Köşe Yazarları

Gerçekten Özgür Müsünüz?




Anne karnından çıktığımız andan itibaren ayrı bir birey olmuşuz demektir artık. İlk başta annesinin kanatları altında bakılıp korunmaya muhtaç olan bu bebek yaşı ilerledikçe özgürleşmeye başlar ve özellikle ergenlik döneminde bunun için büyük bir mücadele verir.

Bu süreçteki savaşı artık ayrı bir birey olduğunu, kendine ait fikirleri, doğruları ve ihtiyaçları olduğunu duyurmak ve kabul ettirmek üzerinedir. Ne yazık ki aşırı koruyucu, müdahaleci veya eleştiri ile büyütülen çocukların büyük bir çoğunluğu kendilerine ve/veya dünyaya karşı güvenlerini tam anlamı ile kazanamadıkları için kendileri olabilmek adına vermeleri gereken bu savaşı vermeye cesaret edemezler. Sorumluluk almaktan, hata yapmaktan,  eleştirilmekten ve ailelerinin kendilerine çizdiği kalıpların dışına çıkmaktan ölesiye korkarlar. Onlar kendilerine sınır çizemezler. Aileleri ile iç içe geçmiş zihinleri doğrultusunda ailelerinin onlara biçtiği rolü oynarlar. Kimi vicdanın ardına sığınır bu rolü oynarken, kimi elalem ne der baskısına, kimiyse yalnız kalırım korkusuna, ama hepsinin ortak yönü hayatlarının sorumluluğunu başkalarının eline teslim etmeleridir. Peki hal böyle olunca gerçekten özgürüm denilebilinir mi? Özgürlüğü geçtim insan gerçekten yaşadığını hissedebilir mi?

Sınırlarımız esasen kim olduğumuzu belirler. Diğerlerine karşı sınır koymak kendimize sahip çıkmaktır aslında. Sınır koymakta zorlanan kişiler esasen kendilerine, yapılan davranışın kendilerine nasıl hissettireceğine, kendilerine uyup uymayacağına, kendi ihtiyaçlarına uygun olup olmadığına odaklanmak yerine sınır koymaları karşısında karşı tarafın nasıl hissedeceğine odaklanırlar. Yani başkası adına hisseder, düşünür ve yaşarlar. ‘Hayır’ demeleri halinde reddedileceklerine, dışlanacaklarına, sevilmeyeceklerine, karşı tarafı üzeceklerime ve günün sonunda yalnız kalacaklarıma inanırlar. Sonuç olarak da başkalarını mutsuz etme ihtimaline karşı kendi mutsuzluklarını seçerler. Kendilerini üzüp kıranlara karşı dahi, ardından olabilecek en olumsuz senaryoyu düşünerek tepki koymamayı tercih ederler. Yani olayları yönetme noktasında kendi potansiyellerini ve güçlerini görmezden gelirler. 

İletişim karşılıklı paslaşmak demektir. Ve siz ne kadar çok kendinizin ve ihtiyaçlarınızın ardında durarak, iletişimde kalırsanız bir süre sonra o kadar kolay paslaşmaya yani o kadar rahat iletişim kurmaya başlarsınız. 

Hayır diyebildiğiniz kadar özgürsünüz bu hayatta. Bu her şeye ‘hayır’ diyen bir inatçı şirin olmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Bu ‘hayır’ derken karşınızdakini hiç hesaba katmamak, hep kendinizi düşünmek veya bunu karşınızdakini kırıp dökerek yapacağınız anlamına da gelmiyor. Ne söyleyeceğiniz kadar nasıl söylediğiniz de sağlıklı bir iletişim açısından önemlidir. Ama neyi nasıl söyleyeceğinizi, ancak deneyerek ve karşınızdaki ile temasta kalarak öğrenebilirsiniz. 

Bir zamanlar susmak, alttan almak, itaat etmek, size içinde bulunduğunuz ilişkide size yarar sağlamış olabilir. Ama artık ne ilişki o ilişki, ne de siz o sizsiniz. Bir ilişkide veya bir olayda işe yarayan bir yöntem bir sonraki durumlara uymayabilir. İşte bu nedenle hepimiz doğuştan itibaren o yaratıcılık ve esneyebilme kapasitesi ile dünyaya geliriz. Geliriz gelmesine de toplumun bize yutturduğu hap bilgilerle veya etiketlerle çoğu zaman bu potansiyelimizi fark edemeyiz. Potansiyelimizi bu denli az kullanarak yaşıyor olmamız aslında kendimizi olduğumuz gibi kabul etmediğimiz içindir. Neden mi? Tamamen kendimiz olmaya ya zihnimizdeki elalem ya da kendimize olan inançsızlığımız izin vermediğinden. 

Hayal kırıklığına uğrarız/uğratırız diye adım atamıyor musunuz? Bırakın! Düşerseniz düşün. Sayısız kez düşmedik mi şu ahir ömrümüzde? Canımızın acımasından daha kötü ne oldu? Ama düştüğümüz kadar sağlam oldu kalkışımız da! Düştüysek düşelim, düştüysek kalkarız daha ölmedik ya! Hayata bir kere geliyoruz. Savaşmadan sadece olanları izleyerek ölmeyelim. Kendi hayatımız için mücadele edelim. Kazanacağımız şey kendimiz oldukça inanın ki hiçbir yorgunluk, hiçbir yara-bere alacağımız hazzın önüne geçemeyecektir. 

Başkalarını kazanayım derken kendinizi kaybetmemeniz dileğiyle…



devlet piyangosu




Başa dön tuşu