Köşe Yazarları

HAC-KURBAN-DENKTAŞ VE SAVAŞ!


1950’lerde hatta çok daha sonraları kurban bayramına “Hacılar Bayramı” derdik. O yıllarda ve öncesinde Kıbrıs’tan “Hacca” gidenler vardı. Yani Arabistan’ın Mekke’sine!

Hatırladığımca hacı adayları deniz Arap gemileriyle deniz yoluyla giderlerdi. Hatta o yıllarda  hacca gidecek kadınlı erkekli kafileleri ücret karşılığında Şeyh Nazım Kıbrısi götürür hem rehberlik yapar hem hac farizasından sonra geri getirirdi..

… Ben öteden beri merak ederim. Mesela biz bayram arifelerinde  atalarımızın mezarlarını ziyaret ederiz. Oysa Arapçada “dört köşe” yada “küp” anlamına gelen Kâbe ta Hz. İbrahim zamanında yapılmış, bildiğimce Kureyşlilerin içindeki putlara taptığı, sonradan Hz Muhammet’in o putları yıkarak ibadethane haline getirdiği bir yapı. Bazılarının 13 bazılarının 16 metre yüksekliği olduğunu söylediği Müslümanların ibadethanesi yada camisi… Merakım da şu: Neden Hz. Muhammet’in Medine’deki mezarı değil de dünyada ilk mabet olsa bile kâbe tavaf edilir?

Kusuruma bakmayın. Çocukluğumda dualarıyla namaz kılacak bilgiye sahiptim  ama  o yıllarda da Kâbe’nin konumuyla kutsallığını hiç anlayamadımdı.. Nitekim bugün de neden milyonlarca Müslüman’ın hacı olmak için Arabistan çöllerine akmalarını hiç içime sindiremem!  Hele şimdilerin Suudi Arabistan’ının böyle bir kutsallığa ev sahipliği yapmasını hiç sindiremem!   ***…HAYIR ne Kâbe’yi yazacaktım ne de “Hac farizasını.. “Bayrama” adını veren “kurban kesme olayına takılacaktım!” Dört gün oldu hâlâ TC televizyonlarında “kurban kesme” olaylarını izliyorum..

YARABBİ! Bu kadar kanlı, bu kadar gaddarca bir olay olabilir mi! Kasaplık da olsalar hayvanlara bu kadar ezgi cefa yapılır mı! Fırsatını bulup kaçan danaların arkasından bir ordu insan öyle mi koşar? Ve dini itikat uğruna hayvanlar böyle mi kesilir, kanları dereler gibi böyle mi akıtılır? …Sonra da “hayvanlara iyi davranılmasını, korunmalarını bekliyorlar!” Hem de  yüz yıllar ötesinden gelen bir geleneği hâlâ o günkü cehaletin zihniyetiyle bugünkü dijital çağda aynen ve hiç değiştirmeden en azından o kanı usulünce akıtmayı bile beceremeden! ***

HER neyse biz işimize bakalım. İşimiz seçim yapmak! Ki Önümüzdeki Ekim ayında  Cumhurbaşkanlığı seçimi var şimdilik beş de aday!

Kendini uzun süre saklayıp “adayım” diyen sonuncusu Serdar Denktaş oldu. Ve tabi ki bugüne kadar olagelen tahminleri hatta anket sonuçlarını kadük duruma soktu.

…SIRASI geldi yazayım. Serdar Denktaş’la vakti zamanında yarenlik yaptığımız olduydu. Bazı akşamlar çok iyi arkadaşım olan rahmetlik Atasayan’la birlikte ayni  masada yiyip içip, konuşup tartışmışlığımız da oldu.. Hatta Dokuzlar hareketiyle” DP’nin kuruluşunda da “yokla var arasında vardım” bir gün anlatırım..  Ha! Bir akşam ikimiz baş başayız. Fena halde tartışıyoruz ki sonunda dayanamayıp  “sen babamdan daha gericisin” deyiverdiydi bana ki ne zaman hatırıma gelse hâlâ gülerim!

Kısaca söylemek istediğim Serdar Denktaş’ı tanıdığımdır. Ha talihi yaver gider de Cumhurbaşkanı seçilirse ne olur ne kalır diye soracak olursanız “hiç” derim!

Sadece mevcut Anayasal yükümlülüklerini yerine getirir bir de eğer Rum tarafının keyfi yerindeyse ve müzakere ihtiyacı duyarsa “hadi gelin konuşalım” dediğinde bir yerlerde masaya oturur ve konuşurlar.

…Ancak Serdar Denktaş bize babasının hediyesidir. Belki KKTC’de bir “Denktaşizm” yoktur ama Kıbrıs siyasi sorununu “ayrı bir Türk devleti” olarak ilkeleştiren liderdir.

Oğlu Denktaş’ın da bu “iki Devletli çözüm” alternatifli politika kulvarında koşacağına şüphe yoktur zaten Kıbrıs sorunuyla ilgili beyanatları da ortadır..

Peki Sn. Tatar’ın oylarını kakalar mı? Ki o oylar UBP’nindir. Neden olmasın! Bu memlekette UBP’nin kurucusu olan “Rauf Denktaş”ın Kıbrıs sorununa yönelik siyasi tutumunu onaylarken, mensubu olduğu muhalefet partisine aldırmadan oy veren muhalif yurttaşlar vardı.  Eğer Serdar Denktaş kampanyası sırasında “Kıbrıs siyasi sorununu ve çözüm olasılığına yönelik görüşlerini somuta indirgeyerek anlatabilirse sandıktan çıkar mı bilmem ama “başarılı” olur diyebilirim..

***NE var ki şu sıralarda kimse “çözüm” ummasın. Fakat artık Doğu Akdeniz’den Libya’ya, Suriye içlerine, ötede Azerbaycan’a kadar çok geniş bir coğrafyada jetlerini uçururken tanklarıyla düşman kovalayan bir Türkiye gerçeği var ve bu gerçeği hem Yunanistan hem de Rum tarafı görmeli, adada kalıcı barışı sağlayacak bir çözüm metninin altına en erken zamanda imzalar atılmalıdır. Yoksa bu gidiş iyi gidiş değil Allah göstermesin gün gelir bu ada yanar kavrulur!

 



Başa dön tuşu