Köşe Yazarları

Kafalarımızı karıştıran filozof anastasiadis!







Ayni yolu yürüyor olmak ayni düşünceleri paylaşmak anlamına gelmez..

Çözüme yönelik müzakere sürecini  Rum ve Türk liderler açısından ne zaman anlamaya   çalışsam pek çok konuda anlaşamadıkları gerçeğinde şu yukarıda “yolu” hatırlarım. Ki her iki tarafın ayni zamanda birer de “yol haritaları” vardır..

Nitekim daha bir süre önce BM’ler Genel Kurul Çalışmalarına katılan Anastasiadis ne diyordu konuşmasında?

“SİYASİ eşitliği kabul ediyoruz kabul etmediğimiz siyasi eşitsizliktir!”

Anlıyoruz ki artık Anastasiadis için  sorunun “siyaseti” gitti, yerine “düşünüyorum o halde varım” diyen   Deskartes’vari “filozof” Anastasiadis’ geldi!

Ki parantez içine aldığımız şu bilgece söylenmiş  “siyasi eşitliği kabul ediyoruz, kabul etmediğimiz siyasi eşitsizliktir”  lafı, artık Anastasiadis’in “erdiğinin” ispatıdır!

BUNA karşılık ayni tarihte  BM’ler Genel Kurul çalışmalarına katılmadan önce Sn. Akıncı da “filozof Anastasiadis”e çağrıda bulunurken şöyle diyordu: “Çoğunluk  azınlık mantığından çıkıp ortaklık mantığına yönelim…”

Ki Sn. Akıncı Anastasiadis’deki bu “bilgece laflara” baktıkta, başını iki yana sallayarak ve hayıflanarak  şunu da söylediydi: “Anastasiadis’in kafa karışıklığı herkeste bir bulanıklık yarattı!”  Buna karşın bu “bulanıklılık”  içinde bunalmayı çok seviyoruz!

*****

YUKARIDA müzakereleri yüklenmiş iki “liderin” sorunun çözümünü nasıl değerlendirdiklerini (tabi ki sorun  birer cümleden ibaret değildir ama fikir vermektedir)  hatırlatmak istedim.

Çünkü her iki taraf için de hem “siyasi eşitlik” hem federal Devlette oluşacak “ortaklık” konusunda bir uzlaşı yoktur.

BUNU Anastasiadis’in “Siyasi eşitlik” anlayışı ile Sn. Akıncı’nın “ortaklık” anlayışı arasındaki görüş ayrılıklarında görmek mümkündür.

Bir başka konuya geçeyim: Müzakerelerin en büyük “düşmanı” geçmişte alınan bazı kararların “referanslar” olarak masada aranan çözüme “çözüm unsurları” olarak sokuşturulmak istenmesidir!  Örneğin BM’lerin kararları, Crans Montana’da sağlanan uzlaşılar.. Bunlar müzakere sürecinin ayak bağlarıdırlar! Çünkü artık adada ve bölgede “geçen tek bir gün” bile yeni bir günün referansı olamayacak kadar eski ve köhnedir!

*****

DEVLET-ÖZEL SEKTÖR DERKEN…

BİR gün sürekli gittiğim  bir “Alışveriş Merkezinde   daha önce hiç görmediğim her halde çalışmaya yeni başlayan bir bayan büyük bir heyecanla sağa sola koşuştururken sebze reyonunun önünde duruyor ve orada çalışan bir kıza emirler yağdırıyordu:

“Ne bu maydanoz böyle! Müşteri bunu almaz ki! Kaldır hemen şu tezgâhtan!..”  “Şu marullara bak! Sararmışlar.. At at bunları!..” “Bak domateslerin içinde  erimeye yüz tutmuşları var. At at şunları…”

…ERTESİ gün gittiğimde baktım müşterilere temiz, taze sebze meyve sunmak için paralanan, sağa sola emirler yağdıran bayan yok!

Büyük olasılıkla “işten durdurulduydu! Çünkü  KKTC de (bazı müesseseleri tenzih ederek yazayım) müşteri  memnuniyeti değil,   çok kâr amaçlanır! Bu uğurda müşteri kazıklanır da aldatılır da!                                                                                                                                                         *****

PEKALA ya Devlet? Her hükümet göreve büyük bir iştiyakla başlar! Erhürman Hükümeti, Tatar Koalisyon Hükümeti gibi. Ki birisi “TC’nin her dediğini yapmadığı için gerekli para akışını sağlayamadığından gittiydi… Diğeri yani Tatar Hükümeti  TC’nin her dediğini yapacağı vaadinde   parasal katkıyı da güvenceye alarak Hükümeti kurduydu..

Yani ne? Şu yukarıdaki “müşteriye en iyisini sunmaya çalışırken işinden olan bayan görevli gibi! Yada Satış yerinin çıkarlarını korumak için müşterilerini harcayan “sahip ve yöneticileri” gibi!                                                NE var ki Ankara’ya söz verdiği halde  artık Tatar hükümeti de  kaptığı 750 milyona karşılık görevini yerine getiremiyor!

MESELA Kamu-Özel Sektör ortaklıklarında müzminleşmiş sorunlarıyla  özelleştirilmeleri tasarlanan  Kıb-Tek, Telekomünikasyon,  Mağusa Limanı gibi Devletin kamburuna binili “Kurumların” kılına bile dokunamıyor!

Nitekim artık “yapacağız-edeceğiz” yerine “suskunluk” tercih ediliyor.

HA yok mu yapılanlar? Yasalarla evet! Mesela “Çarpık yapılaşmanın önüne geçme babında çıkarılan emirnameler.. Yada “Kaçak İşçi sorununu önlemek için “Vize ve İkamet” Tüzüğünün devreye girmesi..

Fakat Devlet kaybettiği ve düzeni bozduğu için çıkan bu “yasaların” bile  önünde  aynen şu “satış yerlerinin” daha çok kâr amacında müşteri hizmetlerini istismar etmelerine benzer engeller vardır!

Çünkü   “çıkan yasa ve yasaklar” nedeniyle “Özel sektörün kaybettiği  parasal kazançlarıyla, kârlarıdır!”

ÖYLE olduğu için de  Ercan Hava Alanı onca tartışmalardan sonra “Emrullah Turanlı’nın TT’sine teslim edilirken, Mağusa limanında “kadük olan Liman İşçiler Birliği Yönetim Kurulu”na ve Limanın gün günden beterince yıkılıp gitmesine karşın; “hâlâ ne “özel sektör ne Devlet” tetkiklerden öte bir adım atamadılar!

Ki eğer Mağusa limanı “Kamu-Özel Ortaklığına” geçerse (bazı arayışlar var) Limanda  konuşlanan “askeri üssün” de bir başka yere taşınması gerekecek ki nereye ve nasıl?

…Yani artık hükümet kurmak çok kolaydır da “devleti yönetmek” çok zordur!  Yaa!

 








Başa dön tuşu