Köşe Yazarları

Güllü süt







Yol uzun.




Baf’tan şehere.
Otobüs yola çıkar, tıngır mıngır giderken yolda yolcu alırdı.
Ama eski otobüslerin uzun yollarda pek dayanacak gücü yoktu.
Belirli bir noktada durur, motor soğumaya bırakılır, bu arada otobüs gibi yorgun düşen yolcular da bir kahvede veya lokantada soluklanmış olurlardı.

Hüseyin Kanatlı da öyle yapmıştı.
1931’de Baf’ta doğmuş, ilkokulu bitirince “duhul” imtihanları için şehere yol tutmuştu.
Dinlene dinlene.

O zamanlar şeher dediğin kocaman bir şehir.
Köyden kasabadan çocuk başına yalnız gelinmez.
Cümbür cemaatle.
Başka yolu yok.
Kanatlı’yı elinden tutarlar, şehere getirirler.

Hüseyin Kanatlı abimiz “Uçan Yıllar” adlı kitabının birinci cildini yayınladı.
Yaşanmış “acı tatlı” anılar var kitapta.

Nihayetinde şehere varırlar.
Kanatlı’nın ilk gözlemi şöyle:
‘Geniş caddeleri’, yüksek binalarıyla karşıladı bizi Lefkoşa…
Sokaklarında da hayli kalabalık vardı.
Kalabalık arasında büyükleri ile dolaşan, bizim gibi aday çocuklar daha çok göze çarpıyordu.
O zamanlar Sarayönü’nde Filistin Oteli ve Ali Riza Oteli gibi oteller vardı. Hangisinde yerleştiğimizi hatırlamıyorum.
Ancak Ciğerci Mustafa’da akşam yemeği yedikten sonra yine Sarayönü’nde, Polis Karakolu karşısında bulunan Mulla Hasan’ın kahvesinde oturup güllü süt içtiğimizi hatırlıyorum.”

O zamanlar köylerde güllü süt yok muydu ya da bilinmiyor muydu?
Bilmiyorum.
Ama önemli olan köy ve kasabalardan şehere gelirken, ilk kez gelenlerin zihninde büyük bir kent algısının olmasıydı.
Herhalde o algı da, köy ve kasabaların o günkü koşullarına bakıldığında boşa çıkmazdı…

Şimdi durum farklı.
Zaten köy yok, kasaba yok.
Köyleri bile şehirleştirmek için seçim vaatleri yapılıyor.
Ters iş.
Ama en tersi, artık Lefkoşa’ya gelmek değil, Lefkoşa’dan kaçmak rağbette…

Şehere gelip bir köşede muhallebi yemek.
Bir kahvede oturup muhabbet etmek,
Ciğercide ciğer yemek,
Yaz akşamlarında bahçelerinde serinlemek,
Bir kaldırımda nargile içmek,
Bir kabareye, bir sinemaya gitmek…
Anlatılamazdı ve köylerde kasabalarda anlatıldığında herkes büyük bir ilgi ile izlerdi.
Masallar dünyası gibi.
Şeher masal gibi bir kentti.
Köylünün, kasabalının rüyasıydı.
Şeherde yaşayanların da gururuydu.

Şimdi şeherden kaçan kaçana.
Herkes köyümsü, kasabamsı yerlere çekilmekte.
Biraz ağaç,  biraz deniz, biraz yeşil, biraz sessizlik aramakta.
Beton ve trafik gürültülerinden uzak.
Hatta herkesten uzak.
Zaman şimdi böyle…

Gerisi anılara havale.
Yüne de ara sıra güllü süt içmekte yarar var…











Başa dön tuşu