ManşetPoli

Hayatın içinden kesitler






Kullanılmayan elbiseler bozulur, elbiseden elbise çıkarılır, fazla masrafa girmeden yeni bir elbiseye sahip olunurdu…

Yün kazaklar fazla kullanılmışsa, onlar yeniden sökülür, yumak haline getirilir, yeni bir yün kazak oluşturuldu…


Güneşin şavkı sabaha vurana kadar:

Girne Kapısı tıklım tıklım…

30 Ağsutos falan olmalı…

Bando bir kamyonun arkasında.

Araç mersin dalları ile süslenmiş halde, bu vaziyette Lefkoşa sokaklarını gezmekte, marşlar çalmakta…

Ellerinde meşalelerle fener alayı da aynı sokaklarda…

Heyecan müthiş…

Daracık sokaklar kalabalık… Korkusuz…

Herkes kapı önlerine çıkmış…

Fener alayı ve bandonun son durağı Girne Kapısı…

Bir şenlik, bir kıyamet…

Meydanda insanlar çember oluşturmuş, Ferahsat Polo davulu ile şov yapmakta…

Gören duyan, “bu cemaatin hiç başka derdi yok” demekten kendini alamaz…

Halbuki kim bilir ansızın domdom kurşunları çığlık atacak…

Ne 1963, ne gettolarda hayat, ne kaybolan sevdalar, ne karanlık olaylar… Yaşanmamış gibi sürüyor hayat…

O yıllarda…

Öylesine bir muhabbet…

Ki görülmemiştir…

Hep birlikte…

Güneşin şavkı sabaha vurana kadar…

Bando mızıka takımı Yusuf Kaptan sahasında gösteri esnasında. Arkada Kışlık ve yazlık Taksim sineması.
Bando mızıka takımı Yusuf Kaptan sahasında gösteri esnasında. Arkada Kışlık ve yazlık Taksim sineması.

Dünya değişirken:

Dönem Beatles dönemidir…

Dünya hızla değişim sürecinde ancak ne olacak belli değil…

Gezegenimiz Beatles şarkıları ile çıtlamakta…

Londra sokaklarından Lefkoşa sokaklarına kadar…

Daracık sokaklarda onlar taklit ediliyor…

Saçlar ve barbetler uzun…

Pantalonlar dar… Kemerler kalın…

Takım elbiseler yelekli…

Ayakkabılar yumurta topuk

Terzi ve ayakkabı dükkanları arı gibi çalışmakta…

Zaman zaman siyah renk balıkçı yaka gömlekler giyilmekte…

Gitar çalıp müzik grubu oluşturmak büyük bir heves…

Birçok grup oluşturulur o yıllarda…

Lefkoşa’dan Baf’a, Baf’tan İskele’ye, Leymosun’a,  Mağusa’ya kadar…

Her tarafta konserler…

Sinema salonları aynı zamanda konser salonlardır…

Tıklım tıklım…

Liseler de bu furyanın içinde…

Okullarda müzik grupları oluşturulmakta…

Neredeyse Türkçe şarkı yok…

Beatles, Rolling Stones ve Elvis Presley şarkıları…

Güryeller, Bayrak Kuartet, Dalgalar, Basamaklar, Kareler, Enginler, Fırtınalar iz bırakan gruplardandı…

1970’li yıllarda tenha bir Lefkoşa günü.
1970’li yıllarda tenha bir Lefkoşa günü.

Bando Kız Lisesinde:

Dönemin en gözde okullarındandı Kız Lisesi…

Siyah üniforma, siyah ayakkabı, beyaz yaka ve beyaz çoraplar…

Çoraplar ayak bileklerine kadar…

Lefkoşa, o üniformalı liseli kızlarla daha güzeldi…

Arabalar az olduğundan, herkes evine yaya dağılırdı…

Okul çıkışlarında Lefkoşa sokakları bir anda siyaha bürünürdü adeta…

Küşücük Lefkoşa kentinde sanki kırlangıçlar uçuşurdu…

Ama okulda disiplin full…

Müdüranım işi sıkı tutuyor; göz açtırtmıyor…

Fakat ne çare…

Sinemalarda Love Story vizyonda…

Genç kızlar romantizmin tekmil doruğunda…

Dünya değişirken, onlar da değişmekte…

Okulda sıkı disiplin, dışarıda süper mini etekler…

Öğretmenler şaşkın bu hale…

Kuaförler iyi çalışmakta…

Kız Lisesine erkek sineğin bile girmesi imkansızdı…

Hocalar dışında…

Bandonun böyle bir ayrıcalığı vardı…

Kimselerin giremediği Kız Lisesine onlar girerdi…

19 Mayıs törenleri bu ayrıcalığı doğuran en büyük nedendi…

Kız Lisesine gidilecek ve törenlerde gösteri yapacak kızların provalarına eşlik edilecekti…

Rüyalar gerçek olurdu sanki…

Kızlar gösteri kıyafetlerinin içinde…

Mini şortlarıyla…

İskemleler ve nota sehpaları hazırlanmış, bando avluda yerini almış…

Eller titrek…

Kalpler tik tak…

Ve işte, o siyah üniformaların içinden sıyrılıp şortları ile karşılarında duruyorlar…

Böyle bir durumda, kim çalınacak notalara hakkını verebilirdi ki…

Rahmetle andığımız Zeki Taner Hoca zor anlar yaşardı…

Kayıp hatıralar:

Lefkoşa’da Bandabuliya’nın Ermu Sokağından bir görüntüsü. (Birol Türel’in arşivinden)
Lefkoşa’da Bandabuliya’nın Ermu Sokağından bir görüntüsü. (Birol Türel’in arşivinden)

Herkesin bir sevgilisi vardı…

Aynı kız grubunun, muhatap olduğu bir de erkek grubu olurdu…

Sevgilisi olmayana, aynı grup içerisinde biri ayarlanırdı…

Zordu…

Birbirlerini görebilmek…

Sevmek sevilebilmek güzeldi ama zordu…

Arkadaşlıklar kurulurdu…

Kimseler bilmeden…

Mektuplar gider gelir, geleceğe dair hayaller kurulurdu…

Hatıra defterleri genellikle kızlar tarafından tutulurdu…

Bu defterlere gruba dahil herkes hatıra defteri sahibi hakkında görüşlerini yazardı…

Sayfanın baş tarafına bir fotoğraf eklenir ve fotoğrafın altında çeşitli görüşler belirtilirdi…

Kim hatıra defterini saklıyor?

Hatıralar kayıp…

Bu virane şehre Lefkoşa gibi paramparça…

Bir yalnızlık şarkısı gibi:

Gece vardiyasındaki polis, bir sokak lâmbasından diğer sokak lâmbasına ilerleyip düdüğünü çalarken, o sokakta asayişin berkemal olduğunu duyururdu. Ve düdük sesini işiten sokak ahalisi, sağlanan asayişin huzuru içinde olurdu…

Polis, ahenkli adımlarla sokak lâmbasının altına gelince, saatini ışığa doğru tutar ve nöbet bitimine ne kadar zaman kaldığını hesaplardı…

Geceler uzun…

Vardiya bitmek bilmez…

Sokak lâmbalarının ışığı bir yanar bir söner…

Yer yer ayakta duran ve maziyi ışığında toplayan o eski sokak lâmbaları…

Yoksul mahallelerin başında duran loş sarı ışıklar…

Şimdi…

Yıkılmış kerpiç duvarların yanı başında yükselen direklerin üzerinde bir yalnızlık şarkısı söyler gibi geceleyin yanan lâmbalar, eski mahalle sakinlerinden ve yıldızlardan uzak ve aydınlığında oyun oynayan çocuklardan ve direğine yaslanıp ayılmaya çalışan akşamcılardan, ayak ucunda sandalye dizip oturan kadınlardan yoksun, kendi başlarına yanıp sönmektedirler…

Belki, geceleyin sokak köpekleri ve kediler hâlâ sarı ışığında göz kamaştırmakta, gündüzleri kuşlar tepesine konmakta ama, hiçbiri o eski sokaklarla buluşamamakta ve başları dik, kendi loş aydınlıklarında ölmektedirler…

Hayat böyleydi:

Evde bir sandalye yıpranmışsa, sandalyeciye gider, tahtaları cilalanır, hasırları yenilenirdi…

Ayakkabının altı delinmişse ve ayakkabı hâlâ giyilecek durumdaysa, ayakkabıcıya gidilir, deliği yaptırılır, o ayakkabı bir müddet daha kullanılırdı…

Yorganın pamukları pekleşmişse, kabarıklığı gitmişse, yorgancıya gidilir, yorganın pamukları attırılırdı…

Kazanın dibi kararmışsa, is-pas içindeyse, kazan kalaycıya götürülür ve kalaylattırılırdı…

Bıçak, makas ve buna benzer aletler kütleşmişse bileyiciye verilir, bileylettirilirdi.

Ceketlerde, pantolonlarda sökükler belirmişse terziye gidilir, sökükleri bir güzel elden geçirilir, elbiseler ilk günkü gibi tekrardan kullanılırdı…

Kullanılmayan elbiseler bozulur, elbiseden elbise çıkarılır, fazla masrafa girmeden yeni bir elbiseye sahip olunurdu…

Yün kazaklar fazla kullanılmışsa, onlar yeniden sökülür, yumak haline getirilir, yeni bir yün kazak oluşturuldu…

Gargolanın sustaları gevşemişse, sustalarını tamir eder, tekrar yaylanması sağlanırdı…

Arabalara iyi bakılır, en büyük arızalarda bile araba satılmaz, tamiri tamamlanır ve bir araba en az 20 yıl kullanılırdı…

Artan yemekler dökülmez, bu günahtan sayılır, bir sonraki sofraya tekrar hazırlanırdı…

Dostların yardımına aile yardımına koşar gibi koşulur, hiçbir karşılık falan beklenmezdi…

Komşu komşuya yardım eder, bir gün komşu evden ses gelmese endişeye düşülür, derhal kapısı çalınır ve hali hatırı sorulurdu…

Komşu yurtdışına gidecekse, evin anahtarı yan komşuya bırakılır, o evin suyuna havasına bakılırdı…

Hayat böyleydi…

 







Başa dön tuşu