Köşe Yazarları

Gazın ‘’$’’ olarak adının konulmasını beklerken






Amaç Kıbrıs’ta barış için çözüm değil.

 



Hiçbir zaman da olmadı.

 

BM güvenlik konseyindeki ülkelerin Kıbrıs ile ilgili son 40 yıldaki en büyük beklentisi ‘’ayağımıza dolanmasın yeter’’ yaklaşımı oldu.

Kapalı kapılar arkasında her iki tarafın söyledikleri ile haklı olduğuna hak verilen bir diplomasi cambazlığı gösterisine dönüştürüldü müzakereler.

 

Özet olarak, ‘’sen de haklısın o da haklı.’’

 

Sonuç?

 

Olmayan Kıbrıslılık temeli üzerine inşa edilmek istenen federasyon için müzakere ile geçen neredeyse 50 yıl.

 

‘’Olmayacağı belli değil miydi’’ sorusunun cevabını sonraki nesillere vermek çok güç olacağı kesin.

 

Çözüm süreci hep ya başka bir konjonktürün parçası ya da bir hedefe ulaşmak için geçici bir araç oldu. Bugüne kadar öyleydi, yarın da öyle olacak.

 

Müzakere ederek vakit öldürmek bile bir amaca ulaşmak için yeterli bir sebepti.

 

Soğuk savaş döneminde batı için kesinlikle ‘’kaybedilmemesi’’ gereken, Doğu Akdeniz’in olmaması istenen ‘’Küba’sı’’, kimisine göre uçak gemisiydi Kıbrıs.

 

Denktaş, Makarios ve Klerides bu dönemin siyasetçileri oldu. Birilerinin telkinde bulunmasına da gerek yoktu.

 

Onlar kendi inançlarına ve ideallerine göre hareket ettiler. Herkes kendi hedefine göre milli bir davaya hizmet ettiğine inanarak mücadele etti.

 

Duvar yıkıldıktan sonra ada AB’nin genişleme emellerinin parçası ve AB’nin stratejik güney doğu sınırı oldu.

 

Denktaş ve Makarios’tan sonra seçilenler de bu dönemin parçası oldular. Klerides bu açıdan değerlendirirseniz hem soğuk savaş hem de AB projesinde yer aldı. Batıya büyük hizmetleri oldu.

 

Denktaş ve Makarios sonrası seçilen liderler de AB’nin yarattığı dayanılmaz çekim gücüne gönüllü olarak kendilerini bıraktılar.

 

Şimdi de yıllar öncesinden bilinen ama gizlenen hem enerji yataklarının yeni kaynağı hem de Avrupa’ya alternatif enerji koridorunun geçiş noktası olma hedefine hizmet ettirtilmek isteniyor Kıbrıs.

 

Anastasiades enerji konusu etrafında şekillenen bu yeni konjonktüre hizmet etmek için kendince gerekli olan adımı attı.

 

Hatta iddia odur ki Crans Montana’daki süreç başarısız bittiği günün akşamında Çavuşoğlu’na Rum tarafındaki Başkanlık seçimleri sonrasını işaret edip bir değil iki alternatif ortaya attı. Biri ‘’gevşek federasyon’’ diğeri de ‘’iki devletli’’ çözüm.

 

İnanması güç ama son demeçlerini okuyunca acaba yalnızca ben miyim daha önce söylenmeyen bir sürü şey de söylüyor ya da ima ediyor demekten kendimi alamıyorum.

 

Siyasi kişilik olarak güven telkin etmese de dikkate almak zorundayız söylediği iddia edilen önerilerini.

 

Gerçekten kendi aklındakini mi ifade ediyor yoksa kendince birilerini motive etmek ve beklentileri canlı tutmak için alt yazı mı geçiyor belli değil.

 

Yine de olasılığı ne kadar düşük olduğunu sorgulasanız da AB çatısı altında iki ayrı devletten bahsetmesini geçiştirmemek lazım.

 

İnanılması zor olan diğer husus da bu açılımlara Kıbrıs Türkünün seçilmiş lideri Akıncı’nın karşı çıkmış olmasıdır. KKTC’nin kuruluşuna karşı çıkıp ağladığını samimi bir şekilde itiraf eden Talat’tan sonra Akıncı’nın bu konudaki tercih ve ısrarı ayni paralelde not edilmesi gereken ikinci vakadır.

 

Her iki Kıbrıslı Türk lider de ille de olmayan ve olmayacak olan Kıbrıslılık esasında federasyonu siyasi bedelini bilerek müzakere etmekte ısrar etmeyi yeğlediler.

 

***

 

Anastasiades’in farklı algı yaratan çıkışlarını anlamak için kapitalizmin siyaset üzerindeki etkisi ne olabilir diye tahmin ve öngörüde bulunmak lazım.

 

Az buçuk bunun nasıl bir şey olduğu ile ilgili fikrim var. Bu yazının direk konusu değil ama ambargo uygulandığı söylenen KKTC’deki bir firma ile dünya devi ‘’kırmızıların’’ Rum tarafını devre dışı bırakarak direk nasıl üretim anlaşması ve yatırım yaptığının birinci elden şahidiyim.

 

Parayı yöneten ve yönlendiren kurumlar ile birlikte kapitalizmin ağa babaları konumundaki gaz ve petrol şirketleri yatırım yaparken belirsizliğin ortadan kalktığı ya da sürdürülebilir bir dengeye oturabileceği ile ilgili bir ortam arar.

 

Hele hele yapılacak olan anlaşma maliyeti düşürecek olasılıkları barındırıyorsa, bunun peşini asla bırakmazlar. Buna ulaşabilme olasılığına karşılık gittiği yere kadar projeyi er ya da geç bir çözümün olacağını varsayarak devam ettirirler.

 

İnsan kaynağı ve belli sınırlar içerisinde maddi kaynak da ayırırlar. Bunun yapılmış olması konunun enine boyuna geçmişi ve geleceği ile konuşulup tartışıldığının göstergesidir. Projenin öngörülen parasal adının doğru olup olmadığının adı konana kadar da ciddi sabır gösterirler.

 

Rum lideri gevşek federasyon ve iki devletli çözüm açılımlarını ortaya atmaya iten ana sebep bu ticari avantajı elde etmeye yönelik taleptir.

 

Bu öyle gelip geçici bir talep ve realite değildir.

 

Gaz şirketlerinin ilgisini canlı tutmak ve motive etmek için siyasi manevraların yapılabileceği umudunu vermek şarttır.

 

Yoksa denizdeki gazın adını bile koyamazsınız. Anastasiades ikinci döneminde seçimi de başka partilerin desteğine bağlı kalmadan kazandıktan sonra farklı bir yol izlemesinin daha kolay olacağını düşündü.

 

Bu yalnızca salt ticari bir ihtiyaçtan kaynaklı değildir. Altında belki bizim anlamakta ya da kabul etmekte zorlanacağımız Rum toplumunda karşılığı olan toplumsal endişeler de vardır.

 

Birincisi Kıbrıs Cumhuriyetini paylaşmak ve kaybetmek istememe endişesidir. Her şeyin üstünde bu vardır. Referandumdaki ‘’OHİ’nin’’ dayandığı partiler üstü taban ve küme budur. Toplumsal bir refleks halinde Rum toplumuna hakimdir.

 

İkincisi de Türkiye ile sınır olmanın er ya da geç doğurabileceği sorunların kendi iç düzenlerine ve refah seviyelerine yapacağı yıkıcı etki. Kazandıklarını tekrar kaybetme ve 74 te olduğu gibi yalnız kalma korkusudur.

 

İki ayrı devlet olunması durumunda gazın getireceği refahı hızlıca elde etmek ve kendi toplumunu endişelerinden uzak tutmak için federasyon ile elde edeceği toprak tavizini alıp AB çatısı altında iki ayrı devlet, Rum toplumu açısından pekâlâ da mantıklı bir çözüm önerisi olabilir.

 

Babası Limasol EOKA başkanı kendisi de EOKA’nın siyasi uzantısı olan partinin lideri olduğu için söylediklerine ön yargılı yaklaşmamak lazım.

 

En sağlam anlaşmalar en uç noktadakiler ile yapılan anlaşmalar olur. Ortadakilerin söyleyecek lafı kalmaz. Abartı olacak belki ilk defa dile getirilecek ama iki devlete dayalı olası böyle bir anlaşma bir yerde EOKA ve TMT’nin barışması olarak bile algılanabilir.

 

Görüldüğü üzere Kıbrıs’taki mücadele artık soğuk savaş koşullarına da uygun düştüğü için ön planda tuttuğu liderlerin yalnızca milli duygularına ve inançlarına dayalı bir konjonktürü barındırmıyor.   Mücadele ve konunun içeriği milli davadan paraya ve refahı nasıl artara doğru evirildi.

 

Bu değişim o derece ısrarcı ve güçlü bir telkine dönüşmüştür ki Türkiye ile de artık yalanlanmayan bir şekilde Rum lideri buluşturup konuşturmuştur. Her iki taraf için siyaseti yılların devlet politikalarının üstüne koydurtabilmiştir.

 

Anlaşılıyor ki kapalı kapılar arkasında koşullara bağlı olarak belki AB çatısında iç işlerinde özerk iki ayrı ‘’yapı’’ ya da tamamen iki ayrı devlet olabilir bile dedirtmiştir.

 

Bu açılım ile hem tansiyonu düşürecek şekilde Türkiye’nin ‘’gazı’’ ve enerji projesine zımnen desteği alınmış olunmasının hesabı yapılmak istendi hem de Avrupa’ya gidecek olan gazın Türkiye’den geçmesinin yolu açılmış olacağı umut edildi.

 

Buradaki problem bunun devamını direk Türkiye’nin değil Kıbrıs Türkünün seçilmiş liderinin getirmesinin gerekliliğidir.

Bu noktada da bilindiği üzere Akıncı ayak sürümektedir.

 

Kuzeydeki iç siyasette özellikle sağ cenaha yansıyan Türkiye güdümlü telaş da bundan dolayıdır.

 







Başa dön tuşu