Güzel uyu Mustafa Amca

7 Temmuz 2016 Perşembe | 12:23
Esra Aygın

Annemi kaybettiğimden beri ağlayamıyorum ölümler karşısında…

Yüreğimin orasına taş basmış gibi…

Bir başlarsam bir daha duramayacakmış gibi…

Gözyaşlarımı annemle birlikte gömmüş gibi… Ağlayamıyorum… Donuyorum

 

Uykusuz gecelerde yazılır ölüm yazıları… Ağlayamadığın gecelerde…

 

xxx

 

Çocukluğumun en güzel yaz günleri geçti Mustafa Amca’nın Girne’deki bahçesinde…

Tavşandan tavuğa, köpekten kuzuya her türlü hayvana kucak açan, Kıbrıs’ın yaz sıcağında bile topraktan rengarenk fırlayan binbir bitkinin süslediği o bahçede…

 

Babamın amcası, hayatta olan en büyük Aygın, çınarımız, bir o kadar sevgi dolu, bir o kadar sabırlı Mustafa Amca…

 

Tavşanların yuvasını temizlemenin ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu onun bahçesinde öğrendim.

Kuzuların sık sık uzaklara dalıp gittiğini…

Tavukların ne bulursa gagaladığını…

Kediciklerle köpeciklerin, yaz sıcağının verdiği miskinlikten mi, hiç ayırımsız her türlü hayvana ve bitkiye kucak açan bu bahçenin büyüsünden mi bilinmez, dost olabileceğini onun bahçesinde öğrendim.

 

Okullar yaz tatiline girdiğinde, işe koşuşturan ana babalarımız bizi Mustafa Amca’ya bırakırdı sık sık…

Hep sıcacık karşılardı bizi. Hep sabırlı, hep şefkatli.

Azarlama yoktu Mustafa Amca’nın bahçesinde. Ama ne hikmetse, bizde de yaramazlık yoktu. Ördek yavruları gibi büyük bir disiplinle tek sıra peşine takılır, küçük dünyamızda gözümüze uçsuz bucaksız görünen o bahçede onunla tek tek her kümesi, her yuvayı, her kafesi gezer, büyük bir ciddiyetle nasıl her hayvanla, her bitkiyle tek tek ilgilendiğini izlerdik.

Tavukların yumurtalarını onunla birlikte toplar, doğuran köpeciğin yavrularını sever, o meşum kazlar kovalamasın diye heykel taklidi yapardık.

Biz yorulup bahçedeki galifin gölgesinde Aygül yengenin limonataları ve ceviz macunları ile şımarırken o anlatmaya devam ederdi… Hayvanları, bitkileri, ailemizi, Limasol’u…

Kayıp geçmişimizin en eski anıları ondaydı…

Gerçekten bildiğinden mi, öyle olmasını istediğinden mi bilinmez, “Karaman’dan geldik biz” derdi. “‘Karamanlı Aygırlar’dandır dedemiz.”

Çok sonraları “elalem çocuklarla dalga geçer” diye aygır’ı aygın yapmış öngörülü büyük dedemiz.

Tahta iskemlelerin üzerinde yorgunluğun, sıcağın, ve çocuklara özgü o sınırsız hayal gücünün etkisiyle gerçekle hayal birbirine karışır, Mustafa Amca’nın hikayeleri masallara dönüşür, rengarenk rüyalar olurdu mayışmış gözlerimizde…

Gün geldi, yaz tatilleri de bitti, büyülü bahçedeki geziler de, galifin altındaki tembel masallar da…

Büyüdük… Ölümün karşısında bir o kadar daha anlamsızlaşan hayat koşuşturmacasına daldık her birimiz. Büyüdük ya, bayramlardan bayramlara kaldı Mustafa Amca ile görüşmelerimiz…

Hayat koşuşturmacası diyoruz… aslında hayatı ertelemek bizim yaptığımız…

 

Geçen hafta tatildeyken aldım Mustafa Amca’nın ölüm haberini…

Ve Ahmet Altan’ın dediği gibi, “sonsuz bir kayboluşa doğru kaybede kaybede yapılan bir yolculuk” olan bu hayatta, bir kişi daha eksildim…

 

Bu bayram sensiz Mustafa Amca…

 

Marquez’in romanlarından fırlamışçasına gerçekle hayalin birbirine karıştığı o büyülü bahçenin anıları hep gülümsetecek beni…  Ve o küçük kız çocuğu, bahçende geçirdiği eşsiz günler için hep sana minnettar kalacak…

 

Güzel uyu Mustafa Amca…