutluyum…
_______________________________________________________________________________

BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR

Yıl 1945…Nagasaki’ye atom bombası atılmasının ardından, kardeşinin cesedini ölülerin yakıldığı alana getiren bir Japon çocuk saygı duruşunda.Bu resmi çeken Joe O’Donnel aslında bölgeye Amerikalılar tarafından gönderilen bir casustu. Görevi, Nagasaki ve çevresinde yüzlerce fotograf çekip bunları Amerikan genel kurmayına yollamaktı. Böylece yetkililer bombanın gücü hakkında daha iyi fikir sahibi olacaklardı.

Resimdeki çocuk hakkında konuştuğu şahitlerden biri, çocuğun durumunu şöyle anlatmıştı: “Ateşe doğru gelen 10 yaşlarında bir erkek çocuk gördüm. Sırtında bir bebek taşıyordu. O günlerde Japonya’da çocuklar küçük kardeşlerini sırtlarına alıp oyunlar oynardı. Önce böyle olduğunu zannettim. Fakat bu çocuğun havası tamamen farklıydı. Buraya çok ciddi bir sebeple geldiği meydandaydı. Ayakları çıplaktı ve yüzüne sert bir ifade yerleşmişti. Arkasındaki bebeğin kafası geriye düşmüştü, uyuyor gibiydi. Çocuk yaklaşık beş dakika kadar hiç kımıldamadan saygı duruşunda bulundu.

Sonra, ölüleri yakan maskeli görevlilerden biri çocuğun yanına gitti ve bebeği bağlayan kayışları çözdü. İşte o zaman bebeğin ölü olduğunu anladım. Görevli, ölü bebeği aldı ve ateşin üstüne yerleştirdi. Çocuk ise kaskatı bir şekilde dakikalarca ayakta, durumu seyretti. Alt dudağını o kadar şiddetli ısırıyordu ki sonunda kan akmaya başladı. Kardeşinin cesedi alevlerin içinde tamamen kaybolduktan sonra, arkasını döndü ve sessizce ordan uzaklaştı.”




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı