Köşe YazarlarıSürmanşet

“İRADE” 3

Ahmet Okan yazdı






Vedia Barut sabahın erken saatlerinde iş yerini açtığında, Lefkoşa uyanmış sayılırdı.

Onun iş yerlerinden geçmeyenler, onun adını bilmeyenler, onun varlığından habersiz olanlar “buralı” olamazlardı.

Bu kadim kentte modern bir hayat tarzının oluşumunda bir baş imamın evladı olan Vedia Barut’un önemi büyüktü.

Lefkoşa, bu gibi insanların varlığı ile Lefkoşa olmuş; memleketin kültürü bu gibi insanların varlığı ile biçimlenmişti…

Lefkoşa’nın dışında yerleşim yerleri vardı ama ahalinin çoğu surlar içinde kalıyordu.

Ortaköy ve Köşklüçiftlik gezinti yerleriydi.

Hafta sonları Boğaz yolunu tutan arabalar kuyruk oluştururlardı.

Böyle sonbahar zamanlarında Boğaz’a giderken Ortaköy fırınında durmak bir adetti.

Burada fıstık, fındık alındığı gibi, fırının kendine özgü çörek ve ekmeklerinden almadan Ortaköy’den geçilmezdi.

Tekmil ahali Boğaz tepelerine yayılırdı.

Mevsim lale mevsimi değildi ama Boğaz tepelerinden güneşin batışı seyredilirdi ki o tepelerden Lefkoşa çok uzaklarda kurulmuş bir çadırı andırırdı…

Fotoğrafçı Ümit en güzel fotoğraflarını Lefkoşalı insanların görüntüleri ile tarla ve ova çiçeklerinden yol yol olmuş o güzelim manzaraları çekmekle elde etmişti…

Sokak çeşmelerinden su aktığı yıllardı.

Hayat su gibi akıp gitmekteydi.

Taş ve toprak evler insanları ile birlikte uyum içindeydi.

Lefkoşa içinde yaşayan herkes o evlerin kapısı, penceresi, sündürmesi, avlusu gibi ayrılmaz bir parçaydı.

Sevinçlerin ve kederlerin birlikte yaşandığı bir kentti şeher.

Bir seyyar satıcının derdi, ömür tükettiği sokaklarda yaşayanların da derdiydi…

Bulutlar toplandığında toprak da kıpırdar, yağmurla buluşurdu.

O vakitlerde Kanlıdere çocuksu bir sevinç yaşardı.

O dönemlerde mevsimler adamakıllı yaşandığından yağmurlar da zamanında gelirdi; şimdiki gibi değildi iklimler.

Bu dünya kemirilmezden önce, kış mevsimine girerken Kanlıdere dans elbiselerini giyer, efkaliptoların müziği ona eşlik ederdi.

Keşke Venedikliler Kanlıdere’nin kent içinden geçen güzergahını değiştirmemiş olsalardı; zaten bir işe yaramamıştı savunma amaçlı yaptıkları onca iş.

Ya da keşke Osmanlı döneminde dere doğal güzergahına döndürülmüş olsaydı.

O zaman surların içinden gelip geçen ve üstünde taş ve ahşap köprüleri ile bir akarsuyu olacaktı Lefkoşa’nın. (Ne var ki şimdikinin bile kıymeti bilinmiyor, genişleyen Lefkoşa’nın içinden bir akarsu varken…)

Velhasılı kelam,

Böyle bir kültürle yoğrulmuştur insanlar…

“İrade” bu kültürden kaynaklanmazsa, nereden kaynaklanacak?

(Bitti)

 








Başa dön tuşu