Köşe Yazarları

Gün geldi onlar da çekip gittiler

Her akşam aynı meyhanede aynı tahta masada…

Mevsim kış ise camlar içerinin sıcaklığı ile buğulanmış, içeridekileri dışarıdan görmek mümkün değil, kim kimdir kimin nesidir belli değil.

Meyhane müdavimleri kış güneşi battıktan hemen sonra dar sokakları toplayarak gelip tahta masalarına kurulmuş olurlardı.

Artlarında bıraktıkları sokaklar erkenden karanlığa gömülür, evlerden loş sarı ışıklar sızardı.

Eğer yağmur yağmışsa, damların teneke oluklarından sızan yağmur sularının ıslak sesleri işitilirdi sokaklarda…

Her akşam aynı masada, aynı sandalyede;

Yudumlanan konyak aynı, konyağa eşlik eden meze aynı.

Gerçekten de kimdiler kimin nesiydiler onlar da gelip geçtiler bu dünyadan ki şimdiki meyhaneler meyhane değil, meyhane dediğin sırların depolandığı; hayatın sıkışıp kaldığı kederli yerlerdi.

O sırları meyhaneci de bilmezdi fakat meyhaneye düşen her akşamcı sessiz filmler gibi birer hayat hikayesiydi ve muhtemel o hikayeler o viran sokaklarda kaybolup paramparça olurdu…

Meyhanelerin meyane olduğu dönemlerdi.

Tel örgüler Lefkoşa’nın göbeğine yeni çekilmiş, henüz sokaklara varilden ve kum torbalarından barikatlar gerilmemiş, bir tek Yediler mahallesinde tek bir sokakta birkaç kullanılmaz araçtan barikat yapılmıştı.

Zemheri aylarına henüz vakit vardı…

Ahşap radyoların kısılmış sesinden çıkan kaderci melodiler, masaları dolaşan bir meyhane kemancısından yayılan içli nağmeler kadar etkileyiciydi.

Herkes geceden sabaha yeni bir güne hazırlanmanın belirsiz telaşı içindeyken “sabah olmasın” diyen onlardı.

Kim bilir her sabah yeni bir kahır getirecek, o hiçbir gelecek vaat etmeyen günler birbiri ardına yeniden yaşanacaktı.

Bu yüzden olmalı,

Günlük siyaset meyhane masalarında paramparça olur, ağırdan demlenen bir akşamcının iki dudağı arasında çerez gibi ezilip giderdi.

O masalarda siyasetin hiçbir kıymeti yoktu.

Gazeteler içeriye yağmur sızmasın diye pencere ve kapı aralıklarına sıkıştırılmaya yarardı böyle mevsimlerde bazan ve bazan da tumturaklı sözlerle itinayla hazırlanan ve haber haline getirilen büyük insanların demeçleri tek yıldızlı konyak şişelerinin altına serilmek için kullanılırdı.

Ahalinin dertleri ile ilgilenmediklerinden ya da olup bitenleri umursamadıklarından değil,

“Olacak bir şey yoktu bu memlekette…”

Bir kahin gibi buna inandıklarından belki de.

Zaten dert dediğin o masalara gelip otururdu hiç kalkmamacasına…

Mevsim kışa hazırlanırdı ve böyle zamanlarda meyhaneler bir midye kabuğuna benzerdi.

Bilinmeyen bir dünya.

Ne onlar dışardakilerden haberdardı ne dışardakiler onlardan sanki.

Gün geldi o meyhanelerle birlikte onlar da çekip gittiler neredeyse hiçbir iz bırakmadan.

Bir taş plakta sadece o nağmelere rastlamak mümkün…

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı