Köşe Yazarları

Havadis’in 10’uncu yılı

Sevgililer gününün arifesinde Havadis gazetesinin 10. kuruluş yıldönümü kutlandı. Bu demektir ki bu gazete için 500 dolayında yazı yazmışım. Her yazı ortalama 650 kelimeden oluştuğuna göre, demek ki 325,000 kelime sarfetmişim. Amaç, dünyayı değiştirmek olmalı deniyor ya. Her şey yerli yerinde duruyor. Değişen bir şey yok.

Başaran telefon edip resepsiyona davet etti: “Fatma ablamla el ele gelin.” Böyle bir inceliğe, elbette hayır denmezdi. İcabet etmek mecburiydi.

Çarşamba günü hanımı eczaneden alıp resepsiyon yerine hareket ettik. Giriş kapısının önünde boş bir park yeri vardı. Bu kadar şans hayra alâmet değildi. Park yerine varınca orasının engelliler için ayrılmış olduğunu farkettik. Gerisin geri gidip esas park yerine girelim dedik.

Dar bir yoldan park yerine girerken başka bir arabanın geri geri park yerinden çıktığını gördük. El kol hareketlerinden park yerinde boş yer olmadığını anladık. Geri vitezi koyup oradan çıktık ve etrafta park edecek yer aramaya koyulduk. Dağ taş araba dolu. 10 sene öncesine göre bu alanda büyük değişiklikler olmuş. “Eve gidiyoruz, hanım” dedim ve yola koyulduk.

Buna benzer bir olay, bir süre önce bir düğünde başımıza gelmişti. Hidden Garden’ın yan tarafındaki ve arkasındaki alanlarda iğne atsan yere düşmezdi. Park edecek bir yer buluruz ümidiyle yavaş yavaş ilerledik. Yolun her iki tarafında arabalar park edilmişti.

Ne yapalım diye düşünürken karşıdan gelen arabanın ışıklarını gördük. İki rabalık yol yoktu. Belli ki o da park edecek yer arıyordu. Bereket, ona yakın bir yerde içeriye sapan bir yol vardı. Bize yol vermek amacıyla o yola saptı. Biz geçince tekrar dönüp yoluna devam etti. Belli ki düğüne gitmekte kararlıydı.

Biz uygun bir park yeri buluruz ümidiyle ilerledik. Ve birden kendimizi mezarlık yolunda bulduk. Oraya nasıl çıktığımızı anlayamadım. Şaşkınlık içinde evin yolunu tuttum.

Bundan sonra herhangi bir davete icabet edeceğime dair söz vermeyeceğim. “Park yeri bulursam, gelirim” diyeceğim. Hiç olmazsa, yalancı konumuna düşmemiş oluruz.

Yayına başladığı ilk günden beridir Havadis gazetesinde yazı yazıyorum. Bir tek kelimesine itiraz edilmedi. Yani bu gazetede sansür yoktur. 45 yıldır çeşitli gazetelerde yazı yazıyorum. Bu sürede Kıbrıslı aydınların sansüre pek meraklı oldukları izlenimini edindim. İlle de onlar gibi düşünmenizi, onlar gibi yazmanızı isterler.

Olmayınca da sansüre başvururlar. Kabul etmem gerekir ki bu eskiden daha sık başvurulan bir uygulamaydı. Giderek azalıyor. Sansürün uygulanmadığı iki gazete gördüm. Biri, birkaç arkadaşla çıkardığımız Demokrasi gazetesiydi. Onun ömrü de topu topu bir ay sürmüştü. Öteki de Havadis.

Kuşkusuz, ben de gazeteyi zor durumda bırakacak bir dil kullanmaktan özenle kaçınıyorum. Benim yazım nedeniyle gazetenin tazminat ödemesine vicdanım razı gelmez. Gene de gazetecilikte bu tür olaylar kaçınılmaz olarak yer alabilir.

Havadis gazetesinin 10 yıl süreyle varlığını korumuş olması azımsanacak bir başarı değil. Türkiye’de ve Türkiye’nin uydusu olan KKTC’de özgür gazetelerin varlıklarını sürdürmeleri giderek zorlaşıyor. Türkiye basınının amiral gemisi sayılan Hürriyet gazetesinin bile iktidar çevresine teslim edilmesi bir rastlantı olmasa gerek.

Bunun da birkaç nedeni var: Birincisi, bildiğimiz şekliyle gazete giderek demode oluyor. Ders verdiğim öğrencilere gazete okuyup okumadıklarını soruyorum. Hepsi de okuduklarını söylüyor ama hiçbiri gazete satın almıyor. Hepsi de haberleri akıllı telefonlardan okuyorlar. Sözün özü şu ki gazetelerin tirajı giderek düşüyor.

İkincisi, ülkemizde gazete enflasyonu var. En son 16’ya kadar saydım. Ondan sonra saymaktan vaz geçtim. Yuvarlak bir rakam veriyorum “20 civarında” diyerek. Bunu duyan yabancı öğrencilerin gözleri faltaşı gibi açılıyor. Böylesine küçük bir ülkede bu kadar çok gazeteye ne gerek olduğuna akılları ermiyor.

Öyle anlaşılıyor ki kolay yoldan bol para kazanan kişilerin veya şirketlerin birer gazete sahibi olacakları günler uzak değil. Kâğıt üzerine basılan gazete olabilir ya da internet gazetesi olabilir. Ama muhakkak bir gazete. Gerektiği zaman ve gerektiği hallerde iktidardakilerin aleyhinde kullanılabilecek bir silâh olarak bakılıyor gazeteye.

Para babalarının kanatları altına sığınma gereği duymayan Havadis gibi gazeteleri karanlık günler bekliyor. Meselâ günün birinde bir yetkili gelip gazetenin mefruşatını kamyonlara yükleyip götürebilir. Demokratik ülkelerde öyle çirkin şeyler olmaz ya. Meselâ diyoruz.

Üçüncüsü, Türkiye’de gazetelerin boğazı sıkılıyor. Yalnız gazetelerin değil, tüm haber kaynaklarının boğazı sıkılyor. Tıknefes oldular. Can vermemek için çırpınıyorlar. 183 ülkede yapılan basın özgürlüğü değerlendirmesinde, geçen sene, Türkiye 157’nciliğe yükseldi. Yoksa düştü mü demeliyiz. Ve görülen o ki bu düşüş devam edecektir. İnşallah yanılıyorumdur.

Boğaz sıkma girişimleri Kıbrıs’ta da başlamıştır. Ve giderek de derinleşecektir. Bileşik kaplar yasasına göre TC’de ne varsa KKTC’de de o olacaktır. Birileri zaten bunu dile getirmemiş miydi?

Havadis gibi gazetelerin varlıklarını sürdürmeleri için hepimizin mücadele etmesi gerekiyor, kaçınılmaz olarak. Ve mecburiyetten.

 

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı