Köşe Yazarları

KİMSE BİLMEZ


Akşamüstü altın bir kesiti andıran kuru otların üzerine düştü. Zihnimde Van Gogh sarısı renkler solarak pastel renkli bir yalnızlığa dönüştü. Hüzün gün boyu saklandığı kuyudan çıkıp rüzgarın esintisine karıştı. Hafif hafif yaladı yüzümü solgun bir esinti. Eski günler kimsenin göremeyeceği, bulamayacağı yerlerden Ömer Hayyam bir şarkıda düştü dudaklarıma:

Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Bu yıldızlı gökler
Ne zaman başladı dönmeye
Kimse bilmez
Kimse bilmez

Eskileri biriktirmekteki beceriyi yenide bulamıyordum. Sokaklar arasında biriktirdiğim akşamüstlerini, sabahları, vedaları, sözleri, yüzleri duvarlar arasına, şimdiki zamana sıkıştıramıyordum. Onlar rüzgara, denize, şarkılara, şiirlere aittiler. Anılarım yalnızlığımın tanıklarıydılar. Kalabalıktılar, onlarca yüzdüler farklı yaşlarda. Bizi bırakıp bir başka dünyaya gidenler yanlarında gülümseyişimin en güzel parçasını da götürmüşlerdi. Masumiyetimin o habersiz coşkusunu silip gitmişlerdi. Şimdi bir başka yerde, benim bilmediğim bir şarkı söylüyorlardı, her akşamüstü kulağıma kadar gelen. Hasılların dalgalanmasında ölgün bir sarıda belli belirsiz gülümsemeleri görünürdü. Toprak yollardaki taşların un ufak olmuş aşınmışlığı izlerini derinlerde saklardı. Çoktan uzaklara giden kedimiz, köpeğimiz, siyah incimiz hepsi bizimle birlikte sulu limon ağacının altındaki izlerimizdeydiler. Hepsi benim iç dünyamdaki yerlerini koruyorlardı. Üzerlerini örtmedim, tozlandırmadım, uzaklara itmedim. Örümcek ağlarını aldım, eskitmedim, silinmelerine izin vermedim.

 

Ucuz kumaşlarımızdaki zenginliğimizi, düşük maaşlardaki ziyafetimizi, şarkılı, şiirli, kahkahalı, umutlu çocukluğumuzu yani sahip olduğum en güzel hazinemizi götürmüşlerdi yanlarında, gidenler. Artık her şey vardı da, sevgide, vefada, gülümsemede kıtlık vardı. Akşamüstü, sonbahar fırçası ile pastel renklerini sürerken adaya yalnızlığımı da cilalıyordu aslında.

Gözümün önünde boylu boyunca Van Gogh’un ay çiçekleri vardı sanki. Benzeşmeler birbirine karışmıştı. Şimdi servin bir Eylül ve pastel renkli bir akşamüstü vardı, ömrümü, kimliğimi açıklayan. Evimizin önündeki ay çiçekleri hayatımın en güzel sarı rengiydi. Henüz benim boyum onlardan ufakken tanışmıştım onlarla. Gülümseyen bir çiçek olarak kalmışlardı hayatımda. Bir daha o kadar içten gülümseyemeyişimin anımsatmalarıydılar şimdiki hayatımda.

Biriktirmiştim… Çekmecelerde pirililer, eski mektuplar, eski fotoğraflar..atamıyordum. Hiçbir şey atamadığım için de yenilerine yer açılamıyordu. Eski mektupların üzerine yenilerini yazamıyordum. Şiirlerim yeni gibi görünse de hep aynı konu, aynı makam, aynı zamandaydılar. Bir hayata/şarkıya söz yazacak olsam : PASTEL RENKLİ YALNIZLIK olurdu adı, içinde  kırmızıları barındırmayan… Solgun bir akşamüstü gidenlerin hüznünü ve yitirilmişliğin rengini anımsatan SARI rengiyle girmişti hayatıma, tüm renkleri yutan bir yalnızlıkla. Gidenler, gülümsememdeki renkleri de alıp götürmüşlerdi yanlarında.

YAZ BİTTİ

Yaz bitti.. Uzun bir koşuşturmacanın ardından yeni bir döneme koşar adım gidiyoruz. Ufaktan gece serinlemeleriyle Sonbahar kendini hissettirmeye başladı.
Ağustos ayında evimde, ailem, sevdiklerimle geçirdiğim koskoca bir ay geride kaldı. Aylardır, koca yaza damgasını vuran festivaller, gezmeler, tatil planları da bitti.

Yaz bitti. Denizi, kumu, üzüntüleri, sevinçleriyle birlikte nice anı sığıştırmış olduğum cinnet sıcaklar geride kaldı. Oğullarım biraz daha büyüdü. Zorluklarımız biraz daha arttı.

Bu yaz geçen yılkinden çok farklıydı. Çıktığım yolculuğumda daha az anlaşılır olmanın bedeli ile gözyaşlarım, sevinçlerim de farklı mahallelere yol aldı. Şiirin belki de en suskun olduğu bir yazı geride bıraktım. Geçirmiş olduğum zor kışın ardından şiirin susması benim için bir “ES” bir molaydı. Dinlenme toparlanma, kendine gelmeydi. Biraz kendini arama, güç toplama, gerçekte kim olduğum sorularına farklı yerlerden bakmaydı. Şiir, yaşadıklarımın içinde vardı. Acısı, cinneti, sarsıntısı, depremi ile… Biten bir yazın ardından şiirin beni o sarı benizli mevsimde beklediğini biliyorum. Hayatımda dökülen yaprakların, şarkılarımda esen rüzgarların, hüznün, terkin, kırgınlığın, kırıklığın, yanılgının, yanılsamanın, yeniden kendine tutunmanın, toprağın, barışın, çocuğun, aşkın şiirini yazmak için bekliyor beni hazan, saklandığı o bildik akşamüstünde…

Yaz bitti…
İzin bitti…
Tatil bitti…
Sabah uykuları bitti, cinnet sıcaklar, öğle uykuları, telaşsız kahvaltılar bitti. En önemlisi  çocuklarımıza geçirdiğimiz uzun anlar, paylaşımlar, uyumalar, uyanmalar, deniz, kum, kumsal, plansızlık bitti…. Biten bir yazın ardından yığınla anı, tecrübe kazandım…
Yaz bitti. Sonbaharın hafiften üşütmeleri ruhumu tıklatmaya başladı. Şiirlerim hafiften dürtmeye başladı uykularımı. Yenilgilerim, yanılgılarım cümle cümle gelmeye başladılar kapıma. Kelimelerimle aramı açtığım bir yazın ardından durdum, düşündüm, soluklandım… Hazırım, işe, okula, zorluklara, ödevlere, kaygılara, kavgalara. Yeni baştan kuracağım anılara, kahkahalara, zaferlere, dostluklara… Hazırım. Yaz bitti ama yaşam devam ediyor…
Yaz bitti ama ben bitmedim… Yaşanacak nice günümüz var daha…

————————————————————————————————

Yaz Sonu Şiirleri, Melih Cevdet Anday

Yaz sonu durdurur sokakta,
Tenha bir duvardan sarkıp, nereye böyle,
Düşünsene, orda kimse yok, yalnız akşam,
Telaşla düşer öne, hadi gitme,
Bak işte boşalmış perde, yağmur bu,
Rüzgar çıktı, düşünsene, fırtına, dolu,
Lambalar yanacak nerdeyse, saat
O saat değil, düşünsene.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı