İKİNCİ YAŞAMIM VE “LAMBOUSA PRENSESİ” - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Mayıs 25, 2024
Köşe Yazarları

İKİNCİ YAŞAMIM VE “LAMBOUSA PRENSESİ”

halil paşa

Elimde, kolumda, yüzümde bağlı serumlar. Çüküme bağlı bir sonda. Göbeğimin iki yanından iç organlarıma açılmış iki delikten geçirilen iki plastik borudan yatağımın altındaki iki bidonda tıp-tıp damlamakta olan kirli kanım. Ortadan ikiye ayrılan ve ameliyatımın sona ermesiyle dikişlenip zımbalanarak yeniden birleştirilen göğüs kafesim. Ayağımdan alınan damara karşın diz altına kadar dikişlenip zımbalanmış baldırım. Sonda, boru ve serumlarla bağlı vücudumun sağa sola kıpırdamasını imkansız kıldığı yoğun bakım yatağına sırtüstü çivilenmiş hal-i harabım.

Böyle en zor ve çaresiz anlarında insan bir an önce illa ki yaşamın rutinine dönmeyi tahayyül eder. Sağlıklı olup rahatça kitap okumak ister mesela. Böyle bir anda yeğenim Bülent Dizdarlı’nın yoğun bakımın kapısından eşkerip; “Halilim, 2’nci yaşamında sağlık hep yanında olsun” önsözü eşliğinde en son kitabını imzalayıp verme inceliğini gösterdiği “Lambussa Prensesi” romanı ile tanışmam bu şartlarda oldu.


Bülent dizdarlı lambousa prensesi

Kitabı yoğun bakımda değil ama hastanenin yataklı servisine aktarılınca bir solukta bitirdim. Hem de şeffaf kalemimle yazarının dillendirdiği kendimce önemli cümlelerin altını çize çize. Zaten huyumdur ya. Elimde şeffaf kalem olmadan kitap okumayı hep eksiklik sayarım. Gelelim novellamıza, yani Dizdarlı yeğenimin kısa romanına:

Kitap kapağı uçsuz bucaksız bir gün batımı kızıllığının bir deniz kenarından (ben Garava köyü diye betimledim-hp) harika bir manzarasını sunuyor. Kıyıda durmuş kızıl ile karanın renk cümbüşüne boyalı ufkun bir köşesinde bir mum ışığı gibi denizde yakamozlanan aya dönük yüzüyle genç bir kadının silüeti… Daha romana başlamadan görsel olarak yazar okura ilk gizemli mesajını (tarihin derinliklerine uzanan kadınların o makus talihini-hp) vermeye mi çalışmış? Ben öyle anlayıp yorumladım. Zaten yazar anlatısına başlamadan önce, kitabını şiddet gören tüm kadınlara, şiddetin son bulması dileğiyle adadığını yazmış.

On üç kısa bölümden oluşan hikayenin merkezinde Melike yer alıyor. Türkiye’de evliliğinin daha balayı gününde, üniversite yıllarında tanıştığı kocası Cemalin şiddetine uğrayan genç kadın, soluğu Kıbrıs’ta yerleşmiş ağabeyi Erman’ın yanına kaçıyor. Melike’nin gönül ilişkisine girdiği Kıbrıslı Mustafa işinde gücünde çalışkan genç bir adam. Lamboussa’da tarih öncesi gizlenmiş definenin müstakbel avcısı İstanbullu Yunus’un oltasın takılıp hazine arayıcılığında ortağı olan Mustafa’nın küçük kardeşi Fethi de dahil oluyor sonradan kahramanlar arasına.

Bu arada yazar Lamboussa Karallığının sonunu getiren efsaneyle ve antik Yunana uzanan kısa anekdotlarıyla adanın tarih öncesine götürür okurunu. Bazen de başvurduğu tanıdık bir arkeoloğumuzun anlatısına emanet eder adanın uzak tarihini.

Ama yazarın kurguladığı hikaye adanın Covid pandemisi döneminde geçer. Yani adamızın uzansak tutacağımız kadar yakın tarihinde.

Anlatıda geçen köyler tanıdık olunca bu okuru (elbette Kıbrıslı okurdan bahsediyorum) daha çok çeker hikayenin içine.

Bazen okur kendini bir seyahatte, mesela Malta’sının sokaklarında gezinir, adanın güzel restoranında yöresel bir yemek siparişiyle karşı karşıya bulur.

 

Uzatmayayım. Sona doğru Kıbrıs’ın tarihini arkada bırakarak okuru anlatısına çeken yazar, hikayede gelişen düğümleri çözmeye koyulur:

Melike ile Mustafa’nın aşk ilişkisi bir yanda, işinde iyi para kazanan “eğitimli” Cemal’in tesadüfen Kıbrıs’a tayiniyle üniversite aşkı Melike’ye her ne olursa olsun yeniden sahip olma arzusu diğer yanda.

Ya İstanbullu ve Kıbrıslı iki amatör define avcısının sonları ne olacak? Lamboussa Krallığında gizli hazineyi bulup zengin olacaklar mı? Yoksa yakayı ele verip hapse mi düşecekler?

Yazar kurgusuna bir sürpriz gelişmeyle mi son verecek?

Olaylar romanı ve kahramanlarını nereye savuracak?

Merak etmeyin yazar sizi canınızı sıkacak, “keşke” dedirtecek bir son ile baş başa bırakmayacak. Okuyunca sanırım bana hak vereceksiniz.

…….

Yazarın satır aralarında verdiği tespit edebildiğim mesajlarına gelince:

“Kadına şiddet uygulamamak”; “Kadını kendi eşiti görmek ve bunu yaşamında uygulamak” vb.. Bunu içselleştirmek, erkeklerde bir diploma ya diplomasızlık ya da bir varsıllık yoksulluk sorunu değil, benimsedikleri yaşam biçimleriyle ilgili bir sorundur.

…Bir ikincisi de yaşamın nasıl hızla geçip gittiğiyle ilgilidir ki, bu da kitabın sayfaları arasında bir cümlede karşımıza çıkar: “Bir kaç nesil geçince mezarlara bakacak acı dolu insanlar da kalmaz.”

Dahası da var. Dikkatli okur çok daha fazlasını yakalayacaktır.

Okuyun bu kitabı. Rahatlayacaksınız.

Tepki göster
Bayıldım
2
Bayıldım
Huzurlu
1
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar