Köşe Yazarları

Hamdolsun milletimizin bir şükür kültürü var!






Millet olarak, en sevdiğimiz sözcük Şükür olsa gerek. Her şeye, her duruma şükrederiz. Yüreklerimiz ferahlar, adeta hafifler sonra dikenli taşlı yollarda ayaklarımızın kanamasına aldırmadan emin adımlarla ilerleriz. Şükürler olsun ki hala yürüyebileceğimiz bir yolumuz vardır. “Neden yollar dikenli taşlı?” diye sorgulamak yerine “Bir yol olsun da nasıl olursa olsun, yürüyoruz ya buna da şükür.” deriz. Yolumuzu temizlemek aklımıza bile gelmez ve o haliyle yetinir ve şükür ederiz.



Şükretmek İslam’da çok önemlidir ve güzel bir anlamı vardır aslında. Allah’a bize verdiği nimetler için şükür etmek, insanlar için farzdır, Allah’ın kullarından yapmalarını istediği bir eylemdir. Arapça bir kelime olan şükür, “şekere” kökünden gelmektedir. Bu kökten gelen şükür sözcüğünün, isim ve fiil olarak Kur’an-ı Kerim’de yetmişe yakın yerde geçmekte olduğu söyleniyor. Bu da Allah katında şükrün önemini, ne kadar kutsal ve kıymetli olduğunu göstermektedir.



Bütün ilahi dinlerde Allah’a şükür edilir. Allah inancı olmayanlar da şükreder; yediği içtiği nimetler için doğaya, denize şükrederler mesela. Bir de farklı boyutta yaşayan Spritüal insanlar vardır ki onlar da her fırsatta evrene teşekkürlerini gönderirler. Özetle bütün insanlar bir şekilde şükrediyor ancak gerçek anlamından uzaklaşmış pek çok ilahi sözcük gibi “Şükür” de bizim toplumumuzda artık bir teselli ifadesine dönüşmüştür. Vasat bir toplum olarak kalmamızın sebeplerinden biridir desek yalan olmayacaktır.

“Nasılsın?” diye soranlara hiç tereddütsüz: “İyiyim çok şükür” cevabını veririz. Zihnimde ellerinde topuzlar, iki görünmez zebaninin sağımda ve solumda beklediği hayali var hep. Şükür demediğim zaman topuzlardan birinin kafama ineceği korkusu var.” Şükretmezsen biz sana gösteririz!” dediklerini duyar gibiyim adeta. Böyle işlemiş şükür biz insanların benliğine. Şükretmezsek daha kötüsünün yaşanacağına inanıyoruz. Allah’a verdiği nimetler için teşekkür etmenin ötesinde, temelinde korku yatan bir “Şükür Kültürü” oluşmuş hepimizde.

Farkında olmadan kendi yarattığımız bu şükür kültürü içinde debelenip duruyoruz. Allah’a şükür etmiyoruz aslında “Şükür” bizim yaşam biçimimiz olmuş. Avrupa ülkelerinin refah düzeyine imrenerek bakıp, Afrika ülkelerinin sefaletine değinip şükrediyoruz en azından onlar gibi aç ve susuz değiliz diye teselli buluyoruz. Sormuyor, sorgulamıyor, çarçabuk kabulleniyor ve daha iyiye ulaşmak için mücadele etmiyoruz.

Son yıllarda özellikle sıklıkla duyduğumuzdan alıştığımız bir uhrevi sözcük daha var: Hamdolsun! Özellikle Türkiye Cumhurbaşkanının çok sevdiği ve her konuşmasının başında veya ortasında mutlaka kullandığı şükür sözcüğü ile eşdeğer ama daha kapsamlı bir ifadedir. Özünde Hamd; övmek, yüceltmek demektir. Nimetlerini karşılıksız veren, bağışlayan,  ihsan eden Allah’a saygıyı ifade eder. Özü bu kadar güzeldir ancak yerli yersiz kullanımlarla bozulmuştur maalesef.

Geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’de “Hamdolsun” ile ilgili bir gündem yaşandı. Günlerce basında yazıldı çizildi, üzerinde konuşuldu ve bir şekilde kapandı gitti. Kısacık hatırlayalım neydi bu yaşanan?

Haziran ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesi sonrası, “ABD’nin 24 Nisan 1915 olaylarını soykırım olarak tanıması konusu gündeme geldi mi?’ sorusuna “Hamdolsun, hiç gündeme gelmedi” demişti. İşte bu cümledeki Hamdolsun ifadesinin anlamı henüz çözülememiştir. “Bu konuyu özellikle gündeme getireceğiz.” diyerek görüşmeye gidilmiş ama “Hamdolsun gündem olmadı.” diyerek dönülmüştü!

Ülkemizin yaşam koşullarını iyileştirmek, toplum olarak daha iyi refah düzeyine ulaşmak için daha kötü örneklere bakmayı bırakarak, hep birlikte mücadele etmek gerekiyor. Hamdolsun da diyelim, şükür de edelim ama yerinde ve anlamını bozmadan.

Son günlerde Kıbrıs’ta yaşananlara bakınca hangimizin içi sızlamıyor ki? “Hamdolsun bu konu kapandı” mı diyeceğiz üç gün sonra? Hiç görmediklerimizi, hiç duymadıklarımızı deneyimleyip “Şükür halimize, daha kötüsü olmadı” mı diyeceğiz? “Hamdolsun ülke yangın yeri ama KKTC Cumhurbaşkanı Türkiye’de gezilerde” mi demeliyiz acaba? Su, yolunu bulacaktır ama o sözün devamı şöyledir: kalbin güzelse şelale olur; değilse çamur olur. Kıbrıs Halkı bunların hiçbirini hak etmiyor. Şuan için uzaktan görülen tek bir manzara var; halk maddi ve manevi tükenmişliğin eşiğindedir!

Şükür kültüründen uzaklaşmanın zamanı geldi. Birlik ve beraberlik içinde mücadele ederek daha aydınlık ve güzel günlere ulaştığımız zaman gerçekten şükredelim ama şimdi değil.

“…Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” Atatürk.





Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu