Köşe Yazarları

İktisadi ve Mali Protokolümüz… (Hayırlı olsun)


Dünkü yazımı KKTC ile TC arasında  “Mali ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının” imzalanacağını bekleyip gözledikten sonra da yazabilirdim..

Hatta Sn. Akıncı ile Başbakan Sn. Tatar’ın Cumhurbaşkanlığına an kala mevcut siyasi pozisyonlarını analiz etmeye çalışırken araya şu düşünceyi de sıkıştırabilirdim:

“Ankara bu seçimi Sn. Akıncı’ya yedirmez!”

Tabi bunları yazdıktan sonra KKTC ile TC arasındaki “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşmasının” bir yandan da Sn. Tatar’ın iktidarını güçlendirmeye, reytingini artırmaya yönelik olduğunu söylemek kaçınılmaz olurdu.

***

Doğrusu siyasi hayatın cilvelerinden olan böylesi “perde arkası”   gelişmelerden tedirgin olmamak gerekir. Kaldı ki Ankara her devrede KKTC’de kendisiyle rahatlıkla çalışıp istişarelerde bulunacağı “makul” yöneticileri gözledi..

Sn. Tatar bu konuda “gözde” olacak kadar Türkiye’ye inançla bağlı politikacı da oldukta Ankara’nın iltimasıyla 2 milyar 288 bin 976 TL’lik, 2021 yılını da kapsayacak “iyi” bir bütçeyi hak etmiş olmalıdır.

Tabi bu “iyi” dediğimiz ve KKTC’nin hanesine bir kısmının hibe bir kısmının da “borç” olarak  yazıldığı paranın 650 milyon TL’si Savunma Bütçesine aittir..

(BURADA bir parantez açıyor ve öteden beridir “eğer bu savunmaya ayrılan para olmasaydı yada bu parayı Türkiye kendi bütçesinden verseydi” yollarında olagelen serzenişlere bir mim koyuyorum:  Çünkü bu konudaki yakınmaların asıl nedeninin “askersizleştirilme” olduğu bilinen gerçektir!

Tutun ki “kaşıntısını” önlemek için Türkiye  iyi niyette bulunarak Savunma bütçesini kendi uhdesine alırdı da…    O zaman parayı veren taraf olarak “bu savunmanındır ha” demek gereğini duymadan mesela bu son “2 milyar küsur paradan 650 milyonunu düşerek vermez miydi?..”

Hesabı kitabı buna göre yapmaz mıydı? Sonuçta ne değişirdi ama?

Kaldı ki bağımsız ve egemen Devlet iddiasında olmamıza karşın “savunma Bütçesini Türkiye’ye ödeterek KKTC’nin  devletlu oluşuna da halel getirmiş olmaz mıydık?

Hadi buraya kadar gelmişken yazayım: Dünyada savunma bütçesi olmayan ülke yok. Komşumuz ise neredeyse savaş uçağı alacak…

Böyle netameli bir adada çözüm de olsa “ne askersizleştirme olur ne de  “savunmasızlık! Ha ne olur? Geçmişte olduğu gibi TC’nin ve Yunanistan’ın   garantörlükleri olur, her iki tarafta da “Savunma” bütçeleri ile harcamaları lağvedilir.. Ne var ki komşudan böylesi bir “askersizleştirmeyi” beklemek  mümkün değildir!

***

Aslında TC-KKTC arasında 1974’lerden beridir imzalana gelen “Mali ve Ekonomik protokollerin” yabancısı değiliz! Bu kaçıncısıdır bilmiyorum. Yıllar  önce TC ile “Kıyı Ticareti anlaşmaları” da yaptıktı.. Hatırladıkça aklım hep takılıyor! Biz her şeyimizi oradan alırken, enginarımızı bile  Türkiye’ye satamıyorduk.. Zaten Mersin Gümrüğünü geçemiyorduk! Hani durum vaziyetlerimiz bugün de  farklı değil..

En basiti 2019’dan kalanı! TC ile imzaladığımız ve sayesinde (bugünkü gibi o zaman da 750 milyonu cebellu ettiğimiz KKTC-TC Mali Ve Ekonomik Protokolün “p”sini bile uygulamadık! Ki Telekomünikasyon’dan Kıb-Tek’e kadar özelleştirmeler de vardı Mağusa Limanı gibi büyük ulaşım tesislerini elden çıkarma da vardı..

“Bizim sisteme uymaz” diyerek üzerine yattıktı da kimse çıkıp “peki ama nedir sizin sisteminiz” diye sormadıydı! Ki o sistem arayışları sürerken uğruna “Mağusa’da serbest Liman” bile oluşturduyduk. Batırdık kurtulduk!..

Mesela:  “ufak tefek bir devlettik ama bayağı bir “hava yolumuz” vardı onu da batırdık! Yani diyecektim ki “bu memlekette en çok telaffuz edilen kelimelerden biri olmasına karşın, “sistem” denen  ismi var cismi yok Zümrüdü Anka kuşunu bir türlü yakalayamadık!

***

Yeni protokola dönecek olursak. Elbet ekonomistler, konunun uzmanları yazıp anlatacaklar ne getirip ne götüreceğini daha iyi anlayacağız.

Şimdilerde anladığımız memlekete “sıcak paranın gireceğidir..” Önemli olan bu paranın yerli yerinde kullanılmasıysa adil olması da bir o kadar daha önemlidir.. (İnşallah partizanca tutumlarda çarçur edilmez!)

Tabi imzalanan protokolün uygulanabilirliğini tartmak için  şöyle bir göz attığımda “müjde” dedim kendi kendime! Ve ekledim:  “Tüm o protokolde  yazılanların  yerine getirilmesi yükümlülüğünün yanına bir de “grevleri” koyun! Çünkü bu ülkede bugüne kadar “KKTC-TC Mali ve Ekonomik Protokollerinden hiç biri “Sendikaların” onayından geçemedi!”

Kısaca 2 milyarlık büyük bir bütçenin altına imza koyan Sn. Tatar giden koronavirüs ile birlikte de rahatlarken, geriye tek merakımız ve gailemiz kalıyor: Şöyle ki Bakalım Tatar Koalisyon Hükümeti   Protokol vecibelerini nasıl yerine getirecek?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı