Poli

İngiltere Türkçe Gazeteler Tarihi (1867’den 2017’ye) Bölüm 4

Tözer Karafistan
Tözer Karafistan
Gezip gördüklerim

Bu araştırmanın birinci bölümünde 1867 yılından 1902 yılına kadar İngiltere’de yayınlanan 14 gazeteyi ele almış ve bu gazetelerin yayın tarihlerini ve isimlerini vermiştik. Tarihsel olarak İngiltere’de ilk yayınlanan bu gazetelerin neden İngiltere’de yayınlandıklarını kısaca anlatmıştık. Birkaç cümle ile söylenecek olursa; Jöntürk hareketinin İngiltere’de yayınlanan gazeteleri, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında dağıtılmak için yayınlanmıştır. İngiltere’de bir Türk toplumunun varlığı olmadığı için ‘yerel’ gazete olarak değerlendirilmeleri mümkün değildir.

İngiltere’de yayınlanan Türkçe gazeteleri ele aldığımız bu çalışmayı dört bölüme ayırmayı uygun bulduğumuzu yazmış ve ikinci bölümde 1916-1940 yılları arasında Britanya Hükümeti tarafından yayınlanan 3 yayını ele almıştık.

Son iki bölümün ilkinde, 1959 yılında Türkün Sesi gazetesi ile başlayan yerel gazeteleri çok kısa bir şekilde değerlendirmiş ve bu son bölümde, gazete olmayan yayınları (haber bülteni, broşür, dergi vs) gözden geçireceğiz.

Diğer Yayınlar

Bu bölümde, gazete grubuna girmeyen ve bazıları sürekli olmakla birlikte İngiltere’deki Türkçe okuyabilen topluma ulaşması sınırlı olan yayınları ele alacağız. Bu yayınların çoğu, dernekler tarafından yayınlanmış ve sadece üyelere gönderilmiş veya ulaştırılmıştır. Çoğunun tirajı birkaçyüz civarındadır.

Toplumun Sesi

1974 yılında İngiltere’deki en eski Türk derneği olan Kıbrıs Türk Cemiyeti tarafından yayınlınmaya başlanan ve her ayın 1’inde ve 15’inde 15 günlük olarak, daha sonra aylık çıkan, kültür, sanat, düşünce ve aktüalite dergisidir. 28 sayfalık A4 ölçüsünde ve daktilo ile yazılan bir yayın olan “Toplumun Sesi”nde Mustafa Gençsoy, Osman Türkay, Metin Münir, Cafer Ertuğrul, Şinasi Özdenoğlu (şiir) ve Fuat Galip yazarlar listesinde yer alıyor. Fiyatı 10p. İngiltere için yıllık £3,75 yıllık abone ücreti ile dağıtılan Toplumun Sesi bir örgüt yayını olarak yorum, ropörtaj, şiir ve ilanlara da yer verir. Yazıların yarıya yakını İngilizce olarak yayınlanır.

15 Haziran 1974 tarihli 13’üncü sayıda “Weekly Turkish News” isimli bir bültenin yayına gireceği anons edilir. İngilizce yayın yapan bü bültenin İdari Sekreteri Osman Türkay olur.

20 yıllık bir yayın hayatından sonra Toplumun Sesi yayınına  1994 yılında son verir. 15 Haziran 1974 tarihli 13’üncü sayıda “Düşünceler” köşesinde Osman Türkay “Ulusal Kültürümüzze ve Değerlerimize Yazık Oluyor” başlıklı yazıda şöyle yazar:

            “Türk Güzel Sanatlar Derneği eski başkanı Yaşar İsmail’in TOPLUMUN SESİ’nin geçen sayısında yayınlanan açıklamasını dikkatle okudum. Birçok noktalarda kendisini haklı buldum. Hele İngiltere’deki koşulların farklı olduğunu, iki toplumun da eşit hak ve hürriyetle İngiliz hukukunun güvenliği altında bulunduğunu belirtmesi çok yerindedir.

            Öte yandan, düzenlenen Kıbrıs Geceleri’ne Türklerin de katılmasıyla, Kıbrıs’a Yunan kültür ve uygarlığının egemen olmadığını kanıtlamak bakımından yararlı olacağı yönündeki görüşü de doğrudur. Fakat, şimdiye değin yapılan iki toplantının ışığı altında bu savın pek geçerli olmadığı, hatta seyirci olarak katılan halk kitleleri üzerine olumsuz yönden etki yapıldığı bir gerçek olarak belirmektedir. Çünkü üstüne basa basa çaldığımız davulumuz ve zurnamız, bildirildiğine göre, Türk davulu, Türk zurnası olarak tanıtılacağı yerde “Kıbrıslı” (Cypriot) olarak tanıtılmaktadır ki, bu çok yanlış birşeydir.

            Çünkü, bilindiği gibi, “Cypriot” kelimesi yabancılar arasında “Kıbrıslı Rum” kelimesiyle eşanlamdadır. The Guardian gibi en entellektüel gazeteler bile, zaman zaman Kıbrıslılar ve Türkler “Cypriots and Turks” kabilinden deyimler kullanmaktadırlar. Bu doğru değildir. Fakat bunu değiştirmek de güçtür. Bu nedenle Adada yaşayan iki toplumun “Kıbrıslı Türk” ve “Kıbrıslı Rum” olarak adlandırılması yönüde yapılan çabalar pek az olumlu sonuç vermiştir. Bu, ancak sistematik çalışmalarla uzun zamanda gerçekleştirilebilir.

            Rumlar Kıbrıs’ın tek toplumlu bir ülke olduğunu ispat etmek için yıllırdan beri sistemli bir şekilde çalışmaktadırlar. Şimdi ne hazinder ki, bu çalışmalarına Türkleri de göz göre göre alet etmektedirler.

            Anadolu’ya özgü olan ulusal otunları alıp da herhangi bir törende “Kıbrıslı” oyunu olarak takdim etmek hem etiket, hem de ahlak dışı bir davranıştır. Siz bir Efeyi, ya da bir Dadaşı nasıl kendinize mal edip yabancı seyircilere “Cypriot dance” olarak takdim edebilirsiniz? nasıl Kıbrıslı Rumu bunlara göz göre göre sahip kılabilirsiniz? Ulusal oyunlarımızı alıp Hornsey ve St. Pancras Belediye salonlarında oynadığınızda, bu oyunlar “CYPRIOT DANCES” olarak takdim edildiğinde, kaç Türk kalkıp buna itiraz etmiş, “BUNLAR ANADOLUNUN, TÜRK ULUSUNUN ULUSAL OYUNLARIDIR” diye itirazda bulunmuştur. Şüphe yok ki, her kültürün menşei önemlidir. Aksi takdirde, herkes, Yunanlıların yaptıkları gibi her değeri alıp kendine maledecek ve kültür dünyasında bir kaos başlayacaktır.

            Eğer yaptıkları açıklamalar, verilen demeçler doğru ise, eğer gerçekten gerek Hornsey ve gerekse St Pancras belediye salonlarında yapılan Kıbrıs Gecelerinde katılanlar Türk-Rum şeklinde değil de, sadece “Kıbrıslı” olarak takdim edilmişlerse, o toplantılarda folklörümüzü ve kültürümüzü yabancılara tanıtmak şöyle dursun, onları Kıbrıslı Rumlara maletmiş bulunuyoruz. Bu ise bizim için telafisi imkansız bir kayıp, ulusal kültürümüz için de müthiş bir felakettir.

            Şöven olmak en tiksindiğim birşeydir. Kıbrıslıların kendi malları olacak bir kültürün yaratılmasını, bu amaca hizmet etmek için Ada’da bir Türk-Rum Enstitüsünün kurulmasını 1958 ile 1960 yılları arasındaki geçici devre sırasında yazıp savunan bendim. Fakat, 1963-67 savaşlarından sonra böyle bir tez savunmak mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Gerçekçi olmak, bulutlarda yürümemek gerekir.

            Türk kültürünü, Türk folklörünü yabancılara tanıtıp sevdireceksek, onu “Cypriot” olarak değil, “Türk” olarak takdim edeceğiz ve hatta hangi bölgelerden çıktığını, hangi bölgelerde oynandığı bilimsel bir şekilde tanıtıp anlatacağız. Bilim ve kültür doğruluk, dürüstlük ister. Aslında Kıbrıs Türklerinin kendilerine özgü folklörleri yoktur. Son yıllarda birkaç yüzelsel yapıt ortaya konmuşsa da, bunlar da bir özentiden başka birşey değillerdir. Folklör’ün kaynağı Anadoludur. Kıbrıs Türkü bu folklörün içine 1950’den sonraki dönemde Kıbrıs liselerine ve orta okullarına Anayurdun göndermeye başladığı çok sayıda öğretmenlerin çabalarıyla bir kez daha girmiştir. Şimdi bize onların öğrettikleri bu ulusal dansları ve halk türkülerini gidip Rum düğünlerinde ve Rum törenlerinde bir hiç pahasına heba etmeyelim. Sonra bizi hem Türklüğümüz, hem de bilim ve sanat dünyası ayıplar” 

Hackney Haber

Hackney Kıbrıslılar Derneği tarafından 1980’li yılların başında “Haber Bülteni” olarak yayınlanmaya başlanmıştır. A4 ölçülerinde olan ve daktilo edilerek ve fotokopi usulü ile çogaltılan aylık bir yayındır. Yayını 2000 yılına kadar devam eden Hackney Haber, adından da anlaşılacağı üzere, Hackney bölgesinde yaşıyan Kıbrıslılar’a yönelik yerel haber, Sosyal Haklar gibi konulanda bilgi vermek amacını gütmektedir.

Hackney’deki tüm okul, kütüphane ve dernekler yanında Hackney Kıbrıslılar Derneği üyelerine ve Belediyenin tüm bölümlerine ulaştırılmaktadır. Genellikle 12-16 sayfa olarak yayınlanan aylık bir dergi niteliğindedir. Tirajı 300 civarındadır. 

Cemaat

Mart 1980 tarihinde “İslami, aylık yayın organı” olarak İngiltere Türk İslam Derneği tarafından yayınlanmaya başlar ve sayı 8 olan Kasım 1980 tarihinde yayını son bulur. Her ayın ilk Cuması yayınlanan Cemaat’ın Genel Yayın müdürü Halit Mollahüseyin, Yazıişleri Müdürü Mustafa Aksoy, Art Direktör Faruk Aksoy’dur. Yazışma adresi ve idarehane: 219 Whitechapel Road, London E1. 25 Pence’e satılan Cemaat’ın dizgisi CİDE IBM ve baskısı da Bestdeal LTD tarafından yapılmaktaydı.

Ağustos 1980 tarihli altıncı sayıda, “yarım düzine dergi” yazısının tümü büyük harflerle yazılmış. Yazı şöyle:

            “Bayrama kavuşturana şükür dostlar, cemaat dergisi olarak çifte bayram yapıyoruz şimdi. Elinizde bulundurduğunuz bu sayı ile dergimiz yarım yaşına basmış oldu. Henüz altı aylık bir bebek yani. Fakat dergimizin ilk sayısı ile onu takip eden sayıları şöyle bir önümüze koyup baktığımızda hatırı sayılır bir gelişmenin farkına hemen varmak mümkün. Şimdi göğsümüzü gere gere demiyoruz ki, artık bu dergi tamam olmuştur. Bundan başka bir şey yapmak mümkün değildir. Bu kadar imkanla ve bu cemaata bu kadar dergi. Hayır, hayır. Bir günümüzün bir günümüze denk olması halinde aldanmış olacağımız gibi, cemaati de getirip bu seviyede bırakacak olursak yazık etmiş oluruz. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, elinizde blundurduğunuz bu dergi, üzerinde henüz hiç bir profesyonelce çalışma yapılmamış ve belli hiç bir kalıba oturmamış bir dergidir.

            Ama bugün, şu elinizde bulundurduğunuz altıncı sayımızla ilerisi için bir ümit verdiğimizi zannediyoruz. Buyurun muhteviyatımıza bir göz atalım. Londra’da büyük hizmetler yapmış, bir çok yerli ve yabancı müridi bulunan Şeyh Nazım Efendi, şehrimize gelir gelmez kendisi ile irtibat kurmuş ve hemen bayram sayımıza değerli bir yazısını koyma lütfunu kendileri göstermişlerdir. kendilerine ayrıca burada da teşekkür etmeyi bir vazife telakki ederiz, ve umarız ki, kendileri burada olduğu müddetçe cemaatimizi değerli yazıları ile şereflendirsinler. Şüphesiz ayın en önemli vakası İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesiydi. Bütün dünyanın gözü önünde, bütün uluslararası anlaşmaları ayaklar altına alarak, evrensel beyannemeleri çiğneyerek kutsal Kudüs şehrini İsrail başkent ilan ederken, tabi ki bütün dünya yine seyirci kalmaktan öte bir şey yapmadı. Bu hususta geniş bir yazımızı altıncı sayfamızda bulmanız mümkün. Yine ilginç İslam Alemi haberlerimiz ile dünya aktüalitesini de yakından takip etmeye çalışıyoruz Allah’ın izniyle. tek takip etmediğimiz, Türkiye’deki kısır politik çekişmeler, itişip kakışmalar.

            Şunu da belirtmekte fayda var. cemaat her ay 2000 nüsha olarak basılmaktadır, teknik ve matbaa masrafı olarak adedi 25 pence’e malolmaktadır. Fakat bu altıncı sayımıza kadar henüz dergi satışından hiç bir gelir elde edilmiş değildir. Bu husus henüz çözümlenmiş değil. İstiyoruz ki buradaki bütün Türkler bu dergiye ücret ödemeden de olsa sahip olsunlar, onu okusunlar, okutsunlar. Zaten Cemaat’in çıkışındaki gayi de bu değil mi? Ama gelin görün ki bu derginin çıkabilmesi için de bir miktar paraya ihtiyaç bulunmaktadır.. Aksi takdirde dergi hiç yayınlanamayacak ve eline parasız tutuşturmaya çalışacağımız kişi bu sefer hepten Cemaat’ten yoksun kalacak. Şimdilik imkanların tükendiği yere kadar gitmeye çalışacağız. Cenabı Allah doğruların yardımcısıdar. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yeni imkanlar çıkar da dergi kapanma tehlikesi ile karşılaşmaz…” 

12 sayfalık, 22X31cm ölçülerindeki Cemaat’in tüm yazıları dinidir. Altıncı sayının arka kapağında, Şeyh Nazım’ın resmi yanında “Bayramlık” başlığı altında şu yazı yayınlanır:

            “Ünlü din adamı ve Nakşibendi Tarikatı Şeyhlerinden, Kimya Mühendisi Şeyh Nazım Adil, 1922 Kıbrıs-Larnaka (İskele) doğumlu, kısa özgeçmişini, Hazretin bizzat kendi ağzından dinleyelim:

            “Sahabe-i Kiramdan Ümmü Hagan Hala Sultan Hazretlerinin bulundukları yerde doğmamız bize göre bir lütuftur. Bölge elden çıktıysa da Hala Sultan Gönlümüzden çıkmış değil. İlk, Orta ve Lise tahsilini Kıbrıs’ta, İst. Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Mühendisliğini ikmal edip, usulü kadim üzere Hocamız Beşiktaşlı Vaizi Alasonyalı Hacı Cemal Efendi Hazretlerinden icazet alıp, oradan Şam-ı Şerife gelip Nakşibendi tarikatının altın silsilesinin son halkası ve son imamı Şeyh Abdullah Dağıstani Hazretlerine intisab ile, bir karıncanın Hac yolunda çabalaması gibi hak yoluna hizmet ile günümüzü geçirmekteyiz.” 

Demokrasi

6 Hampden Road, London N8 adresinde 1970’li yıllrdan beri falliyet sürdüren Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği’nin bir yayın organı olan “Demokrasi, 21X30cm ölçülerinde ve 26 sayfa olarak yayınlanıyordu. Bugün faaliyetini devam ettiren derneğin 1980’li yıllarda yayınladığı “Demokrasi” bülteni artık yayınlanmıyor. Dernek üyelerine ulaştırılan yayınlardan biri olarak sayılabilir.

Daktilo ile yazılan ve yerel ve dünya olaylarını yorumlayan sol bir yayın olan “Demokrasi”nin içeriğinde çizgi ve şiirler de yayınlanıyordu. Tirajı birkaç yüz olarak verilebilir. 

Halkevi

92-100 Stoke Newington Road, London N16 adresinde 1980’li yıllardan beri faaliyet gösteren Halkevi Toplum Merkezi’nin yayın organı olan “Halkevi”, 12 sayfalık 21X30cm ölçülerinde bir yayındır. Yerel ve Türkiye politik olaylarını veren ve sol bir yayın olan “Halkevi’nin haber yanında film eleştirisi ve şiir yayını da vardır.Sürekliliği konusunda bilgi edinemediğimiz “halkevi”, bir örgüt yayını olarak arasıra yayınlanan bir yayın olarak kabul edilebilir. 

ETCA Haber

Enfield Türk Toplum Derneği (Enfield Turkish Community Association) tarafından 3 ayda bir Türkçe ve İngilizce olmak üzere ayrı ayrı 4’er sayfa olarak yayınlanan ve fotokopi ile çoğaltılarak üyelere gönderilen bir yayındır. Tirajı 300 dolayında olup 1995 yılı başında yayına başlamıştır.

Haziran 1995 tarihli ikinci sayının içeriğinde yer alan yazılardan bazıları şöyle:

            “ETCA ‘Under One Sun’ festivalinde Kıbrıslı Türkler’e katılma olanağı sağladı” başlıklı yazının altı şöyle:

            “Enfield Kıbrıslı Türk Derneği, bu yılki kültür ve sanat festivali “Under One Sun”da Kıbrıslı Türk temsiliyeti konusunda verdiği mücadeleyi kazanmaktan onur duymaktadır. Festival, toplumumuza zengin kültürümüzün ürünlerini sergileme, paylaşma ve sunma yönünde önemli bir fırsat olacaktır. ETCA, üyeleri ve Southgate ve Hornsey Türk okullarının işbirliğiyle, Kıbrıs Türk müziği, dansı, mutfağı ve kültürünü sergileyecek eylemler içeren bir programı biraraya getirip festivalde sunmak için çalışmalar yapmıştır.

            Under The Sun festivali 24 Haziran’da başlayıp 9 Temmuz’da sona erecektir. ETCA, tümünüzün katılımını umar, sergilenecek Kıbrıs Türk ürünlerini zevkle izlemenizi diler” 

Üç Nokta

Mart 1995 tarihinde ilk sayısı 250 adet olarak yayına girer. Yazı kadrosunda Emin soğancı, Kağan Güner, Yaprak Aydın, Doğan Bolbay, mehmet Akçay, Mesut Akın, Seyda Alpşen, Özlem Alpşen, Hilmi Patara ve Cengiz Bozkurt yer almaktadır. 21x15cm boyutunda 36 sayfadan oluşan ve İngiltere Türk gazeteleri içinde en küçük boyuta sahip yayın olan Üç Nokta’nın yayın adresi 136-138 Kingsland High Street, London E8 2NS’dir. İkinci sayıda yayınlanan “2nci Sayıda” yazısında şöyle yazılmış:

            “1. sayımızı Londra’da 250 civarında bir satışla kapadıktan sonra, sizlere 2. sayımızı sunuyoruz. İki şeyi tahmin ediyoruz. Herhalde bu dergi “Her ayın sonuna doğru çıkacak. İkinci tahminimiz ise derginin sayfa sayısının her sayıda artacağı… Bize yazı verecek olan arkadaşlardan bir ricamız olacak. Yazınızı, mümkünse bilgisayar disketinde bize verin. Bu bize oldukça vaket kazandıracak ve daha az sabahlayacağız. Eğer mümkün değilse, daktilo veya okunaklı yazılmış bir şekilde ve imla kontrolunu yaptıktan sonra, yazılarınızı bize iletin (Özellikle, nokta, virgül, tırnak işaretlerinden sonra boşluk bırakmayı ve de-da eklerini ayrı yazmayı lütfen ihmal etmeyin).

            Derginin yazışma adresini yan sayfada bulacaksınız.

            Derginin tüm Avrupa’ya yayılmasını diliyoruz. Bu sayıyı 1. sayıyla beraber, Avrupa ve Türkiye’deki tanıdıklara postalıyoruz. Yazı yazmak için ilgilenenlerin, hemen harekete geçmelerini rica ediyoruz.

            İlk toplantımızı, 14 Mayıs’ta yapıyoruz. Hepinizi bekliyoruz. Çocuklar için kreş olacak.

            Şimdilik bu kadar… İyi okumalar. Görüşmek üzere… Sevgiyle…”

Yayıncılarının kimler olduğunu bilmediğimiz Üç Nokta, sol bir yayın olarak yayınını sürdürmektedir. Yazarlarından Mesut Akın ikinci sayıda “göçmenler ne alemde:” yazısında şöyle yazmış:

            “Bu ülkeye geleli neredeyse 6-7 yıl oldu. Çoğumuz yerleşme vaziyeti alırken sonumuzun ne olacağı hala bir endişe konusu olmaya devam ediyor. Nasıl olmasın ki? 1993 Temmuzunda yürürlüğe giren Yeni Sığınmacılar Yasası yine aynı Muhafazakar hükümetçe değiştirle değiştirile kalbura çevrildi. Neredeyse birkaç ayda bir çıkartılan kararnamelerle tüm göçmen ve sığınmacılara şeyten görmüş gibi saldırılıyor.

            Avrupa ülkeleri içinde bulundukları ekonomik bunalımın nedenlerini bulmakta güçlük çekmiyor. Bir yandan yarattıkları toz duman havası içinde, yılların mücadeleleri sonucu kazanılan toplumsal haklar bir bir torpalanıyor, bir yandan da başta İngiltere’de olmak üzere, Almanya ve Fransa’da sermayenin tekelleşmesi olabildiğince hızlanıyor. Tekelleşme bu ülkelerde en gerici ve ırkçı akımları da harekete geçiriyor. Alman ve Fransız ırkçılığı yeni nazi motivlerle yabancı düşmanlığını programlarının merkezine koyuyor. Le Pen “Fransa Fransızlarındır, iktidara gelirsek Fransa’da tek bir yabancı bırakmıyacağız” derken, henüz Fransızlar kadar ciddi bir tehlike oluşturmadığını sandığımız İngiliz faşistleri hemen yanıbaşımızda, kapı komşumuz Bangladeşlileri, Pakistanlıları, Siyahları saldırı hedefi haline getiriyorlar. Toplumumuz da ırkçı saldırılara maruz kalıyor ve maruz kalınan ırkçı davranışlar konuşma konularımızın bir parçası haline geliyor.

            Irkçılığa ve faşizme karşı mücadele için başlattığımız zemini iyi bilmeliyiz. İş yerinde, okulda, oturduğumuz konutlarda hakkımızı aramalıyız. Kuşkusuz hakkımızı arayabilmek ve savunabilmek için bir araya gelmek gerekiyor. Tekbaşına yapılabilecek şeyleri yadsımıyoruz ama aynı hedefe doğru güçlü bir yöneliş bizim olumlu bir sonuç almamız için önemli bir adım olacaktır.

            Çoğumuzun oturduğu ve çalıştığı Hackney ve Haringey Belediyesi sınırları içinde polis tarafından nedensizce çevrilen insan sayısı bir kaç kat arttı. Durdurulup aranılanların çoğunu da yabancılar oluşturuyor.

            İngiliz yönetimi sanki yeni gelenler güllük gülistanlık bir ülkeden geliyormuş gibi yeni sığınma başvurularının çoğunu – neredeyse tamamına yakınını – reddediyor. Siyasi sığınmacılar açısından ülkenin durumu daha da kötüye gittiği halde İngiliz hükümeti bu tutumuyla “nesnelliğini” yitirdiği izlenimi veriyor. 1989 da gelenlere uygulanan Cenevre Antlaşması ile 1994-1995 te gelenlere uygulanan Cenevre Anlatmaşı hükümetin elinde başka bir kılığa giriyor. Burada başta Avrupa devletleri yönetimlerinin demokrasi söylemlerinin iki yüzlülükten öteye gidemediğini belirtmek istiyorum. Demek ki Avrupalılara göre demokrasinin tanımı değişebiliyor. Yani hepsinin demokrasi söylemleri boş laftan öteye gidemiyor.

            Öte yandan söylediklerinin çoğu da kendi rakamlarıyla bile doğruyu ifade etmiyor. Avrupa konseyi verilerine göre İngiltere dışına giden İngiliz sayısı İngiltere’ye gelen yabancılardan daha fazla. 1971 den 1992’ye İspanya’ya yerleşen İngiyiz sayısı %600 artmış. İngilizler bizleri ekonomik nedenlerle sığınma istemekle suçlarken, kendileri de daha iyi yaşam koşulları adına İspanya’ya yerleşiyorlar. Oldu mu şimdi?

            İngiltere İçişleri Bakanlığı “Avrupaya ve İngiltere’ye 15 milyon göçmen sosyal refah devletinin nimetlerinden yararlanmak için üşüşüyor” diyor. Bu da doğru değil. Avrupa Konseyi verilerine göre 15 milyonun 5.5 milyonu yine bu Avrupa devletlerinin kendi nüfusları. Nasıl İngiltere’den diğer Avrupa ülkelerine akım oluyorsa diğer Avrupa ülkelerinden de İngiltere’ye akım bir nüfus dolaşımı oluyor. Geriye kalan 9.5 milyonun 1.2 milyonu İngiltere’ye yıllar önce gelip yerleşmişlerden oluşuyor. Geri kalan 8.3 milyonun Almanya’daki büyük bir kısmını Rusya’dan ve diğer ülkelerden Almanya’ya geri dönmüş ve yerleşmiş Almanlar oluşturuyor. Avrupa ülkelerindeki Avrupalı olmayan nüfusun büyük bir kısmını Eski sömürgelerden gelenler oluşturuyor.

            İşin en ilginç yanı İngiliz nitelikli işçisinin İNgiltere’yi terkederken seçimini daha iyi koşullar bulduğu Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkeler doğrultusunda yapıyor olması. Gördüğünüz gibi ülkeden ekonomik nedenle ayrılmak bir ayıp yada suçsa, bunu en başarılı bir şekilde uygulayan bizim İngilizler. Dünyanın gelir dengesini yıllardır kendi lehinize yontun, sonra da yok efendim siz daha iyi yaşam koşulu için burayı seçtiniz deyin. Hem suçlu hem güçlü diye buna derler.”

 Türk Aile Birliği  Türk Dili ve Kültür Okulu 1987-1988 Yıllığı

34 sayfadan oluşan A4 kağıdına fotokopi ile çoğaltılan yıllığın hazırlayıcıları Tahsin İbrahim ve Ertuğrul Türkbileği. Adından da anlaşılacağı üzere yılda bir kez Türk Aile Birliği tarafından yayınlanan ve öğrencilerin bir yıl içindeki aktiviteleri resimli olarak anlatak bir dergidir.

Not: Bu yazı dizisinin üçüncü bölümünde ele aldığımız yerel gazeteler anlatılırken bir teknik hata sonucu aşağıdaki gazete ve dergiler hakkındaki bilgi okuyucuya ulaşamamıştır. Bu konuda okuyuculardan özür diler, bu yayınlar hakkında kısaca bilgi vermeyi bir sorumluluk Kabul ederim.

  1. günlük emek gazetesi

Sadece, “İngiltere Özel eki 3” diye sunulan ve üst başlığı “Yeni Dünya Emek İle Kurulacak” anonsunu yapan tabloid bir gazete olarak elimize geçenbu yayın hakkında fazla bilgi edinmek mümkün olmadı. İçeriğindeki yazılar imzasız olduğundan ve yayıncıların adlarının verilmediği gazetenin içeriği sol politik bir gazete olarak nitelenebilir. İçeriğinden anlaşıldığı üzere 1998 yılının Sonbaharında yayınlanan gazete üçretsiz olarak dağıtılıyordu.Gazetenin başka bir ülkede yayınlanan bir gazetenin özel eki olma olasılığı da vardır.

  1. Gerçek Türkün Sesi

Gerçek Türkün Sesi gazetesinin ilk sayısı Nisan 1999 tarihlidir. Turkish Cypriot Network tarafından aylık olarak yayınlanan tabloid gazetenin ilk sayısında KKTC ve Turkiye Londra Büyükelçilerinin mesajları yer almaktadır. 27 Old Gloucester Street London WC1N 3XX adresindeki gazetenin ilk bes sayısı elimizde olmakla birlikte yayının ne zaman son bulduğu hakkında bilgi edinmek mümkün olmadı.

  1. Bizim Güneş gazetesi

Bizim Güneş gazetesi’nin sadece çüncü sayısı elimize ulaşmıştır. 15 Eylül 2004 tarihli olan bu sayıda belirtildiği gibi haftalık olan gazetenin ilk sayısının 1 Eylül 2004 olması gerekiyor.Yayının ne zaman sona erdiği bilinmiyor.

  1. Avrasya

Haftalık tam boy gazete Avrasya’nın ilk syısı 29 Mayıs 2003 tarihlidir. İngiltere’de gazeteteciliğe emek vermis isimlerden Kemal Erdemol ve Mustafa Köker gibi isimlerin yazdığı Avrasya’nın sahibi reform publishing and Production limited olarak geçiyor. Yönetim Kurulu Başkanı Erol Başarık ve Edtör Kemal Erdemol. Adres olarak 1st Floor, Unit 5, Shaklewell Lane Londo E8 2DA olarak veriliyor. Yayının ne zaman son bulduğunu tesbit etmek mümkün olmadı.

  1. Karizma dergisi

92 sayfalık renkli bir dergi olan Karizma’nın boyutları 22x 30cm ve sahibiKarizma Org limited olarak geçiyor. Editör Esra Özçelik ve Yönetim Yayın Direktörü Göksel Zeybrek. İngiltere, Fransa ve Türkiye’de de satılan derginin fiyatı £1.20.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı