KıbrısKöşe YazarlarıManşet

HAVADİS’E HACİZ (Asla susturamayacaklar)

Bir Pazar günüydü.
Telefonum çaldı.
Yakından tanıdığım genç bir iş insanı telaşlı bir ses tonuyla “polis beni tutukladı, hücreye koyuyor” dedi.
Başka da bir şey söyleyemedi çünkü polis elinden telefonu aldı.
Devreye girdik. Avukatımızı polise gönderdik.
Tanıdık polislerden konunun ne olduğunu öğrenmeye çalıştık.
Öğrendiğimde nutkum tutuldu.
Bunu hangi kafanın, hangi “arızalı” ruh haliyle yaptığını anlamam için bir süre geçmesi gerekecekti.
Konu şuydu;
Tanıdığım iş insanı pazar sabahı erken saatlerde, dağda mantar toplamak için kaldığı apartmanın park yerinden çıkarken, yandaki arabaya hafif bir şekilde çarpmış. Arabanın aynı apartmanda ikamet eden komşulardan birisinin olduğunu düşünmüş ama sahibini tanımıyormuş. Sabahın o erken saatinde de kimseyi rahatsız etmek istememiş ve ismi ile telefon numarasının olduğu “arabanıza ben çarptım, özür dilerim gereken tamiri yaptıracağım” şeklindeki notu görünür bir şekilde çarptığı arabanın camına iliştirmiş.
Ve birçok Kıbrıslının yaptığı gibi dağa mantar toplamaya gitmiş.
Tanıdığın telefonu öğlene doğru çalmış. Karşısında çarptığı arabanın sahibi yani komşusu.
Bizim tanıdık notta yazdığı gibi yeniden özür dileyip, tamir ettireceğim demeye falan çalışmış ama telefondaki ses “derhal buraya gel” diye emir buyurmuş.
Tanıdık iş insanı “dağdayım, birkaç saat içinde döneceğim” deyip telefonu kapatmış.
Dönmüş de.
Fakat kendisini çok sayıda polisin bekleyeceğinden habersizce.
Arabasını park ettiği anda polisler koluna girip “tutuklusun” demişler.
Yaka paça polis karakoluna götürmüşler.
“Kemerini çıkar, ayakkabı bağlarını çıkar” diye emirler yağdırmaya başlamışlar.
O arada, bizim tanıdık fırsatını bulup bize ulaştı.
Sonra da hırsızlıktan ve benzeri suç iddiasıyla tutuklu olanlarla aynı hücreye tıkıldı.
Avukatımız kısa sürede polis yetkililerinden bilgi aldı.
Polis yetkilileri “emir böyle” dediler başka bir şey söylemediler.
Peki bu emri kim verdi?
Meğerse bizim tanıdığın çarptığı aracın sahibi bir yargıçmış.
Yargıç bey o kadar öfkelenmiş ki “tutuklayın, hücreye atın” emri vermiş.
Konunun bundan ibaret olduğunu öğrendiğimde dünya başıma yıkıldı.
Arabasına çarpıp da özür dileyen ve tamir ettireceğim garantisi vereni hücreye tıkacak kadar “gözü dönmüş” yargıçlarımızın olacağına inanamadım.
Yargıçların önemli bir bölümünü tanıyordum. Tanımadıklarımla ilgili de olumlu şeyler işitiyordum.
Kimdi bu yargıç?
Dönemin Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Emine Dizdarlı’yı aradım.
Konuyu anlattım. Hayret ve dehşet içinde olduğumu belirttim.
Emine hanım ilgilendi ve “serbest” kalmasını sağladı.
Kimdi o yargıç biliyor musunuz?
Şimdilerde “büyük kahraman” diye göklere çıkarılan Tacan Reynar…
***
Tacan Reynar, bu “arızalı” vukuata imza attığında henüz yeni hakimdi.
Memleket küçük ya yine karşımıza çıkacaktı.
Bu kez kıdemli yargıç olarak.
Ve bence mahkemeler tarihinin en “arızalı” kararına imza atacaktı.
Konu özetle şudur;
Asil Nadir İngiltere’de hapisteyken, Asil Nadir’in eşi Neriman Nadir ile Asil Nadir’in kız kardeşi Bilge Nevzat büyük bir kavgaya tutuşurlar.
Kavga Kıbrıs Gazetesinin gelirlerini kimin alacağı ve Asil Nadir’in mal varlıklarını kimin bölüşeceği kavgasıdır.
Bu kavga, defalarca gazetelere konu oldu.
Hem bizde, hem de Türkiye gazetelerinde.
Sonuçta, Bilge Nevzat Neriman Nadir’i Kıbrıs Gazetesinden uzaklaştırdı.
Neriman Nadir, eşinin sahibi olduğu gazeteden uzaklaştırılmanın verdiği öfke ve gelirsiz kalmasının yarattığı buhran üzerine Bilge Nevzat’a karşı bir savaş başlattı.
Çeşitli yöntemler kullanarak Bilge Nevzat’ı zor durumda bırakmaya çalıştı.
Nihayetinde, Türkiye’de yayınlanan Milliyet Gazetesine gazetecilerin deyimi ile “zehir zemberek” açıklamalar yaptı.
Özetle ve mealen “Asil Nadir’in mallarına el koymak için hapiste ölmesini bekliyorlar” türünden şeyler söyledi.
Dönemin Havadis Yazı İşleri Müdürü “bu önemli bir haberdir, aynen yayınlamamız lazım” önerisinde bulundu.
Evet, bu bir haberdi ve kamuoyunun bunu bilme hakkı vardı.
“Asil’in ölmesini bekliyorlar” başlığı ile Milliyet ve Vatan Gazetelerinde yayınlanan haberi aynen iktibas ettik.
Bilge Nevzat, Türkiye’de yayınlanan haberleri umursamayarak onları es geçerek sadece Havadis’i dava etti.
Mağdur olduğunu ve zarara uğradığını iddia etti.
Duruşma günü geldiğinde yargıç koltuğunda Tacan Reynar’ın oturduğunu gördük.
Duruşmalar başladı.
Biz, Türkiye gazetelerinde yayınlanan haberi aynen iktibas ettiğimizi, iddia sahibinin Bilge Nevzat’ın kardeşinin eşi Neriman Nadir’in olduğunu söyledik.
Dolayısı ile yaptığımız sadece bir gazetecilikti.
Zem ve kadih yaratacak bir davranış değildi.
Neriman Nadir’in böylesi açıklamalar yapıp yapmadığı noktasında bizi Neriman Nadir’i mahkemeye tanık olarak çağırma fikri ortaya atıldı.
Neriman Nadir’i Havadis’in tanığı olarak çağırmak bizim açımızdan riskli bir durumdu.
Neriman Nadir’in Havadis’le ilgili olumlu duygular beslemediğini çok iyi biliyorduk.
Tüm bunlara rağmen, “tavsiye”  üzerine bizi sevmediği ve hakkımızda olumlu düşünmediğini bile bile Neriman Nadir Havadis’in tanığı olarak mahkemeye çağırdık.
Geldi ve şehadet verdi.
Habere konu olan açıklamaları aynen yaptığını, az bile yazıldığını açık açık söyledi.
Dolayısı ile Havadis’i doğrulamış oldu.
Havadis’in bir haberi iktibas ettiğini teyit etmiş oldu.
Fakat kıdemli yargıç, tüm bunları göz ardı ederek ve Bilge Nevzat’ın mahkeme salonunda döktüğü sahte gözyaşlarından etkilenerek, Havadis’i masraflar da dahil 20 bin Türk Lirası cezaya çarptırdı.
Kararı duyduğumda şok geçirdim.
Detaylarını burada uzun uzun anlatmayacağım çünkü derhal istinafa başvurduk ve istinaf duruşmalarını bekliyoruz.
***
Mahkemede sahte gözyaşları ile “kıdemli yargıcı” etkileyen Bilge Nevzat istinaf sonucunu beklemeden avukatı Levent Kızılduman’ı üstümüze saldı.
Bugüne kadar birçok basın davasına konu olmuş veya tanıklık etmiş birisi olarak alt mahkemede sonuçlanan zem ve kadih davalarının istinafını beklemenin bir teamül olduğunu zannederdim.
Bilge Nevzat’a göre öyle değilmiş.
Yasal olarak haklı olabilir.
Ama bu onu avukatı marifetiyle bir gazeteye haciz memurlarını göndermesi anlamına gelmez.
Haciz memurları Havadis’e geldiler.
Masamı, sandalyemi, kitaplığımı ve daha birçok şeyi haczetmek üzere kayıt altına aldılar.
Bilge Nevzat böyle yaparak Havadis’i susturabileceğini zannediyor.
Veya Neriman Nadir’in kendisiyle ilgili söylediklerinin hiç söylenmemişi gibi olacağını.
Yanılıyor.
Geçmişte de çok denendi ama başaramadılar.
Havadis, her şeye ve hepsine rağmen Kıbrıs Türkünün sesi olmaya devam edecektir.



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı