Köşe Yazarları

GÜLE GÜLE İRFAN ABİ BABAMA SELAM SÖYLE

 

İRFAN ÖZBAYSAL’a veda… 1980-81 yılları falan olmalıydı. Ben de 9-10 yaşlarındaydım. Bugünkü gibi güzel ve güneşli bir sonbahar günüydü. Sabahleyin kahvaltı gündemimiz yine aynıydı. Güneyden beridir futbol aşkı ile dolu olan köyün temsilcileri ne yapsa o yapılıyordu. O günkü maçla ilgili yorum yapıyorduk. Küçücük bir köy olan Mormenekşe, ismi ve ruhu şiir olan köylülerinin desteğiyle, müthiş yetenekli futbolcularıyla büyük takımlara kafa tutuyordu. İktidarın, gücün, favori olmanın tüm ezberini bozarak gücün, forma aşkının, inancın galibiyetini alıyorlardı. Babamla birlikte erkenden gittik maça. Genç takım sahada ter dökerken A takım – o efsane kadro- kenarda ısınıyordu.
Takımın rengi yeşil-kırmızı olmasına rağmen taşıdığı ismin ruhuyla menekşe formalarıyla çıkmışlardı futbolcular sahaya. O, takım arkadaşları arasındaydı yine. Upuzun boyu, kusursuz fiziği, iddialı futbolu ile Mormenekşe takımının kapanı İrfan kenarda onu izleyen hayranlık dolu bakışlar arasında ısınıyordu. Hem dış görünüşü, hem futbolu güzeldi ama her şeyden önce kişiliği, karakteri ile de asi ve asil bir insandı. O yaşlarda köyde dallanıp budaklanan ünün hayranlığı ile izliyordum ben de abimi saha kenarında, hiç gözlerimi ayırmadan. Köyümüzde forma giymesinin gururu ile dağ gibi heybetli bu adamı ne ben ne de köylü hiç bir zaman unutmayacaktık, o yaşta, o gün bile bunu biliyordum.
Aradan birkaç yıl geçti ve futbol sahalarından babam eksildi. Evimizde futbol sohbetleri, anıları, galibiyet, mağlubiyet öğretileri eksildi. El yordam, hatırladıklarımız ve yaşadıklarımızla yeşil kırmızılı bir aşkın mirasçıları olarak maçlara gitmeye devam ettik. Geçen uzun yılların ardından unutulmaz futbolcumuz İrfan abi de futbola veda etmişti. Yalnız onu diğer pek çok forma giyen futbolcudan ayıran önemli bir farkı vardı. Bu kez de taraftar olarak yerini alıyordu tribünde, yani bu takıma veda etmiyordu. Yıllar sonra büyük hizmetlerde bulunan pek çok futbolcumuzun nerde olduğunu bile bilemezken, İrfan abimiz kaç kuşak futbolcunun gelip geçtiği sahada bir anıt gibiydi bizim için. Eski günleri unutturmayan, gerçekleri bizzat yaşayan ve cesurca her şeyi anlatan bir tanıktı o bizim için. Bir parça baba kokusuydu, en çok da formasını teri ile ıslatan onurlu bir yaşamın son temsilcisi gibiydi.
Sonra ne mi oldu? Bitimsiz forma aşkı ile bize babamızı anlattı. Bize babamızı anlatan en değerli, en özel, en candan, en sevilen abimizdi bizim için. O bizim çocukluğumuzun eksik parçalarından biriydi. Engin mavi gözleri, bir çınar gibi olan duruşu ile Cemal Balses anı maçlarına iki eli kanda olsa hep geldi. Onun için röportajlar yaptı. Mormenekşe Cemal Balses Stadı’na gözlerini dikerek tek tek aradı yoldaşlarını ve o bize dönüp, “Burada pek çok arkadaşımı daha görmek isterdim, gelmeliydiler” diye kahretti… Her yıl üzerinde babamın fotoğrafı olan tişörtü ile koşup geldi aramıza. “Çocuklar ben hayatta oldukça hem babanızla ilgili her türlü etkinliğe geleceğim, hem de Mormenekşe’nin maçlarında takımımızı da hep destekleyeceğim” demişti. Babama ait pek çok anı anlattı bize, Amerika’ya gitmeye karar verdiği sabah babamın bir ricası ile Amerika’ya gitmekten vazgeçip Mormenekşe’nin formasını üzerine geçirip maça çıktığını anlattı büyük kaptan. Hayatının sonuna kadar her yıl yaptığımız anı maçlarına geldi, Mormenekşe’nin maçlarında yeri tribünde hazırdı, dağ gibi takımını hep destekledi. En son Yeniboğaziçi-Mormenekşe maçında pek çok maçta olduğu gibi fotoğrafladı onu eşim. Baba yadigarı, Mormenekşe sevdalısı, efsane kaptandan pek çok anı kaldı bize geride.
Güneşli bir Sonbahar sabahı geldi haberi. Eşim bu haberi bana ağlayarak verdi. Bizim, ailemiz için gerçek bir abi, kan bağından daha büyük bir bağın sahibi, babamızın dünyada kalan parçalarından bir tanesi, Mormenekşe’nin en güzel renklerinden birisi, çocukluğumuzun idollerinden bir tanesi veda ediyordu bize. Yine hazırlıksız yakalanmıştık.
Bir bir göç ediyordu hep kahramanlarımız, biraz daha yalnız, biraz daha kimsesizdik sanki. Babamın en güzel parçalarından bir tanesi gidiyordu bu dünyadan. Onun bütün yoldaşları hep aceleciydiler. Yaşlanmadan, gençlere öğretecekleri varken, nesilleri tükenirken, bizleri biraz daha kurtlar sofrasının içinde bırakarak gidiyordu İrfan abimiz de. Dün son görevimizi yerine getirdik ona karşı. 1983 yılındaki babama vedayı anımsatan bir gündü benim ve ailem için dünkü cenaze töreni. Mormenekşe camiası, futbolcusu, taraftarı, başkanı, yöneticisi ile yerini almıştı gözyaşları içinde.
Bir anda her şey olup bitmişti işte. Tıpkı giden diğerleri gibi. Tıpkı giden bütün aceleciler gibi. Bütün unutulmazlar ve yeri doldurulmazlar gibi işte. Babam, Selim eniştem, Nazım amcam, Ayşe Gobodok ve niceleri gibi.
Dün akıttığımız gözyaşlarının içinde çocukluğumuz vardı. Eksik kalan baba sevgisinin temsilcisine veda vardı. Mormenekşe formasını giymiş mavi gözlü bir çınarın hayatımızda eksilen güven hissi vardı. Bir parçam, bir parçamız kopup gitti bizden. Hayatımızın en güzel anılarına sahip, bize tam bir abi olan bir yoldaş apansız çıkıp gitti bir sonbahar sabahı. Sağlığında babamın yaşaması, yaşatılması, doğru anlaşılması ve unutulmaması için elinden gelen her şeyi yaptı. Dün, cenaze töreninde Mormenekşe’de başarı ile forma giyen ve büyük katkılar sağlayan futbolcumuz Hüseyin Özbaysal’ın acısını derinden hissederken tüm kelimeler dondu kaldı dudaklarımda. Sadece şu cümleyi söyleyebildim Hüseyin’e:
“O bizim babamızı yaşattı, biz de senin babanı yaşatacağız”…
Güle güle İrfan abi, babama selam söyle.
—————————————————————————————————————–
ZAMANA ASILI MEKTUPLAR
Bir yağmur yağıyor şimdi içime.
Geciken sonbahar sararmış ve kurumuş yapraklarını döküyor dar mahallelerden üzerimize.
Soğuk bir Aralık ayının kapısını aralamış gibi hissediyorum kendimi. İçimde koskocaman bir boşluk ve acı. Sokakta kimsesiz bir kedi yavrusunu fark ediyorum bugün. Ürkek uçan bütün kuşlar sanki daha bir yakın bana. Elektrik telleri, sokaklardaki çöp bidonları, yollar, evler, perdeler, saksılar her şey çok fazla suskun. Akşam yemeğine hazırlanan Kıbrıs halkı el ayak çekmiş sokaklardan. 40’lı yaşları sürmenin ne demek olduğunu anlatıyor bana şarkıları. Çocukluk kahramanlarına veda etmek demekmiş meğer bu yaş dilimi. Hayatıma damgasını vurmuş insanların gidişlerini izlemek vedalarında bulunmak demekmiş orta yaşı sürmek. Bütün anıları temize çekmek ve yılların birikimiyle ağlamak. Gözyaşı dökmeden ağlamayı bilmekmiş. Dünyada daha bir yalnız, daha bir kimsesiz, daha bir bir başına kalmakmış. Bu yaşlar sevdiklerine veda etmelerinin çoğalmasından başka bir şey değilmiş…

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı