Köşe Yazarları

Hidroelektrik santraller (HES) gerçekten de sürdürülebilir enerji kaynağı mı?

Öncelikle herekese iyi pazarlar… Başlar başlamaz söylemeliyim ki bana sorarsanız, büyük hidroelektrik barajlarının geleceği yok! Bu benim kesin olarak vardığım sonuç deyebilirim. Hidroelektrik enerjinin diğer yenilenebilir enerjiler ile birlikte kullanılması gerektiğini düşünüyorum…


Bir cümle ile özetleyecek olursam Hidroelektrik, aralarında yükseklik farkı bulunan iki nokta arasında suyun yukarıdan aşağıya olan hareketinde ortaya çıkan enerjinin elektrik üretimi için kullanılması sürecini tarif eder.

Hidroelektrik enerji üreten santraller (HES) suyu depolayan barajlı santraller ve suyun kinetik enerjisini kullanan nehir tipi santraller olarak ikiye ayrılır.
Suyun enerji kaynağı olarak kullanılması çok uzun yıllar önce, Çin’deki Han Hanedanlığı’na kadar uzanıyor. İlk hidroelektrik enerji kullanımı yıllar önce İngiltere’de hayata geçirilmiştir. Dünyada ilk olma özellğine sahip olan bu hidroelektrik enerji projesi, tek bir ampule ışık veriyordu. Birden fazla kişeye yani bir topluluğa elektrik sağlayan ilk HES ise 1882 yılında Amerika’da devreye girmiştir. Dünya üzerinde bakacak olursak, toplam yenilenebilir enerji üretiminin %70’i hidroelektrik santrallere dayalı.

Hidroelektrik enerjinin Türkiye’deki geçmişine kısaca bakacak olursak, ilk elektrik enerjisi üretimi, 100 yıl önce Tarsus’ta bir su değirmenine bağlanan 2 KW gücündeki bir dinamodan sağlanmıştır. Yapılan çalışmalar sonucu 1953 yılında Devlet Su İşleri’nin kurulması ile hidroelektrik santralleri elektrik ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamaya başlamıştır. T.C’de 1955 yılında elektrik üretiminin %6’sını oluşturan HES’lerin payı sadece 5 yıl sonra, 1960 yılına gelindiğinde %35’lere çıkmıştır. Bugün itibariyle toplam kurulu gücün %34’ünü meydana getiren HES’lerin 2015 yılındaki elektrik üretimindeki payı %26,8 düzeyinde idi. Resmi hedefler kapsamında HES kurulu gücünün mevcut seviyesi olan 26 GW’tan 2019 yılında 32, 2023 yılında ise 36 GW seviyesine çıkması öngörülüyor. Yorum sizin…

 

Şunu da gönül rahatlığı ile belirtebilirim ki; temelde yenilenebilir bir kaynak olan sudan elektrik üreten hidroelektrik santraller, iklim değişikliğiyle mücadele ve enerji kaynaklı emisyonların azaltılması için ortaya konan seçenekler arasında yer alıyor. Hidroelektrik enerji, yağış ve akış parametrelerine bağlı olarak mevsimsel ya da yıllar arasında farklılıklar gösteriyor olsa da, gerek mikro gerekse makro düzeyde göreceli olarak düzenli ve tahmin edilebilir elektrik üretimine imkan veriyor.

Bu da demek oluyor ki, hidroelektrik, güneş ve rüzgar santralleri gibi kesintili ve değişken üretime sahip tesislerin sistemdeki paylarının artması halinde iletim ve dağıtım sisteminde oluşabilecek dengesizlikleri yönetme imkanı sunuyor. Asıl konu şu ki hidroelektriğin, güneş ve rüzgar ile birlikte kullanıldığı pompaj depolamalı HES tesisleri, bu faydanın yaratılması için bizlere önemli birer fırsat sunuyor. Teknolojik açıdan da olgunluk döneminde olan HES’lerden elektrik üretim maliyetleri, fosil yakıtlarla rekabet edebilir düzeylere gelmiş durumdadır.

Durumu biyolojik açıdan inceleyecek olursam; hidroelektrik santrallerin inşaat ve işletme süreçleri, doğaya ve insanlara yönelik çok büyük ve geri dönüşü mümkün olmayan etkilere neden olabiliyor!

Hidroelektrik yatırımlarının çevresel ve sosyoekonomik etkilerinin boyutu, enerji üretimi faydasının üzerine çıktığında ise sürdürülebilirlikten söz etmek mümkün olmuyor. Diğer bir değişle, “yenilenebilir” her zaman “sürdürülebilir” değildir.

En kısa zamanda sürdürülebilir hidroelektrik enerji üretim sürecinde dengeli bir planlama, sosyal ve çevresel etkilerin bertarafı için en üst düzeyde önlemlerin alınmasını umuyorum…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı