Galat-ı meşhur lugat-ı fasihten evlâdır

3 Haziran 2018 Pazar | 09:15
Bekir Azgın
bekir azgın

Dilde yaygın yapılan bir hata, doğru söze tercih edilir. Yani halk arasında yaygınlaşmış bir hata, dilbilgisi kurallarına uygun olan ama bir köşeye itilmiş sözden daha doğru kabul edilir.

Daha rahat anlaşılabilmesi için birkaç örnek vereyim: Bugün büyük bir çoğunluğumuz rahatlıkla “eşyalar, tüccarlar, evlâtlar, evraklar, erzaklar, evliyalar” diyebiliyoruz. Bu kelimeleri söylerken de hiçbir rahatsızlık duymuyoruz. Kelimelerin bu şekilde kullanılması kulaklarımızı tırmalamıyor.

Halbuki Osmanlı medresesinde bir tilmiz bu kelimeleri bu şekilde kullanmış olsaydı, büyük bir ihtimalle, Türkçe dilbilgisinden çakardı. Bu kelimeler, sırasıyla “şey, tacir, velet, varak, rızk, veli” kelimelerinin çoğul halidir. Dolayısıyla “eşyalar” derken aslında “şeylerler” diyoruz. Ancak galat-ı meşhur olduğu için rahatlıkla “eşyalar” diyebiliyoruz.

Osmanlı harflerinin özelliğinden kaynaklanan ve burada anlatılması zor olan nedenlerle bazı kelimeleri Osmanlıca yazdığınız zaman “sessiz” harfle son buluyor, ama Latin harfleriyle yazılınca son harfi “sesli” harf olyor. Bunun en yaygın örneği “cami” kelimesidir. Bu yüzden de “Selimiye Camii” diyor ve yazıyoruz. (Gerçi “camisi” diyen ve yazanlar da var ya, o başka.)

Bu türden kelimelerin isim tamlaması halinde, camii örneğinde olduğu gibi, “s” harfi almaması gerekir. Şöyle ki “mevki – mevkii, mevzu – mevzuu, tevazu – tevazuu, terfi – terfii, bayi – bayii, mevzi – mevzii, merci – mercii, veda – vedaı” olmalıydı. Ama artık pek olmuyor. Çoğunlukla son iki sesli harfin arasına “s” harfi konuyor. Ve bu da galat-ı meşhur oluyor.

Galat-ı meşhur sayılıp sayılmayacakları konusunda tartışmalı olan bazı kelimeler var. Entelektüel mi, entellektüel mi? Mantalite mi, mentalite mi? Türkçe’yi iyi bilen ve birçok dili ana dili gibi konuşan merhum Şiar Yalçın, ölünceye kadar şu kelimelerin galat-ı meşhur sayılamıyacaklarını ve sayılmamaları gerektiğini savunadurmuştur: Sezeryan değil,  “sezaryen”, sütyen – “sutyen”, kilot – “külot”, pantolon – “pantalon”. Pantalon yazınca bilgisayar onu otomatikman “pantolon” olarak düzeltiyor! Rahmetli bunu görseydi çıldırırdı.  (Aslında biz çocukluğumuzda “paltolon” giyiyorduk.)

Galat-ı meşhur sayılmaması gereken bazı durumlar da vardır. Bunun için birkaç örnek vereyim: Deyim ve atasözleri bireysel zevke göre değiştirilemez. Eminim, büyük bir çoğunluğumuz “Yüzünden düşen bin parça” diyoruz. Bu şekilde söylendiği zaman parçalar çoğalıyor ama burada kullanılan söz ustalığı ortadan kalkıyor. Halbuki buradaki güzellik, “yüz” kelimesinin iki anlamda kullanılmış olmasındaydı. Şöyle ki “Yüzünden düşen yüz parça” dendiğinde parçalar biraz azalıyor ama deyim güzelleşiyor. Bunun bir benzeri de “Yüz verdik, astar ister” deyimidir.

“Ateş olsa cürmü kadar yer yakar” deyimi de gazetecilerin çoğu tarafından yanlış kullanılmaktadır. “Ateş olsa cirmi kadar yer yakar” şeklinde olmalıdır. Nedeni de gayet basittir. “Cürm” veya “cürüm”, suç demektir. “Cirm” ise cüsse, hacim, gövde demektir. Hangisi doğrudur, dersiniz?

Bir de özel isimler galat-ı meşhur olamaz. Bu konuda en sık yaptığımız hata “Demokles’in kılıcı” deyimidir. Adamın adı “Damoklis” (Δαμοκλης) idi ve Batı dillerine, Romalı ünlü hatip Cicero aracılığıyla, “Damocles” olarak geçmiştir.

Damoklis, rivayete göre, İ.Ö. 4. yüzyılda yaşamış Sirakuza kralı II. Dionisiyos’un dalkavuklarından biriydi. Krala her yaltaklandığında ona ne kadar şanslı bir insan olduğunu söylerdi. Herkes emrine amadeydi ve her istediği oluyordu. Bir gün bunu tekrarlayınca kral ona bir günlüğüne yer değiştirmelerini ve kral olmanın ne büyük bir bahtiyarlık olduğunu bizzat deneyip tatması önerisinde bulunmuş. Damoklis öneriyi büyük bir memnuniyetle kabul etmiş.

O gece kralın emriyle uşaklar, tahtın başucuna atın kuyruk kılı ile merteğe bağlı kocaman bir kılıç astılar. Ertesi gün Damoklis gelip tahta oturunca kılıcın her an başına düşebileceğini farketti. Krala bu kadar da şanslı olmak istemediğini ve izin verirse tahttan inmek istediğini söyledi. Böylece zemzem kuyusuna bile işemeden Damoklis tarihe geçmiş oldu ve “Damoklis’in kılıcı” deymi, “büyük başın büyük belâsı olur” anlamında kullanılır oldu.

Sirakuza kralı II. Dionisiyos, babası I. Dionisiyos gibi tarihçiler tarafından kuşkucu, gaddar, kindar ve zalim olarak tasvir edilmişti. Hangisinden söz edildiğini bilmiyorum ama Dante Alighieri, İlâhi Komedya’sının Cehennem kitabının 12. bölümünde “Sirakuzalı Dionisiyos”tan söz eder. Dante’ye göre, Sirakuza kralı insanlara zulmeden ve haksız yere gözyaşı akıtan insanlardan biriydi. Bu tipler, fokur fokur kaynayan bir kan ırmağı içinde debelenip duruyorlar.

Anlaşılan biz, Damoklis’i onun çağdaşı olan Atinalı hatip “Dimoklis” (Δημοκλης) ile karıştırmış olduk. Hatibin adı Batı dillerine “Democles” olarak geçmiştir. Tıpkı bizim Demokles! Galat-ı meşhurun, galat-ı meşru durumuna dönüştürülmemesi yararlı olur.