Köşe Yazarları

HAVVA ANAMIZ KEMAL’İNE ERDİ

Son Kıbrıslılar… (Havva Sesigüzel’e)
O, taşıdığı Havva isminin kendisine tesadüf olarak verilmediğini bizlere kanıtlayan bir ömür sürdü. Adı gibi kutsal, temsil ettiği değerler kadar gerçekti. Köyde çok büyük bir ailenin Havva anasıydı. Tüm kardeşleri erken veda etmişti hayata. O, yaşadığı çileli hayata ve tek başına büyüttüğü 8 çocuğun sorumluluğuna rağmen, Mormenekşe’nin anıt kadınlarından bir tanesiydi. Yerine konmaz insanların vedası, geri gelmez Kıbrıslılar’ın temsilcisiydi.
En sevdiğim iki insan çok erken veda etti bizlere. Bir tanesi babam, bir tanesi de ismini büyük bir memnuniyetle taşıdığım, iyilik timsali Bedi nenem; yani anneannem. Babamın babası Halil dedem zaten biz doğmadan Rumlar tarafından kayıp edilmişti. Büyürken etafımızdan hep erken eksildi, sevdiklerim… 
Eşimi tanıdığımda onda da durum aynıydı. Dedeleri , neneleri hep erken vefat etmişti. Neden mi bunları söylüyorum? Bedi Nenem öldükten sonra nene yerine koyduğumuz, bize evini, sofrasını, çekirdek ailesini açan, bütün köyün saygı duyduğu, vefakar insan Havva Teyzemiz geçen gün veda etti bizlere. Kendi çocuklarından, torunlarından başka pek çok kişi de annesini, nenesini kaybetti onun gidişiyle.
Bayram demek onun evi demekti. Çocuklarımız olduktan sonra onların da büyük neneleri oldu teyzem.  Bayram akşamını hep iple çektiler, o evde, o güzel insanlar arasında olmak için. Bir araya gelince nerdeyse hükümet düşürecek kadar geniş olan ailem, Havva teyzem etrafında dönüyordu.  Her  yıl orada buluştuğumuz bayram sofralarında herkes aynı duayı ederdi.  “Allah ona uzun ömürler versin”….
Biliyorduk ki o evin kapısının açık olması, orada bayramlarda sofra kurulması kocaman bir ailenin birbirine kenetlenmesi ve sahip çıkması demekti.


Bize hep Havva Ana’yı anımsatırdı. Ailemizin yaşayan en büyüğü olarak tüm köyün nenesiydi. Kutsal bir varlıktı, yaşadığı her gün bizlere hediye gibi gelirdi.
Geçen hafta yorgun bedeni ve ruhu daha fazla dayanamadı. O gittikten sonra ölüm ilanını okuyan herhangi biri, yaşlı bir insanın normal süreçteki vefatı olarak düşünebilirdi bunu. Ama o hayat kesitinde yaşadıkları, yaşattıkları, emekleri, yaptıkları ve temsil ettikleriyle kolay kolay bulunmayan bir nesli temsil ediyordu. Bizim için bir devir kapandı. Bundan sonra çok şey değişecek biliyorum, kabul etmesek de…
Havva teyzem daha gencecikken dul kaldı. Kemal eniştem Rumlar tarafından öldürüldüğünde Havva teyzem 8. çocuğuna hamileydi. Daha anne karnında yetim kalan kız çocuğuna kader gibi babasının adı verildi, Kemal’dan Kemaliye türetilerek. Bazı insanlar hayata 1-0 yenik başlarlar. Genelde babasızlık bizim ailede bir ritüel gibidir, kimsenin aklının almadığı. Onların yaşamı da öyle oldu.
Hepsi toplum içinde değerli, güzel yerlere sahip 8 evlat ve onlarca torun yetiştirdi Havva teyzem tek başına. Dul olmanın, maddi zorluğun, toplumsal baskıların, savaşın, göçün,

ölümün, acının gölgelediği bir hayatı başarı ile tamamladı o. Tertemiz, sevgi dolu bir aile yapısı kurarak dünyadaki en ulvi görevi gerçekleştirdi. Ardından yüzlerce insan ağladı.  Cenazesinde hayatının küçük bir örneğini gösteren bir yakarış beni derinden etkiledi. Londra’da yaşayan ve ona en çok hasret kalan oğlu Öztürk abim, hocanın “hakkınızı helal edior musunuz?” sorusuna ağlayarak “o bize emeklerini helal etsin” diye defalarca kendi kendine söylemesi kocaman bir ömrün arkasındaki gerçekti.   Kocaman yürekli Havva ana, Havva nene hakkını helal et bize. Şimdi tüm kardeşlerine ve eşine kavuştun. Kokusunu içine çekmeye doyamadığın, doyasıya sarılamadığın, bir ömrü birlikte geçiremediğin, arkasından hep ağıt yaktığın Kemali’ne erdin şimdi. Rahat uyu. Ardında senin sevgin ve emeklerinle ışığını taşıyan insanlar seni yüreklerinde yaşatıyorlar…

.

MAĞUSA’YA HOŞGELDİN KHORA
Bunca kötü haber arasında bize umut aşılayan bir gelişme daha oldu. Kitap almak için kırtasiyelerin ya da Lefkoş’aların yolunu tutan, ona buna kitap siparişi veren, kitap kokuları arasında büyüyen ve bir kitapçıya, kütüphaneye, kitabevine hasret kalan bizlere nefes gibi geldi bu haber… Evet Khora Kitap Cafe artık Mağusa şubesiyle bizimle. “Gerçek” devrimcilerin, halkçıların, emeğin, işçinin yanında mücadele edenlerin, cesur yüreklerin açtığı bu kitabevini yaşatmak boyun borcumuzdur. Bunca yıldır bu ayıpla yaşadık, bu saatten sonra bize düşen kültür, sanat ve tarihin beşiği olan Mağusa’mızda Khora’yı yaşatmaktır. Khora’nın açılışını ise  Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu Eski Başkanı Mehmet Seyis yaptı.  Ruhunu çıkar uğruna satmamış, hayat boyu mücadele yolunu seçmiş, satılmamış, dönüşmemiş, onurlu duruşuyla hepimize örnek olan Mehmet Seyis’in açılışı yapması tam da bu dönek zamanda verilen en güzel mesajdı. 
Khora adına o akşam konuşma da yapan Münür Rahvancıoğlu bu güzel olayı kısaca şöyle özetledi açılıştan sonra : Mağusa dün gece Khora'yı bağrına bastı. Öyle içten, öyle coşkulu, öyle heyecanlı bir kalabalık vardı ki; bütün yorgunluğumuzu unutuverdik… Tarihi, kültürü ve insanıyla en kıymetli ancak bir o kadar da gözden, ilgiden ırak bu güzel kent, muhteşem duygular hissetmemize vesile oldu dün gece… Hoşbulduk Mağusa… Khora size emanet…




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı