Köşe Yazarları

Kim Bu Elalem?



İnsanoğlu olarak bizler dünya üzerinde, olayları anlamlandırabilme yeteneği bahşedilmiş yegâne canlı türüyüz. Kişi, gördüklerini, duyduklarını ve yaşadıklarını geçmişten getirdiği bilgiler doğrultusunda anlamlandırır. Yani anlamlandırmanın temeli öğrenmeden geçer. Kişi doğduğu andan itibaren çevresinde olup bitenleri zihnine kaydeder. Bunu, doğuştan getirdiği kendi mizacının da etkisi ile önce küçük yaşlarda bakımverenlerin davranışları ve hatta çok daha küçük yaşlarda bakımverenlerin mimiklerini baz alarak, bazen yaşının getirdiği karakteristik özellikleri doğrultusunda ve soyut düşünmeye başladığı noktada da büyüdüğü çevrede duydukları ve yaşayarak edindiği tecrübelere bağlı kalarak yapar. Beynimiz bir bilgisayar işletim sistemi gibi çalışır. Bu sistem, dışarıdan edindiğimiz bilgileri  geçmişten getirdiğimiz öğrenmişlikler doğrultusunda işlemlemeye tabi tutarak bir yargıya ulaşmamızı sağlar Özetle anlam yaşanan olayda, nesnede yada söylenende değil kişinin bilgisindedir. Bu bağlamda diyebiliriz ki söylediklerimiz karşımızdakinin anladığı kadardır. Kişi kendi bilgisi doğrultusunda söylediklerimiz duyar ve anlamlandırır. Bu bilgilerden yola çıkarak bu yazıda 2 konu üstünde durmak istiyorum. Bunlar;  ‘Elalem ne der?’ ve ikili ilişkilerdeki sorunların temel nedeni olduğunu düşündüğüm ‘iletişimsizlik’tir.

Toplumumuz küçük bir toplum olması sebebi ile bu durum pek çok insan üzerinde ‘yanlış anlaşılma’ ve hakkında ‘kötü’ konuşulma korkusu, yani toplum baskısı oluşmasına sebep olmaktadır. Toplum baskısı hisseden bireylerin sanki herkes kendilerini tanıyor ve her an kendilerini eleştirmek için hazırda bekliyorlarmış gibi bir algı içerisinde yaşadıklarını gözlemlemekteyim. Kim bu herkes/elalem dediğimde ise genelde net bir cevap alamıyorum. Çünkü ‘elalem’ dedikleri bu şey çoğunlukla, büyürken geliştirdikleri ‘yargılayıcı’ iç seslerinden başkası olmuyor maalesef. Bu noktada önce kendilerini sevip, oldukları halleriyle kabul etmeleri yani özdeğerlerinin farkına varıp hayatlarının sorumluluğunu alabilmeleri bu sorunun çözümü olacaktır.

Öte yandan bizi eleştirenler olmayacak mı, herşey mi bizim zihnimizde dediğinizi duyar gibiyim. Eleştirmek ve eleştirilmek de hayatımızın birer parçası. Olumlu eleştirileri her zaman başımızın tacı olarak tutalım. Onlar hayatımızı zenginleştirme ve kendimizle ilgili gözden kaçırdığımız eksiklikleri fark edebilme noktasında bize sunulan kıymetli armağanlar. Ama günümüzdeki eleştirilerin çoğu ne yazık ki yargısız infaz! İşte özgürleşebilmek adına bunları önemsememeyi başarmamız gerekiyor. Çünkü siz ne kadar doğru davranırsanız davranın karşınızdaki sizi kendi bilgileri doğrultusunda ve kendi gördüklerince yargılayacaktır. Demeye çalıştığım size gelen eleştiriyi kabul veya reddetmeden önce süzgeçten geçirmeniz gerektiği aslında. Ezbere konuşanlara, sizi anlamaya çalışmadan yargılayanlara gerçekten önem vermek ve hayatlarınızı yönetmelerine izin vermek istiyor musunuz? Yoksa kendi aklınıza ve iradenize güvenerek işe yarar eleştirileri alıp geri kalanları yük edinmeden yola devam etmek daha mı uygun?

Bu yazıyı yazarken bir diğer değinmek istediğim konunun da ikili ilişkilerdeki iletişimsizlik olduğunu ifade etmiştim. İki insan düşünerek işe başlayalım. İlla ki evli ya da sevgili olmalarına gerek yok. İkisi de farklı ailelerde doğmuşlar, mizaçları farklı, yaşadıkları olaylar, travmaları, acıları, mutlulukları, büyüdükleri çevreleri kısacası öğrendikleri bilgileri çok farklı. Kardeş olduklarını varsaysak bile kişilikleri ve hayatı anlamlandırmaları, ebeveynlerinin onlara tutumları, arkadaş çevreleri vs farklı olacağından bilgileri yine farklı.  Özetle hepimizin bilgi işlem sistemlerimiz farklı.

Bu noktada ‘Karşımdaki ben söylemeden ne istediğimi anlamalı.’ diyenlere sormak istiyorum. Bu açıdan baktığınızda bu ne kadar mümkün? ‘Ben söyledikten sonra o şeyi  yapmasının anlamı kalmıyor.’ diyenler; Siz karşınızdaki kişiden bir şey istediğiniz zaman bunu önemsemesi, bunun için zaman ayırması ve sizi memnun etmek adına bunu gerçekleştirmeye çalışması gerçekten anlamsız mı? Cevabınız ‘EVET’ ise, sizi acı bir gerçekle yüzleştirmek zorundayım: ‘Kimse sizin düşüncelerinizi okuyamaz.’.

Sağlıklı iletişim konuşarak sağlanır. Kendinizi anlatarak, nelerden hoşlandığınızı/hoşlanmadığınızı, neyin size iyi gelip gelmediğini, beklentilerinizi ifade ederek ve aynı şekilde karşınızdakinin söylediklerini duyarak sağlanır. Elbette ki bize sürprizler yapılması hoşumuza gider. Ama emin olun ki karşınızdaki kişi siz kendinizi anlattıkça, sizi daha yakından tanıyacak ve yaptığı sürprizler de sizi daha çok tatmin edecektir.

‘Konuşuyorum, anlatıyorum ama olmuyor.’ diyenler; Eğer anlatırken karşınızdakini sadece suçluyorsanız, suçlama savunmayı ve inatlaşmayı doğurur. Suçlamak iki kişi arasındaki teması keser. Suçlarken anlaşılamazsınız. Çünkü suçlamalar karşısında kendisini savunmaya çalışan bir kişi sizi anlamakla değil kendisini kurtarmakla/anlatmakla meşgul olacaktır. Kaldı ki bir kişi bir şeyi yapmıyorsa büyük ihtimalle onda o bilgi yok, onu öğrenmemiş demektir. O nedenle iletişim kurarken ‘ben dili’ kullanmak, suçlamamak ve neyin size iyi gelmediğini söylemeniz kadar neyin size iyi geleceğini de belirtmek, hem anlaşılmanızı hem de karşınızdakinin yeni bir davranış öğrenmesini mümkün kılacaktır. ‘Suçlamadan uygun şekilde konuşuyorum, ama olmuyor.’ dediğiniz yerde iseniz de önce doğru durakta olduğunuzdan emin olun derim. Burası kalıp mücadele etmeye değen bir yer mi? Bu hayata bir kez geliyoruz ve yanlış durakta beklemenin, değişmek niyeti olmayan birini değiştirmeye ısrar etmenin anlamı yok. Uğraşarak düzeltemediklerinizden, vazgeçerek kurtulabilirsiniz.

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı