Köşe YazarlarıSürmanşet

Herkese koşarken kendinize geç kalmayın…







Hemen hepimizin etrafında vardır herkesin işine, gücüne, yardımına koşan herkes tarafından bu sebeple de çok sevilen, ‘çok iyi insan’ olarak bilinen, ama söz konusu kendisi ve kendisinin bir uzantısı gibi gördüğü ailesi (çoğunlukla eşi ve çocuğu) olduğu zaman bir o kadar pasif kalan kişiler. Ben onlara her an verilen görevi gerçekleştirmeye hazır tarzları nedeni ile ‘Görev İnsanları’ diyorum. Çünkü verilecek herhangi bir komut karşısında;  ‘Başka önceliğim var mı?’, ‘Bunu yapmayı gerçekten istiyor muyum?’, ‘Bu gerçekten benim işim mi?’, ‘Şu an bunu yapmak ne kadar uygun?’ diye sorgulamadan hemen eyleme geçtiklerini görüyorum. Ne büyük bir adanmışlık aslında! Peki ne için?

Hepsinin bu noktaya varış hikayesi farklı olsa da çoğunun temelinde özgüven eksikliği ve yetişme döneminde başkalarının ihtiyaçlarını giderdikçe görünür olmayı öğrenmiş olmak yatıyor aslında. Yani takdir görmek üzerine kurulmuş bir motivasyon sistemleri mevcut. Sonuç olarak böyle yaşamak ne onları zorlayan birşey olmakta, ne de takdir görüp değerli hissetmenin verdiği hazla karşılaştırıldığında yaşadıkları zorlanmayı fark etmek, çok da  istedikleri bir şey olmamakta. O zaman bu durum neden önemli diyeceksiniz! Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzerine kurulu bu düzende, bu bireylerin pek çok karşılanmamış ihtiyaçları, ihmal edilmiş eş ve çocukları, en iyi ihtimalle ertelenmiş ama aslında kaçırılmış bir hayatları olduğunu düşünecek olursak konunun aslında ne denli önemli olduğunu anlamak zor olmayacaktır.

Günün sonunda zaten yaşamlarının büyük bir çoğunluğunu karşılanmamış ihtiyaçlar ile geçiren bir bireyin çeşitli yaşam olayları ile (beklenmedik bir iş kaybı, canına tak etmiş eş tarafından terk ediliş, vb) hayatının rayından çıkması beraberinde bir uyanışı getirmekte ve eğer şanslı ise ve sonunda fark ettiği şey yıllarını boş yere nasıl kaybettiği oluyor. Şanslı ise diyorum. Çünkü ancak fark edilen noktada bişeyleri telafi etme şansı doğabiliyor insana.

Burada ‘Geç kalmanın telafisi var mı?’ dediğinizi duyar gibiyim. Çoğu zaman evet!  Belli noktalarda çok zor. Birine geç kalmanın, hayata geç kalmanın, hayallere geç kalmanın telafisi ise çoğunlukla çok daha zor. Ne mi demek istiyorum?

-Siz komşunun musluğunu tamir ederken onunla oynamanızı bekleyen yavrunuzun (bu durumun sürekli olması halinde) kırılan kalbinin, sizinle kuramadığı ilişkinin telafisi çok zor.

-Siz işte  şunu da yetiştireyim derken ya da patronunuzu , işvereninizi memnun edeyim derken tek başına yaşamak, tek başına tatile gitmek, tek başına nikah hazırlığı yapmak, tek başına doğurmak, çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kalan eşinizin yaşadığı can kırıklarını hiç yaşanmamış kılmak çok zor.

-Sizden ilgi bekleyen, sizle vakit geçirmek isteyen ailenize sadece bankamatik oluyorsanız kaybettiğiniz ‘zor anımda oradadır’ güvenini kazanmak çok zor. Sevdiklerinize bankamatik olursanız sadece paraya ihtiyaç olunca hatırlanırsınız; gücünüze gitmeden önce bunu hatırlayın .

-Sizden anlayış bekleyen sevdiğinize/eşinize/ailenize/çocuğunuza sabrınız tükenmiş bir halde yaklaşırsanız aranızda kurulması gereken şeffaf ilişkiyi kazanmak çok zor.

-Arada mesafeler var veya annesi/babası ile kırgınsınız diye arayıp sormadığınız torununuzun/çocuğunuzun size olan öfkesini giderip, sevgisini, güvenini kazanmak çok zor. Bu çocukta ortaya çıkan değersizlik hissini yok etmek inanın çok daha zor.

-Bir başkasını kırmamak adına yok saydığınız, ağlarken bırakıp gittiğiniz, nasılsa sonra gönlünü alırım dediğiniz kişinin gönlünü almak çok zor.

-Hastalıkta yalnız bıraktığınız bir dostun ya da sevgilinin önceliği olma hakkını kazanmanız da çok zor.

-Ve ben kendim için ne istiyorum sorusunu sormadan bir ömür yaşamışım olduğunuzu fark ettikten sonra ortaya çıkan pişmanlığını silmek en zor!

Hayatta sonsuz ihtiyacımız var dostlarım. Bu nedenle önceliklerimizi iyi belirlemek gerek. Çünkü günün sonunda neyi beslersek o olacak yanımızda. Sevgiyse sevgi, işse iş, çocuksa çocuk, aile ise aile, paraysa para… Şimdi size verilen komuta uymadan önce kendinize şunu sorun: ‘Hangisini tercih ederdiniz?’








Başa dön tuşu