Köşe Yazarları

GÖR DENİLEN / “Zurna” da olur

Yıl 1988.

Hatırladığım kadarıyla aylardan Temmuz ya da Ağustos.

Neredeyse tamı tamına 30 yıl önce.

Yer Atlanta’daki CNN binasının hemen yanındaki kongre salonu.

Demokrat Parti ABD Başkan adayının resmi olarak açıklanacağı ve konuşma yapacağı 3 günlük kongrenin son günü.

Hatırlatmak için söyleyeyim Demokrat Partinin Başkan adayı o günkü Massachusetts Eyaleti Valisi Yunan asıllı Michael Dukakis.

O dönemde Atlanta’da çalıştığım için tanıdığım Rumların aracılığıyla bu kongreyi iyi bir yerden giriş kartı temin ederek izleme fırsatı buldum.

Çok yakın bir samimiyetim olmasa da üniversitede tanıştığım bir iki Omorfolu Rum’dan giriş kartı talep ettiğimde, sanırım Rum-Yunan topluluğunun siyasete etki etmekte geldiği noktayı bir Kıbrıs Türk’üne göstermek istemiş olmalarından faydalandım.

Bizim alışık olduğumuz kongrelerden ziyade festival kıvamında geçiyor Amerika’daki parti kongreleri.

Parti içi tartışma ve rekabet büyük kongre öncesinde yapılan ve bir yıla yakın süren eyalet kongrelerinde son buluyor.

Bu festival kıvamındaki final kongre eyalet kongrelerinde söylenenlerin konsolidasyonunun yapıldığı platform görevi görüyor.

Partinin programının çeşitli kişiler tarafından vitrine çıkarıldığı yer oluyor.

Konuşmacılar, başkanlık seçimi kazanılırsa kabinede yer alacak olanlardır, ya da partinin gelecek vaat eden senatörleri, valileri ve ilerideki başkan aday adayları oluyor.

Lafı uzatmayalım.

O kongrede sırası gelip kürsüde konuşan bir kişi o kadar heyecan vermekten uzaktı ki, büyük bir çoğunluk sıkılmaya başladı.

Başka ne zaman bu fırsatı yakalarım düşüncesinde o ana kadar her konuşulanı dikkatle dinlemeye not almaya çalışsam da, ben de konuşmadan sıkılmış ve etrafı seyreder duruma geçmiştim ki…

Kürsüdeki konuşmacı ‘’konuşmama son verirken’’ dedi ve birden salondan büyük bir alkış koptu.

Bu spontane yaşanan durum karşısında hem konuşmacının hem de salonda bulunanların karşılıklı gülüşmesinin ardından son sözlerini de söyleyip konuşmacı kürsüden indi.

Bütün bu yaşananlar televizyonların canlı yayında olduğu sırada gerçekleşti.

Ortaya çıkan görüntü bırakın siyasetçiyi sıradan sunum yapan herhangi biri için bile çok zor bir durum yaratırdı.

Ama aynı kişi bir hafta sonra Amerika’da gece yayınlanan ve tüm ülkede en çok izlenen ‘’talk Show’’ programına katıldı. O görüntüler stüdyodaki seyircilerle tekrar izlenip yorumlandı. Ama televizyon programında farklı bir şey daha yaşandı. Salon konuşmasında herkesi sıkıntıdan bayıltan bu kişi ne kadar iyi saksafon çaldığını programın daimi müzik grubuyla birlikte bir şarkıyı canlı icra ederek gösterdi. Muhteşem bir performanstı.

Kongredeki konuşmasıyla içine düştüğü durumu unutturdu ve gündem oldu.

Geriye dönüp bakıldığında bu kişi için o televizyon programındaki performansı bir dönüm noktasıydı.

Aynı kişi 4 yıl sonra Beyaz Saray’daki 12 yıllık Cumhuriyetçi Parti iktidarına son vererek Amerika’nın en genç başkanlarından biri olarak seçildi.(*)

Bu kişi sonrasında bir kez daha seçim kazanıp sekiz yıl Başkanlık yapan Bill Clinton’du.

***

Tüm bunları niye mi yazdım.

Ne zaman bir siyasetçi partisi içinde zor durumda kalsa ya da her kurultay konusu gündeme geldiğinde aklıma bugüne kadar izleme fırsatı bulduğum tek kurultayda yaşanan benim de şahidi olduğum bu anekdot gelir.

Kılıçdaroğlu fena halde köşeye sıkıştırıldı ve CHP’de yine kurultay sesleri çıkıyor ya.

Yüzümde gülümsemeyle acaba diyorum Kılıçdaroğlu ya da İnce saksafon çalsa CHP için yeterli olur mu?

Umut en son ölür derler ama sanki de CHP başka türlü belini doğrultamayacak gibi.

Yeter ki CHP’nin içine düştüğü durumu kurtarabilmek için parti içinde ‘’saksafon çalma’’ fikrini söyleyecek cesaret ve kalitede birilerinin olduğunun sinyali verilsin.

CHP’nin gündemi ele geçirmesi ve bir ‘’çekim gücü’’ yaratabilmesi için buna ciddi kafa yormak lazım.

Gelinen noktada kim seçilirse seçilsin ‘’saksafon çalmaktan’’ başka çare yok gibi.

‘’Saksafona’’ takılmayın.

O bir metafor.

‘’Zurna’’ da olur.

(*) 1988 seçimlerinde Demokrat partinin başkan adayı olan Dukakis baba Bush karşısında ABD Başkanlık seçimi tarihinin en büyük hezimetini aldı. Baba Bush bir sonraki seçimde de sürpriz bir şekilde ABD’nin küçük ve fakir eyaletlerinden birinin valisi olan Bill Clinton’a karşı seçimi kaybetti.

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı