Köşe Yazarları

HÜSEYİN KANATLI’NIN ARDINDAN…


Üniversiteye gidişimin ilk yaz tatiliydi.

Eğitimle mesleği bütünlemek için staj yapmaya karar vermiştim.

Emine ablam (Salcan) Bayrak Radyosu’nda Rumca haber spikerliği yapıyordu.  Onun ısrarı ve teşvikiyle Bayrak Radyosu’nun  kapısına dayanmıştım.

Bayrak Radyosu’nun  merkezi o zaman Lefkoşa Sarayönü’nde, mahkemelerin karşısındaki tarihi posta binasının yan tarafında.

 

Öyle ahım-şahım bir yer değil.  Daracık, demirden merdivenlerle çıkılan, iç içe geçmiş zemini tahta odalarda, birden çok kişinin aynı odada çalıştığı mütevazı bir yerdi.

Bu mütevazı yerde, kısa sürede  BBC kurallarının geçtiğini ve CyBC yani Kıbrıs Radyosu ruhunun dolaştığını anlayacaktım.

Kıbrıs Radyosu’nun ortak yayın yaptığı günlerdeki disiplinli ve mükemmeliyetçi yayın anlayışı hala yaşatılıyordu.

Çeşitli bölümlerde kısa sürelerle çalıştıktan sonra Hüseyin Kanatlı’nın yanına verilmiştim.

Hüseyin Kanatlı…

Dönemin efsanesi.

Pazar günleri yayınlanan Plak Yarışı bile başlı başına bir fenomen.  Elinde eksik olmayan sigarası, adeta kısık ama tok  ses tonuyla mırıldanır gibi beyefendi konuşması ve sürekli çalışmasıyla herkesin takdir ettiği bir yayıncı.

Beni masaların üstü silme mektuplarla dolu bir odaya götürmüştü.

“Hade bakalım delikanlı bu mektuplar seni bekliyor” deyip gitmişti.

Plak yarışına gelen mektuplardı.

O kapalı dönemde, Plak Yarışı isimli program özellikle genç nüfusun favorisiydi. Hafta içi yayınlanan şarkı programlarında rağbet  gören şarkılar sıraya dizilir ve 20 şarkılık bir liste oluşurdu. Bu 20 şarkı aldığı isteğe göre birden yirmiye kadar sıralanırdı.  Yarışma da birden yirmiye kadar sıralanan şarkıları doğru tahmin etmek üzerine kuruluydu. Doğru tahmin yapmak için hafta içi yayınlanan şarkıları iyi takip etmek ve hatta istekte bulunup (ki o günün koşullarında bu sadece mektupla yapılabilirdi) şarkıların sırasını yönlendirmek gerekirdi. Sonra da Plak Yarışı için yine mektupla tahminde bulunulurdu.

İşte, odadaki binlerce mektup dinleyicilerin  tahminlerden   oluşan mektuplardı.  O mektupları tek tek açıp, yazılan listeyi kontrol edip, isabetli tahminlerde bulunanları saptayıp, kaydetmem gerekiyordu.

İlk birkaç günü “ben böyle işler yapacak adam mıyım” diyerek of-puf çekerek geçirmiştim.

Sonra soranlara “Plak Yarışı’nın mektuplarına bakıyorum” dediğimde bana olan ilginin arttığını görüp havaya girmiştim.

İstisnalar hariç gençlerin tümüne yakını Plak Yarışı’na mektup gönderiyordu ve elbette birinci gelmek veya dereceye girmek en büyük hayalleriydi.

Ben de o hayallerin gerçekleşeceği odada oturan ve mektupları açan kişiydim.

Neyse işin inceliklerini öğrendikten sonra tanıdıklara torpil geçmeye başladım.  “Nasılsa binlerce  mektubu kontrol eden yoktur” diye düşünerek tahminleri değiştiriyordum.

Aslında dereceye girmeyi bırakın 20 şarkıdan üç.-beşini bile tahmin edemeyen tanıdıklar bir anda Plak Yarışı’nın yıldızı olmaya başlamışlardı.  Tabii ki bu çerçevede benim de arkadaşlar gözünde önemim artıyordu.

Ben “önemli adam” pozlarında ortalıkta dolaşıyordum, sayıları hızla çoğalan arkadaşlar ise “Plak Yarışı’nın şampiyonları” olarak böbürleniyorlardı.

Fakat bu durum uzun sürmedi.

Bir sabah Hüseyin Kanatlı elinde sigarasıyla odaya girdi ve bana şöyle söyledi;

“Bu yaptığın listelerde bir yanlışlık var mıdır?”

Panik halinde yok falan diyecektim ama kızaran yüzüm beni ele verecekti.

“Galiba yanlış yapıyorsun, biraz dikkatli ol” deyip gidecekti.

O,  bana bahsetmemişti  fakat radyoya gelen şikayetler arşa çıkmıştı.

İşte yakalanmıştım.

Nezaket dolu iki kelimeyle Hüseyin Kanatlı bana müthiş bir ahlak dersi vermişti.

Utandım ve bir daha Bayrak Radyosu’na gitmedim.

Zaten gazetecilik bölümünde okuyordum ve stajıma bir gazetede devam etmem gerekiyordu.

Bir daha girmediğim o odada aldığım ahlak dersini asla unutmadım…

 

***

 

Yıllar sonra Kıbrıs gazetesinde yolumuz kesişti Hüseyin kanatlı ile.

Ben genç bir Yazı İşleri Müdürü idim, Hüseyin Kanatlı ise BRT’den emekli olmuş ama çalışma azmiyle dolu  ustamızdı.

Gazeteyle ilgili neler yapabilir diye konuşmaya başladığımızın ilk cümlesinde kendisine benim için derslerle dolu aramızda geçen olayı anlattım.

Mütevazı bir zarafet ile “öyle mi, hatırlamıyorum” diyecek ve bana aynı utancı yaşatmayacaktı.

Radyo ve televizyonculuğuna paralel çok güzel gezi yazıları, sanat yazıları kaleme almaya başlamıştı.

Doğrusu keyifle okuyorduk.

Kıbrıs gazetesinden ayrıldığımızda ve Havadis’i kurmaya karar verdiğimizde ilk arayan Hüseyin Kanatlı olacaktı.

“Sen üniversite talebesi iken yoldaşlığımız başladı, anca beraber-kanca beraber” diyecekti.

Duyabileceğim en güzel cümleler olacaktı bunlar.

Ve böylece Havadis ’teki yoldaşlığımız başlamış olacaktı.

 

***

 

Hüseyin Kanatlı’yı kaybettik.

Bu toplum önemli bir değerini daha kaybetti.

Ailesinin ve herkesin başı sağolsun….


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı