Köşe Yazarları

Karşıdakiler

Amerika’da 1929’da patlak veren “Büyük buhran” dünya ekonomisini perişan etmişti.

Buhran Amerika’daki yoksul kesimleri derinden etkilemiş, hayatta kalmak mucize olmuştu…

Buhranın etkileri uzun yıllar sürmüş, meydana gelen perişanlık ve yoksul kesimlerin hayatta kalma mücadelesi yazarları da etkilemişti.

Nitekim, John Steinberg “Gazap Üzümleri” adlı eserini o perişanlığın üzerine kurmuştu.

Roman bir işçi ailesinin o dönemlerde başlarına gelen yaşam mücadelesi ile ilgili.

Daha sonraları beyaz perdeye de aktarılmış…

Koşullar kendi siyasi ortamını da beraberinde getirmişti.

Greve gitmek isteyip bu konuda hak peşinde koşanlar “kızıllar” olarak fişleniyor ve tetikçilerle kiralık kişiler tarafından başlarına gelmedik kalmıyordu.

Okullarda ayırım yapılıyor, yoksul ailelerin çocukları aşağılanıp dışlanıyordu.

Ancak yoksullar da karınlarını doyurmak için birbirlerinin önünü kesmekten çekinmiyorlardı; ekmek aslanın ağzındaydı.

Kafası çalışanlar da vardı.

Onlar sendikalaşmayı savunuyor, işçilerin bir araya gelmesi halinde güçlü olabileceklerini ve haklarını elde edebileceklerini öngörüyorlar, fakat, işçilerin bilinci bunları kavramaktan uzak olduğundan birbirlerine düşmek hiçten oluyordu.

Aydın insanların kavrayamadıklarını işçiler nasıl kavrayacaktı?

Çoluk çocuk aç sefildi.

Portakal ya da pamuk tarlalarında çalışanlar saat başı 25 cent alıyorlardı ki ücretlerin bu kadar düşük olması yoksul kesimin fazlalığındandı.

Bunu bilen patronlar nasıl olsa her ücret seviyesinde işçi bulabileceklerinden, ücretleri en asgari düzeyde tutuyorlardı.

Bir ailenin karnını doyurabilmesi için hepsinin de gün boyu çalışması gerekiyordu, tabii ki iş bulabilirlerse…

Papazlığını bırakıp yoksul ailelerle birlikte olan Casy, durumu kavrayınca en güvendiği kişi olan Tom’a nasihatlerde bulunur.

Ücret kıran patronlara karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğine dair konuşmalar yapar ancak bir türlü karşıdaki bunu anlamaz.

Birçok işçi o 25 cent’e muhtaçtır ve açlıktan kim işsiz kalır kim kalmaz kimsenin umurunda değildir.

Böyle bir ortam.

Casy, nasihatlerinin bir yere gitmediğini görünce şöyle der:

“Belki de anlatmaya olanak yok. Belki de herkes kendi anlamak zorunda.”

Birçok meselenin çözümünde durum buna benzeyebilir.

Herhangi bir meselenin çözümü için belki de herkesin o olayı kendi kendine anlaması gerekiyor.

Ne kadar anlatılsa, sonuçta anlaşılmıyor ve olmuyorsa,

Herkesin anlaması beklenecek!

Çünkü öyle bir ortam doğmuş ki “anlatmaya olanak yok!” ve karşıdakiler anlamaya hazır değil!

Toplum olarak belirli yerlerde yaşayan insanların başına ne gelirse, o “karşıdakiler” in meseleleri anlayıp anlamaması yüzünden gelir belki de…

 

 

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı