Köşe Yazarları

Kıbrıs’ın Başını Da Belaya Sokmamalı!







Türkiye’nin Afrin Harekâtından bölgedeki tüm ülkelerin kendi “siyasi rejimleri” yönünden mutlaka çıkaracakları bir ders olmalıdır. Ki o ders zaten Daeş belasından beridir bölgede okutulup okunmaktadır!




Her zamanki gibi sözü Güney komşumuza getireceğim ve hatırlatacağım:  “Hiçbir sabır sonsuz değildir!” Hele “sabreden” sürekli mağdur ve  mazlum ise!



Lafı pekiştirmem gerekirse, bir süre önce Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “sonunda Türkiye’yi de çıldırttılar” açıklamasının altını bir daha çizeceğim!

“Çıldırttılar” çünkü göz göre Türkiye’nin Güney’indeki  6 yüz kilometrelik sınır ötesini resmen  ve fiilen ve PYD-YPG terör örgütünün emrine amade kıldılar üstelik “devlet kurmacasına!”

SONUÇ henüz bilinmese de gidişat ortadadır! Daeş’in tüketildiği yerde bu kez yine Amerika tarafından “PYD-YPG yapılaşması meşru hale getirilmek istenmiştir!  Türkiye’nin sabrı bu nedenle taşmış, resmen Kıbrıs Barış Harekâtından sonra 2. kez topu tankı uçağıyla yeni bir harekât başlatmıştır!

       (Ben, olumsuz olayların yetkili ve sorumluları da olsalar, “verdikleri zararlar”  ölmeden kendilerini cehennemlik de yapsa mesela Anastasiades’e yahut hempasına veya Rum liderliği ile Hrisostomas’a, “aptal” olmalarına karşın “aptalsınız” demem! Neme lazım, “takdir’i ilahiye” inanırım  herkesin hatası ile günahı kendi boynuna!)

FAKAT soralım:  Rum tarafı daha kaç yıl Türk halkını “çözümsüzlük” kıskacında tutmaya devam edecek?

Sonu gelmeyen müzakereler daha kaç yıl sürecek?

Türk halkı daha kaç yıl ambargolar altında ezilecek, dünyadan tecrit edilmişliğinin insafsızlığında var olma savaşımı vermeye çalışacak?

ANASTASİADİS’li Güney’in, TC’nin Afrin Harekâtını nasıl görüp değerlendirdiğini bilemiyorum. Ancak bildiğim “her sabrın sonunda bir selamet  olduğu” kadar dayanılmazlığın sonucunda bir de patlaması olduğudur!    1974 Barış harekâtı o “dayanılmazlığın” sonucuydu. Afrin harekâtı da!

YOK: Budalaca davranışlar nedeniyle  adada patlayacak sabırlardan dolayı  kopabilecek kıyametten söz etmiyorum! Sadece Rum tarafına “aman dikkat” diyorum!   Çünkü Doğu Akdeniz’deki enerjiyle oynamak, müzakereler safhasında garagözlük yapmak, bölgede siyasi dengeleri bozup maskaralığa dönüştürmek… Belki şimdilerde eğlenceli olabilir de yarın ne olacağını kimse bilemez! Bu nedenle yüzümü Güney’e çevirerek “aman” diyorum! Kıbrıs’ın da başını belaya sokma!

**********

AYIRIMCILIĞI DEĞİL, BÜTÜNLEŞMEYİ SEÇMELİYİZ.

Bu kelimeler neler hatırlatıyor size? “Husumet, düşmanlık, intikam, nefret,  tehdit, saldırı…”

Yukarıdaki “kelimeler” sürgit siyasi dalaşmalarımıza, bize olmadık eza cefada bulunmalarına karşın, komşumuz   Rum halkı için bile “vicdanımızda yaşatmadığımız  duyguların” lanet ifadeleridir!

Peki ama Güney’in Rum’u için “düşüncesini” bile kafamızda yaşatmayı insanlık dışı ve  zül saydığımız bu  duygularımızı, neden kendi “toplum yapımızın tarifi ile tanıtımı” haline getiriyoruz?

NEDİR bu husumetle düşmanlık? Geçtiğimiz günlerde Meclis’te yaşanan olaylara, “işte KKTC’nin  geleceğinin aynalarda yansıması” mı diyelim?

Olaylar karşısında Sn. Akıncı hemen harekete geçmiş olabilir! Hemen suçluların bulunmasını istemiş olabilir! Medya kınamış, “bu kadarı” olmaz demiş olabilir!

Hepsi olumlu tepkiler.. Fakat bakın olaylarla olanların  bir anda “Kıbrıslı-Türkiyeli” husumetine nasıl dönüştüğüne!

Bu memlekette bizim böylesi düşmanlıklara  çok  mu ihtiyacımız vardır. Fakat:

SEN yıllar yılı (doğru veya yanlış) TC’den kaydırıp bünyene sokuşturulan insanları… Eğer yıllar yılı dışlar, horlarsan…  Kendini  nadide Hollanda lalesi, TC kökenlileri muzır dikenler olarak nitelersen… Ve saçma sapan saplantılarla “üst alt kültürler” gibi sınıfsallık yaratarak sonunda “Kuzey’den çekip gitmelerini” bile çağırırsan…

 NE beklerdiniz olsun? Olanlar oluyor işte! (Ancak hatırlatayım. Sadece marjinal bazı kesimlerce sindirilemeyen TC kökenliler ki yurttaşlarımızdırlar; unutmayın ki bugün KKTC ekonomisinin  her basamağında, ticaretin her türlüsünde, sosyal hayatın en alt katmanlarından  en üste kadar oluşturdukları  etkinlik ve sermayeleriyle yer almaktadırlar…)

Bu nedenle TC kökenli bu yurttaşlarımızın “rüştlerini ispat” yollarında Meclis damlarında koşturup Kayı bayrağı açmaya  ihtiyaçları yoktu! İhtiyaçları olan tek şey artık Kıbrıs Türk halkı ile kaynaşacak empatiyi oluşturmaya çalışmalarıdır. Kendi içlerinde oluşturdukları gettolarından kurtulmalarıdır.. Bu görev de Meclis’e iki milletvekiliyle giren YDP’nindir diye hatırlatalım!

BİZE gelince: Artık çocuklarımız gençlerimiz,  yan gözle baktığımız TC kökenli yurttaşlarımızın otellerinde, öğrenci yurtlarında, işyerlerinde de çalışabilmektedirler.. Onların da bizim işyerlerimizde, inşaatlarımızda çalıştığınca…

KISACA: Bu konuları 1974’lerden beridir “Köşemden” ayazlatan bir “köşeci” olarak  anlatmak istediğim şudur: “Kuzey Kıbrıs’ın demografik yapısı çözüm olsa da  değişmeyecektir.”  Bu nedenle “ayırımcılığı” değil, “bütünleşmeyi ” seçmeliyiz!

**********

       KISACA TAKILDIĞIM.  (HÜKÜMET KRİZİ NE KADAR BÜYÜKTÜR?)                                         

UBP’nin teamül olarak Sn. Cumhurbaşkanından, “kuramayacağı” açık seçik belli olmasına karşı “kerhen de olsa kuracakmış” gibi görevlendirme yetkisini kabul etmesi tutun ki olağan bir prosedür. Ancak çok daha olağan olması gereken hemen  PM’sini toplayıp “kuramayacağının” kararını tescil edip görev iadesinde bulunmak olmalı. Çünkü KKTC’nin bir gün bile “hükümetsizliğe tahammülü yoktur!”

(Yukarıda yazdıklarım  elbette klasik laflar. Seçimler hükümet kuruluşları falan… Tutun ki büyük KKTC!)

Bir de şuna bakın:  Geçen gün fırtına ufak tefek hasarlara neden  olduydu.Ertesi gün gazetelerde resimleriyle birlikte haberleri yayınlandı:  “Fırtına mandıranın çatısını uçurdu!..”

Düşündüm: Tenekeden mandıranın çatısının uçmasının haber olduğu bu küçük memlekette acaba “hükümet krizi” ne kadar büyüktür?









Başa dön tuşu