"Kıbrıs Türk Halkının Uluslararası Hukuka Erişim Hakkı: İnsani, Siyasi Boyutları" - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Çarşamba, Şubat 28, 2024
Köşe Yazarları

“Kıbrıs Türk Halkının Uluslararası Hukuka Erişim Hakkı: İnsani, Siyasi Boyutları”

Mahmut KanberMahmut Kanber

1960 Zürih ve Londra Antlaşmaları, Kıbrıs Türk ve Rum halklarına eşit siyasi haklar sunarak adada barışçıl bir geleceğe dair umutlar yaratmıştı. Ancak, bu umutlar 1963 yılında Rumların başlattığı çatışmalarıyla gölgelenmeye başladı. EOKA, adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla Kıbrıs Türklerine karşı sistematik bir şiddet kampanyası yürüttü, bu da iki toplum arasında gerginliği ve güvensizliği artırdı. 1964 yılında Birleşmiş Milletler Barış Gücü  adaya gönderildi ve iki toplum arasında tampon bölge oluşturuldu. Bu sayede şiddet olayları azalsa da, adada bir çözüm bulunamadı.

 


1974 yılında Rumların Enosis (Yunanistan’a ilhak) planı doğrultusunda gerçekleştirdiği darbe, Kıbrıs Türk varlığını tehdit etti ve bu durum karşısında Türkiye, Barış Harekatı’nı düzenledi. Harekat sonucunda adanın kuzeyi ve güneyi fiilen ikiye ayrıldı. 1960 Zürih ve Londra Antlaşmaları, Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına alan bu antlaşmalar, Türkiye’ye, Birleşik Krallık ve Yunanistan ile birlikte adanın garantör devletlerinden biri olma statüsü kazandırdı. Bu statüye göre Türkiye’ye, antlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükler çerçevesinde adada barışı ve düzeni korumak için müdahale etti.

 

Evet, Kıbrıs Türk halkının uluslararası hukuka ulaşma hakkı olduğunu söylemek mümkündür. Ancak, bu konuda dikkate alınması gereken birkaç farklı boyut bulunmaktadır. İnsani haklar, siyasi haklar ve uluslararası hukukun belirli kuralları bu konuda önemli rol oynamaktadır.

Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın tek meşru temsilcisi olduğunu savunarak Kıbrıs Türklerini uluslararası platformlarda dışlamaya çalışmaktadır. Bu durum, Kıbrıs Türk halkının uluslararası toplumla eşit ve adil bir şekilde ilişki kurmasını engellemektedir.

Kıbrıs Türk halkı, uzun yıllardır yaşadığı izolasyon ve ayrımcılık sonucunda birçok insani sorunla karşı karşıyadır. Eğitim ve sağlık hizmetlerine eşitsiz erişim, mülkiyet haklarının ihlali gibi sorunlar, yaşam standartlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu zorluklara sessiz kalmayan Kıbrıs Türk halkı, uluslararası hukuka erişim mücadelesi vermektedir. Temel hak ve özgürlüklere erişimde adalet ve eşitlik talepleriyle hareket eden halk, uluslararası platformlarda sesini duyurarak bu hakları savunmaktadır. Bu mücadele, adalet ve eşitlik taleplerinin ön planda olduğu bir çaba içermektedir, Kıbrıs Türk halkının insani ve hak temelli mücadelesi uluslararası alanda büyük önem taşımaktadır.

 

Kıbrıs sorunu, siyasi bir boyuta sahip olduğundan, Kıbrıs Türk halkının uluslararası hukuka ulaşma hakkı aynı zamanda siyasi bir konuyu da kapsar. Bu bağlamda, Kıbrıs Türk halkının kendilerini temsil edebilecekleri, kendi siyasi iradelerini ifade edebilecekleri ve haklarını koruyabilecekleri bir devleti vardır, ancak mesele uluslararası hukuk ve siyasi bakış açısı Kıbrıslı Türkler’in uluslararası tanınırlık kazanması için dünya halklarının temsilcilerinin insani ve siyasi hak çerçevesinde pozitif yaklaşım göstermemesi meselesinin çözümsüzlüğünü çözüm haline gelmesini meşrulaştırmaktadır.

 

Bu hakkı uluslararası platformlarda sadece Kıbrıs Türk halkının çözüm yanlısı siyasi temsilcilerinin mücadelesi ancak bu noktaya getirmiştir, yarım asrı bulan bu izolasyonlarla büyüyen nesillerin mücadelesini tüm taraflar görerek toplumun haklarını teslim etme noktasında dayanışma göstermesi çok önemlidir.

 

Kıbrıs sorununun yıllardır çözülememiş olması, bölgesel istikrara ve güvenliğe de tehdit oluşturmaktadır. Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanması ve uluslararası toplumla eşit ve adil bir şekilde ilişki kurması, barış ve istikrar için gereklidir.

 

Yazar olarak, Kıbrıs adasının ikiye bölünmesinin yarattığı sorunları ve bu sorunun çözümü için umut dolu bir mücadeleyi savunuyorum. Yarım asırdır devam eden bu problem yumağı, iki toplumu da derinden etkilemektedir.

 

Kıbrıs Rum halkı, Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde uluslararası alanda haklarını korumayı ve muhafaza etmeyi başarmıştır. Kıbrıslı Türkler ise 1974’ten sonra Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ayrılarak kendi haklarını koruyabilecek bir kurumsal yapı oluşturmuş , devletini kurarak farklı isimler ile bu zamana Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ ile gelmiştir. Fakat bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile dünya devletleri arasında tam bir eşitlik sağlanabilmiş değildir.

 

İki toplumun bir ada üzerinde siyasal eşitliğe dayalı bir yapıya kavuşma mücadelesi çeşitli tanımlamalar ve şekillerle tartışılmaktadır. Bu tartışmalar, Kıbrıs Türk halkını yarım asır boyunca dünya toplumları arasındaki yer alma mücadelesini sürdürmesine rağmen, uluslararası toplumların kurumsal temsilcilerinin Kıbrıs Türk halkının uluslararası hukuka ve tanınırlığa ulaşma noktasındaki mücadelesini insani ve hukuki açıdan yeterince değerlendirmediğini göstermektedir. Emperyal güçlerin güç paylaşımı noktasındaki konjonktürel bölgesel menfaatleri doğrultusunda çözümsüzlüğün çözüm olarak görülmesi, Kıbrıs Türk halkının adanın bir yarısında izolasyona mahkum olmasına, diğer yarısında ise tanınmış bir ülke olmasına ve bu haklardan eşitlikçi ve adil bir şekilde faydalanamamasına yol açmaktadır.

 

Bu sorunun çözümü için umut dolu bir mücadeleyi sürdürmenin gerekliliğine inanıyorum. Bu mücadele, iki toplumun da eşit haklara sahip olduğu, barış ve refah içinde bir arada yaşayabileceği bir çözüme ulaşmayı amaçlamalıdır.

 

 

 

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar