Köşe Yazarları

Kartal mı Tavuk mu?


      

Hangisi daha önemli diye düşündüm… Havadis’teki ilk köşe yazıma hangi konu ile başlasam… KKTC – Türkiye ilişkileri mi? (Hobi olarak ilgi alanım), yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi mi? (Mecburen hepimizin ilgi alanı), İletişim ve mizah mı (Profesyonel olarak ilgi alanım), yoksa KKTC ve Hukuk mu? (Önce azaltıp, sonra bıraktığım ilgi alanım) Düşündüm taşındım ve dedim ki tüm bunların hepsinden çok daha önemli bir konu ile başlamak lazım… Eğer gerçekleşirse tüm bunların hepsine doğrudan etki edecek, neredeyse her alanda yaşanan ve yıllardır çözülemeyen birçok problemin doğrudan ve kendiliğinden çözülmesini sağlayacak bir mesele ile başlamak lazım…  Peki nedir o mesele? İnsan. İnsana dair belki de en önemli konu. Kişinin kendi kendini gerçekleştirmesi… Veya gerçekleştir(e)memesi… Köşemize hoş geldiniz… Buyurun başlayalım…

Hepimizin hayattan farklı beklentileri vardır. Ya da vardı… Kimisi çok şey beklemiştir, beklediğini alamamıştır, mutsuzdur. Kimisi beklediğini aldığını düşünür ama yine de bir şeyler eksik gibidir. Aslında mesele tıpkı bir çok konuda olduğu gibi hayata olan bakış açısı ile ilgilidir. Şöyle ki tıpa tıp aynı olan bir kişiyi, iki farklı bakış açısı ile ele alalım. Osman Bey ile tanışın:

 

Osman Bey ile tanışın…

1- Osman Bey, muhasebecidir. İki çocuk babasıdır ve iyi derecede İngilizce bilmektedir. Eşi ile birlikte borçlanarak aldıkları 3+1 apartman daireleri ve iki de arabaları vardır. Osman Bey, patronu İlhami Bey’i pek sevmez. Sevmez ama yine de işinden şikayet etmez. İlhami Bey sonradan görme, kompleksleri olan, ancak başkalarını aşağılayarak mutlu olabilen bir insandır. (İlhami Bey de eşi Nurcan Hanım’dan çok çeker ama o şimdi konumuz değil) Osman Bey artık 50’sine merdiven dayamıştır. Aslında işe her gün lanet ederek gitmektedir ancak eli mahkumdur çünkü aile olarak borçlarını zar zor ödenmektedirler. Kredi kartları zaten limitine kadar doludur… Zaman zaman istifa etmeyi aklından geçirir Osman Bey ancak bu zamanda nasıl iş bulacaktır… Evine ekmek götüremezse, eşinin ve çocuklarının yüzüne nasıl bakacaktır…

Şimdi aynı Osman Bey’i farklı bir bakış açısıyla tanımlayalım.

2- Osman Bey, 12,7000 km çapında bir gezegende yaşamaktadır. Gezegen aslında içerisinde milyarlarca yıldız, galaksi ve kara delik barındıran koskocaman, sınırsız bir evrenin içinde küçücük bir nokta gibidir. Hatta çoğu gezegene kıyasla nokta bile sayılmaz Osman Bey’in gezegeni. Osman Bey aslında içten içe birşeyi çok iyi bilmektedir: Bu gezegene geliş amacı, milyonlarca sperm arasından sıyrılıp birinci gelmesi ve adım attığı bu hayat, başlı başına bir mucize sayılabilecek bir olaydır. Bu ekosistemin bir parçası olarak dünyaya gelmesinin mutlaka daha büyük bir amacı olmalıdır. Ve bu ulvi amaç kuru kuru biçimde sadece muhasebeci olarak başkalarının harcadığı faturaları toplamaktan ibaret olamaz. Osman Beyin bu gezegende var olmasının anlamı, her ay sonu faturaları ödemek veya işten eve giderken ekmek ve yoğurt almaktan ibaret olamaz. Olmamalıdır!Osman Bey bunu bilir… Hem de çok iyi bilir.

 

Sonsuzluğun inkarı…

Birinci ihtimaldeki Osman Bey’in durumumu en iyi anlatacak ifadeyi sevgili Yılmaz Akgünlü hocamız, yeni çıkan kitabında ifade edilmiştir: “Sonsuzluğun İnkarı” (Akgünlü, 2019, Dünyayı Tersine Çevirmek). Birinci ihtimalde Osman Bey, aslında içinde yaşadığı gezegeni, galaksiyi ve hatta evreni inkar eder. Hayatı kendi küçük kurulu düzenine indirger veya indirgemek zorunda bırakılır. Evden işe, işten eve gider, rutin bir hayatı vardır. Bir rivayete göre bir zamanlar bir Kartal yumurtası, bir tavuk kümesine düşer. Tavukların arasında büyüyen yavru kartal, tavuklar tarafından yetiştirilir kendini tavuk zanneder ve uçup gidebileceği halde asla kümesi terk etmez. O ha kartaldır ha tavuk… Aslında ne kartaldır ne tavuk… Tavuk değildir çünkü tavuklar gibi davransa ve yaşasa bile aslında potansiyeli bunun çok üzerindedir, içinde bir kartal vardır. Kartal değildir çünkü kuru kuru potansiyel, yanında irade ve eylem olmaksızın hiç bir şey ifade etmez.

Anlamsızlıklar Biriktirmek

Birinci durumdaki Osman Bey’in kaderi kümeste büyüyen kartal yavrusu misali anlamsızlıklar üzerine kuruludur. Dönemsel olarak mutlu günleri olsa da, kendi ruhu ile arasında örülü olan kalın bir duvar vardır ve bu duvar yıkılmadıkça kendine yabancı, anlamsız bir hayat vardır önünde… Bir yerlerde bir terslik vardır, acaba nerede diye düşünüp durur…

İkinci durumdaki Osman Bey birçok şeyin farkındadır. Burada ise kritik soru şudur: Farkındadır ama ne yapar? Farkında olmak yeterli midir? Günümüzde birçok insan aslında kendi hayatıyla ilgili reçetesini çoktan yazmıştır. Ancak bu reçeteleri hayata geçirmek için somur adımlar atmak gerekir. Kişinin kendi konfor alanının dışına çıkmak gerekir. Tüm bu adımları atacak olan insanın da korkularıyla yüzleşmesi gerekir. Nelson Mandela’nın dediği gibi “Cesur insan, hiç korkusu olmayan insan değildir, korkularını fetheden insandır.” Peki korkuları fethetmek bu kadar kolay mı?

 

Korku ve Endişe arasındaki fark nedir?

Korku ve endişe aynı şey değildir. Farkını anlamak için çok sevdiğim çarpıcı bir örnek var. Diyelim ki köpekten korkan bir insan, ıssız bir sokağa girdi ve karşısında büyük bir köpek gördü. O anda kişi o köpekten korkabilir. Bu korkudur. Somut bir olay karşısında insanın anlık olarak hissettiği negatif bir duygu. Çoğu zaman da hayat kurtarır. Peki endişe nedir? Aynı adamın herhangi bir köpek ortada yokken, sırf başına bir kez böyle bir olay geldi diye, her köşeyi döndüğünde acaba karşıma bir köpek çıkar mı diye düşünmesidir endişe… Korku somut olaydaki tek bir köpekle ilgilidir. Ancak endişe var olmayan bir sürü köpekle ilgilidir. Korkunun çaresi vardır, köpek varsa kaçarsınız veya en kötü ihtimalle köpek sizi ısırır. Ancak kronik endişe gerçek bir hastalıktır. Sokağa bile çıkmaya çekinir hale gelirsiniz. İnsanların kendi kendini gerçekleştirme hedefinden bir şekilde uzaklaşması, hayattaki neşelerini ve umutlarını yitirmeleri sonucunu doğurur. Mutsuz olan kişi, etrafında mutlu insan görmeye de pek tahammül edemez. Aslında bu sebepledir bu küçücük memlekette bu kadar haset, bu kadar çekememezlik ve nefret var… İster iş hayatında, ister siyasette, ister bürokraside etrafındaki insanların enerjisini emen, yüzü asık, negatif bir insan görürseniz aklınıza kümeste yaşayan o kartal gelsin… Ne tavuktur ne kartal… Hem kartaldır hem tavuk… Bundandır dayanılmaz mutsuzluğu, bundandır bir türlü geçmeyen anlamsızlığı… Ya bir gün bakacak göklere ve uzaklara uçacak ya da bugün de kümeste onun için sıradan bir gün olacak…




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı