Köşe Yazarları

Kadim bir dostu andık

Hayatta güzel yaşayan insanlar var. Bir de hayatı güzelleştiren insanlar vardır. İşte, kadim dostum Hristos Vanezos çevresindeki insanların hayatını güzelleştiren insanlardan biriydi.

Bu hafta içinde Kiriyakos Cambazis önderliğinde ve Vanezo’un karısı Mariya ile kızı Silvana’nın katkılarıyla “Vanezo’yu anma toplantısı” yapıldı. Belli ki Vanezo’nun çok arkadaşı vardı. Rum Gazeteciler Birliği’nin salonu tıka basa doldu. Cambazi’nin yönettiği toplantıya üç konuşmacı katıldı. Limasol’un eski Belediye Başkanı Andreas Hristu, eski bakanlardan Kostas Themistokleus ve ben.

Vanezo’yu tam 50 yıl önce tanımıştım. 1968 yılında doktora yapmak amacıyla Sovyetler Birliği’ne gitmeden önce ailemi görmek için bir haftalığına İngiltere’den Kıbrıs’a gelmiştim. Eylül 1963 yılından beri Kıbrıs’a ilk gelişimdi çünkü hükümetimiz biz Türk gençlerini adaya sokmuyordu.

Lefkoşa’ya dönünce herkesin “Taki” dedği bir delikanlı ile tanıştırıldım. Bana kendini “Vanezo” olarak tanıttı. Bu nedenle ben kendisini hep “Vanezo” olarak bildim. Hatta eşi ona “Hristaki” diye hitap ettiğinde tuhafıma giderdi. Mağusa’ya onunla gittik.

Vanezo konuşurken boyuna gülümserdi. Üstelik samimiydi. Mağusa’ya gidinceye kadar arkadaş olmuştuk. Limanda izin aldı, benimle birlikte gemiye çıktı ve beni kamarama yerleştirdi. Sonra da iyi yolculuklar dileyerek ayrıldı. O zaman sakalı olup olamdığını hatırlamıyorum ama bende öyle bir izlenim vardır ki Vanezo, anasından sakalcığıyla doğmuştu.

Moskova’da formaliteler tamamlandıktan sonra beni Kiyef’teki Şevşenko Üniversitesi’nin hazırlık okuluna gönderdiler. Orada Cambazis’le tanıştım ve onunla da arkadaş olduk.

Bir yıl sonra Moskova Lomonosov Üniversitesine kayıt olundum. O sene miydi yoksa ertesi yıl mıydı tam anımsamıyorum ama beni bir sürpriz bekliyordu. Bir gün Vanezo çıkageldi ve “Nerelerdesin? Kaç zamandır seni arıyordum” dedi. Meğer kendisi de eşi Mariya da burslu olarak Moskova’da imişler. Yanılmıyorsam Mariya’yı orada tanıdım. O gece Kıbrıs’tan gelen içkilerle buluşmamızı kutladık.

O yaz Vanezo Kıbrıs’a gelecekti. Arzu edersem gidip ailemle görüşebileceğini söyledi. Ailemi bulmanın zor olduğunu söyledim. Köyde bile kalmıyorlardı. Bodamya ile Piroyi arasında  bulunan behçede kalıyorlardı. “Sen rahat ol, ben onları bulurum” dedi. Moskova’ya döndüğünde bana uzun uzun  ailemden söz etti. Onları bulmak zor olmuştu ama sonuçta bulup onlarla sohbet etmişti.

1974 yılının Şubat ayında Kıbrıs’a döndüm. Sağa sola koşuşturup iş ararken kendimi savaşın ortasında buldum ve asker oldum piyade. Öyle bir iş bulmuştum ki bir kuruş bile getirmedi. Savaştan sonra dünyadan tamamen kopmuştuk. Ne mektup yazabiliyorduk ne telefon edebiliyorduk. Rum arkadaşlardan haber alamıyordum. Sovyetler Birliği’ne yazdığım mektuplar geri geliyordu.

Aradan üç veya dört sene geçmişti. Yanılmıyorsam Berlin’de bir toplantıya katılmıştım. Orada bir Rumla karşılaştım. Bildiğiniz gibi Kıbrıslılar tuhaf insanlardır. Adada can düşmanıdırlar, birbirlerini öldürürler ama ada dışında can ciğer kuzu sarması olurlar. Oturduk, bir kahve içtik ve sohbet ettik. Tabii ben kendisine arkadaşlarımdan birilerini tanıyıp tanımadığını sormaya başladım. Vanezo’yu sorunca “PEO’daki Vanezo’yu tanırım” dedi. Hemen bir kart yazdım ve Vanezo’ya vermesini rica ettim. Karta aşağı yukarı buna benzer bir şeyler yazmıştım: “Ben iyiyim. Senin de iyi olduğuna sevindim. Eminim eninde sonunda bir yerlerde buluşacağız. Kıbrıs buluşulmayacak kadar büyüktür ama dünya küçüktür.”

Yıllar sonra ilk buluşmamızda Vanezo bana o  kartı hatırlatmış ve şöyle demişti: “Dünya gerçekten küçükmüş. Yoksa Kıbrıs da mı küçüldü?”

2003 yılından sonra buluşmak için herhangi bir engel kalmamıştı. Birçok defalar buluşma olanağı bulduk ama bunların içinde hafızamda özel bir yeri olan buluşma, Lemithu köyünde geçirdiğimiz bir hafta sonuydu. Vanezo ile Maria yazda bu köyde bir süreliğine bir ev kiralamışlardı. Bir hafta sonu için beni ve eşimi de davet ettiler. Pazar gün öğle mangal partisine Kakopetria’dan gelen Kostas Themistokleus da bize katıldı. Birileri daha vardı ama kim olduğunu anımsamıyorum. Güzel bir hafta sonu geçirmiştik.

Bir süre sonra Vanezo’dan ses çıkmaz oldu. Bir öyle, iki öyle, en sonunda Cambazi’ye sordum bir şeyler biliyor mu diye. Bana hasta olduğunu söyledi. Ben bir türlü evlerini bulacak kadar Güney Lefkoşa’yı öğrenemedim. Bu nedenle birkaç defa Cambazi, bir veya iki defa da Petros Yiasemidis götürdü beni evine. Her defasında bana iyi olduğunu söylerdi ama, ne yazık ki, pek iyi değildi.

Yıllar boyunca buluşmalarımızda bana eski arkadaşı Derviş Kavazoğlu’ndan bahsedip duruyordu. Ben de kendisine bunları kaleme dökmesi gerektiğini söylerdim. Kitaba ne zaman başladığını bilmiyorum ama evindeki  bir ziyaretimde bana kitabı bitirmek üzere olduğunu söyledi. Gerçekten de bitirdi ve Gazeteciler Birliği salonunda yapılan kitap tanıtımında beni de konuşmacı olarak davet etme inceliğini gösterdi.

Yahya Kemal Beyatlı “Ölmeyegör, bir günde unuturlar seni / Düşmeyegör, keyif için yerler seni” der. Öte yandan arkadaşlarımın cenazeleri için kiliseye gittiğim zaman papazın “Anısı ebedi olsun” dediğini duyarım. Vanezo’nun anısının ebedi olup olmayacağını bilmiyorum. Ama bir şeyden eminim: Biz arkadaşları, Vanezo’nun anısını mezara götüreceğiz.

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı