KıbrısManşet

“Halkın iradesine saygı”






Havadis (Özel)

 

Dördüncü cumhurbaşkanı ve ekim ayında yapılacak seçimlerde bağımsız cumhurbaşkanı adayı Mustafa Akıncı, Havadis’in geleneksel yazar buluşmasına katıldı ve Havadis yazarlarının sorularını yanıtladı.



Türkiye ile ilişkilerden Kıbrıs sorununa, Maraş açılımından Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginliğe yönelik önemli açıklamalar yapan Mustafa Akıncı “halkın iradesine herkes saygı duymalıdır” dedi.

Akıncı sorulara şu yanıtları verdi:

 

Soru: Türkiye ile ilişkilerinizin sorunlu olması sizin için seçimde dezavantaj mı?

Yanıt: Bir seçime giriyoruz. Seçim hem adaylar için hem toplumlar için en demokratik haktır. Böyle bir seçimde ne kadar yakın olursa olsun başka bir ülkenin yönetiminin gündeme gelmesi zaten başlı başına sıkıntılı bir durum. Bizler bütün ülkelerin demokratik usullerle seçim yapmasını isteriz ve bu sonuçlara da saygı duyarız. Şimdiye kadar Kıbrıs Türk halkı Türkiye’nin hiçbir seçilmiş yönetimini sorgulamadı. Daha da ötesini söyleyeyim bu seçilmiş yönetime karşı askeri darbe girişimi olduğunda ilk ses veren makam KKTC’nin Cumhurbaşkanlığı makamı oldu. Sabahı beklemeden gece yarısı olmadan NTV’ye ve BRT’ye canlı yayınla net tavrımı açıkladım. O gece, geçenlerde bizim aleyhimize yayın yapan CNN stüdyosuna bağlıyken askerler stüdyoya girdi ve biz konuşamadık. Dolayısı ile Kıbrıs Türk halkı da kendi kararını verdiğinde buna herkes saygı duyacak. Ben şuna inanıyorum bizim seçimlerden sonra tüm taşlar yerine oturacak ve karşılıklı saygı ilişkisi içerisinde hep beraber yeni bir döneme yelken açacağız. Çünkü burada Kıbrıs Türk halkının içerisinden ve onun liderliğinden, Türkiye düşmanı yaratma gayreti boşuna bir çabadır, böyle bir şey yoktur, olamaz da. Biz sadece Türkiye’nin iyiliğini isteyen insanlarız, onun daha iyiye gitmesi bizim için de çok daha iyi olacağının farkındayız, bunun bilincindeyiz. Ama bir şey daha var kendi değerlerimizle, kendi demokratik laik anlayışımızla bu topraklarda başı dik onurlu insanlar olarak kendi kendine yeten, kendi kendini yönetme becerisine sahip, kendi özgün kültürü ve karakteriyle var olmak isteyen bir toplumuz. Bu toplum bir seçime gidiyor. Bu seçimde sadece halkın kendi vicdanıyla ve aklıyla oy vermesini istemek ve bunun böyle olmasını temin etmek sadece benim değil aslında tüm adayların görevi ve hedefi olmalıdır. En ufak bir karışmacılık iması dahi yapıldığında buna herkesin dur demesi lazım. Biz demokratik bir toplumuz bu toplumsal yapımızı koruyup kendi liderimizi en iyi şekilde belirleme hak  ve yeteneğine sahibiz. Ben bunu bilirim bunu söylerim ve bu şekilde seçilecek bir Kıbrıs Türk lideri, KKTC Cumhurbaşkanıyla Türkiye’nin ilişkilerinin kötü olması için bir neden yok. Olaya ben böyle bakarım.

Soru: Çözüm olmadan önce Maraş’la ilgili herhangi bir adım atılabilir mi ?

 

Yanıt: Geçen dönem ortaya koyduğumuz vizyona destek bulamadık. Ortaya koyduğumuz vizyon neydi; İki tarafın da yararlanacağı bir çerçevede gerek Maraş’ın gerekse Ercan’dan uluslar arası uçuşların gündeme gelmesiydi. 1993 paketini hatırlayacaksınız Maraş’a karşılık Lefkoşa Havaalanı’nın açılması gündemdeydi. Lefkoşa Havaalanı gündem dışı kalınca biz de Ercan Havalimanı’nı gündeme getirdik ama bu konuda açık olmak iyidir ne Türkiye’den ne de Güney Kıbrıs’tan destek bulamadık.  Türkiye olaya bütünlüklü çözüm kapsamında yaklaştı. Anastasiadis ise bileceğiniz nedenlerle Ercan’ın uluslararası uçuşlara açılmasına sıcak bakmadı. Bir nedeni de parça parça bazı çözümlere Rum tarafının da niyetinin olmamasıdır. Maraş’ın bugünlerde yeniden gündemde olmasının birkaç tane nedeni olabilir. Bir tanesi Titina Loizidu davasından itibaren başlayan süreçte Taşınmaz Mal Komisyonu kuruldu ve bu komisyona Rumların müracaat etmesi istendi. 6-7 bin civarında başvuru yapıldı, bunların 600-700’ü sonuçlandı, bir kısmı ödendi bir kısmı halen bekler ve bu günlerde bunun sorgulanır bir durumu var. Maraş’tan da müracaatlar var AİHM’e bildiğiniz gibi. Bu davalardan bir tanesi örnek dava olarak seçildi. Maraş’taki davaları etkileyecek örnek bir dava olarak. Büyük bir ihtimaldir ki bu davadan da hareket edilerek işte Rumlara buyurun bizim idaremizde Maraş’ta malınız maldır denebilmesi için bir arayış söz konusu olabilir. Bunun yanında seçim de yaklaştı. Bazı adaylar cilalanmak istenebilir. Kötü senaryo ise artık Kıbrıs’ta çözüm olmaz onlar yoluna biz yolumuza yaklaşımı olabilir. Bunu zayıf ihtimal olarak görüyorum. Asıl söylediğim ilk söylediğim konudur. Bizim bakış açımızın yani Cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanı adayı olarak Mustafa Akıncı olarak bakış açımın temeli elbette uluslararası hukuk içinde olacak. Ben elbette Maraş konusunun Kıbrıs’ta çözüme bir katkı sağlamasını isteyeceğim. Böyle kapalı kalmasını ben da hiçbir zaman istemedim, onun için de 5 yıl önce bir girişimde bulundum. Yine Maraş konusunun Cumhurbaşkanlığının dışında ele alınıp sonuçlandırılabileceğine da inanmam. Bunu da öngörmem çünkü bu seçim biter bitmez salgın koşullarının da el vereceği şekilde BM Genel Sekreteri  Guterres 5’li görüşme için düğmeye basacak. Bekledikleri seçimlerin bitmesidir ve gayrı resmi 5’li konferansın ilk önereni de Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dolayısı ile müsait olur olmaz ortam, herkes eteğindeki taşları döksün, kim ne ister artık netleşelim anlayışı ile gayrı resmi bir 5’li konferans kapımızı çalacak ve orada  eğer bir anlayış beraberliği doğarsa ki doğmaması için bir neden görmem, ondan sonra çözüme doğru adım adım evrileceğiz.

Soru: Uluslararası hukukun da çatıştığı yerler var. AİHM diyor ki insan hakları olarak kişisel mal iadesinin talebi gerekli, diğer taraftan Güvenlik Konseyi kararı var, diyor ki bunu BM gözetiminde yapın. Bunun ikisini eritecek bir vizyonumuz var mı ?

 

Yanıt: Hükümetin bakış açısıyla olaya yaklaşırsak orda biri diyor ki Maraş’ı Las Vegas yapacak, diğeri diyor ki sen yapamazsın ben açacağım. Orda hükümetin içinde de rekabet unsuru haline getirdiler konuyu. O iki arkadaştan bir tanesi mevcut durumun devam etmesini ve bu devam ederken bir takım işbirliklerinin yapılmasını söyleyegelmektedir. Yani bütünlüklü çözüm hedefi vizyonunda yoktur. O nedenle ona uygun yaklaşımlar sergileyebilir. Ama biz bu mevcut durumun sürdürülebilir olmadığına inanan insanlar ve politikaların sahibiyiz çünkü görüyorsunuz Doğu Akdeniz’i, eğer Kıbrıs Sorunu çözümsüz kalırsa bu Doğu Akdeniz denklemi nasıl çözülecek? Diğer bir soru işareti de budur. Dolayısı ile sürdürülebilir olmaktan çıktı. Artık Kıbrıs sorununun böyle ilanihaye gitmesi herkesi zorluyor, koşullar artık bir şey yapılması lazım diyor. Genel Sekreter de bunun bilinci içerisinde bu girişimleri yapacak.  Dolayısı ile bir yandan genel sekreter bu adımları atmaya çalışırken öte yandan bunu alıp barikat olarak diye çözümün önüne koyup daha da ilişkileri germenin, daha da kötüye götürmenin bir anlamı yoktur diye düşünüyorum ben. Eğer gideriz yeniden bir çıkmaz ve artık hiçbir şey olmayacak noktasına gelirsek ki bunu asla istemememiz lazım ve bu Rum tarafını da çok derinden düşündürmesi gerekir çünkü ne olacak çözüm yolunda ilerlenmemesi demek bu adada artık bölünmüşlüğün daha da perçinlenmesi demektir. Bırakın Maraş’ı onun ötesinde kayıplar olacak.

Soru: Seçimden sonraki gayri resmi 5’li görüşmeden beklentiniz nedir ?

 

Yanıt: Her yıl eylül sonu ekim başı herkes New York’a taşınırdı biliyorsunuz. Şuan oralarda kimse yok, günü geldiğinde kimse oralarda olmayacak. Dolayısı ile herkeste bir tedbir var. Bu tedbirleri de dikkate alarak, zamanlama olarak bir şey söylemek yanıltıcı olabilir ama çok uzun olmayan bir süreçte bu toplantıyı yapmak isteyecek genel sekreter. O toplantıda en azından Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğiyle ilgili pozisyonunu netleştirmesini isteyeceğiz. Beklenti o olacak. Umarım Rum tarafı da bunca yaşanmışlıklardan sonra soru işareti bırakmaz kimsenin kafasında. Çünkü bulunacak bir çözümün temel parametrelerinin en başında gelen budur, tartışma kaldırmayacak bir konudur. O nedenle de bunun da netleşmesi için bu konferans talebi vardır.

Soru: Doğu Akdeniz’de ki gelişmeleri nasıl değerlendirirsiniz ?

 

Yanıt: Doğu Akdeniz’de 3 senaryo söz konusudur. Ya sorunlar halledilinceye kadar moratoryum ilan edilir, ya bizim sunduğumuz öneri çevresinde bir diyalog olur konuşulur bu meseleler, ya da herkes kendi yoluna gider. Şimdi moratoryum yok, bizim sunduğumuz öneriyi Rum tarafı kabul etmiyor, bu benim egemenlik alanımdır sizinle bu konuyu konuşmam diyor. O zaman ne kalıyor geriye işte Rum tarafı da pandemi öncesine kadar araştırırdı ve kazardı buna karşılık Türkiye’de hem kendi adına hem bizim adımıza araştırma ve kazmaya başladı. Bu arada tabi yetki alanları çatışması başladı, Türkiye Libya ile bir koridor çizdi, buna karşılık Yunanistan’da Mısır ile bir koridor çizdi. O çakışma alanları da gerginlik alanı haline geldi. Ama oraya baktığınızda da Kıbrıs’ı görürsünüz. Düğüm ordadır bence. Yani Kıbrıs sorunu çözülmedikçe Doğu Akdeniz denklemi çözümsüz kalmaya devam edecek. Tabi şunu da söyleyelim evet bu Doğu Akdeniz coğrafyasında Türkiye önemli bir aktör, uzun sahilleri olan bir ülke. Bu adada Kıbrıslı Türkler de var. Bizi de dışlamak mümkün değil. Akılcı, tüm paydaşları içeren bir projede Türkiye de Kıbrıslı Türkler de yerini almalıdır. Bunun başka yolu yordamı yok. Ama Türkiye’nin bölgedeki bazı ülkelerle yaşadığı sorunlar nedeni ile Rum tarafı bunun avantajını kullandı. Mısır ile Türkiye’nin ilişkileri bozulunca Yunanistan-Mısır-Güney Kıbrıs üçgenini kurdu.  Aynı şeyi İsrail ile yaptı. En akıl dışı denebilecek EastMED projesi, ekonomik akıldan uzak ama İtalya da onayladı bu projeyi İsrail, Güney Kıbrıs, Girit, İtalya ekseninde hiç de akılcı olamayın bir projeye destek veriliyor. Kıbrıs sorunu çözülürse katalizör olabilir. Yalnız Kıbrıslı Türklerin ve Rumların açısından değil, Federal bir Kıbrıs’ın Türkiye ile ilişkilerinin gelişmesi hem Türkiye’nin yararına hem buranın yararına. Kıbrıs’ta çözüm olur Kıbrıs’ın sadece kuzeyi değil güneyi de Türkiye’ye dost bir coğrafya olur. Kıbrıs’ta çözüm Türk-Yunan, Türk-AB ilişkilerinin gelişmesine katkı yapar.

 







Başa dön tuşu