Köşe Yazarları

Eylül, Hem Hüzünlü Hazan Hem Hasat

Bekir Azgın yazdı






Hayatımın büyük bir bölümü ya öğrenmek veya öğretmekle geçti. Bu nedenle okulla ilişkim nerdeyse kesilmedi. Eylül ayı okullar için çok önemli. Ya kış dönemi bu ayda başlar ya da bu ayda kış dönemi için hazırlıklar yapılır.

Bu nedenle Eylül ayını iyi bilirim. Bilmek bir yana onu hissederim. Okula gider gelirken güneşin parlaklığının matlaştığını fark edersiniz. Havalar sabahları ve akşamları serinlemeye başlar. Bu sene Eylül, feleğini şaşırdığı için sıcaklık rekorlar kırıyor. Barometreler çıldırmış gibi.



Şairlerin çoğu Eylül’ün hüzün ve elem ayı olduğunu telkin ediyorlar.  Bunun nedenini anlamış değilim. Yılın en sıcak veya en soğuk günlerini barındıran aylar insanlara işkence yaparken etraf bayram seyran ama Eylül’de keder hüsran.

Eylül, kuzey yarımkürede sonbaharın, güney yarımkürede ilkbaharın habercisidir. Güney’de doğa canlanırken Kuzey’de doğa istirahate çekilmek için hazırlıklar yapar. Uykuya dalmadan önce bize son bir hamleyle iyilik yapmaktan geri kalmıyor. Pazara çeşitli meyveler ulaştırıyor.

Bu ayda da sıcak günler olmuyor değil. Ne var ki onlar da gereklidir. Atalarımız bu gibi havalara boşuna “pastırma yazı” dememişler. Samarella ve pastırmaseverler onsuz ne yaparlardı? Eylül, meyveseverler yanısıra onları da düşünür.

Eylül, Batı dillerinde “7. ay” anlamına gelen “September” olarak ifade edilir. Ondan sonra “okto-ber” (8), “novem-ber” (9) ve “decem-ber” (10) gelir. Yani ay adlarının anlamları, şimdiki takvimi iki ay geriden takip ediyor. Romalılar takvimde reform yapmadan ve yılın başına Ocak ile Şubat aylarına sokmadan önce hesap tutuyordu. Ancak reformdan sonra hesap aksadı ama isimler aynı kaldı. Bu nedenle Batılılar 9. aya hala “7. ay” diyorlar.

Biz unutmuş olabiliriz ama buna benzer şeyler bizde de var. Günlerden birinin adı “Çarşamba” birinin de “Perşembe”dir. Bu iki isim Farsça “Çharşenbe” ve “Pençşenbe” kelimelerinin Türkçeleşmiş halleridir. “Çhar-şenbe”deki “Çhar” tavla oyununda kullandığımız “dört cihar” (4+4), “cihar ü se” (4+3) ifadelerindeki “cihar”dır ki 4 demektir. Penç-şenbe”deki penç ise “penc ü se” (5+3), “penc i dü” (5+2) ifadelerindeki penc kelimesidir ve 5 demektir. Yani Pazar’dan başlayarak sayarsak Çarşamba, “4. Gün”, Perşembe de “5. gün” oluyor.

“Eylül” kelimesi dilimize yerleşeli çok olmadı. Türklerin kullandığı üç takvimden biri olan Hicrȋ takvimindeki ay isimleri Arapça’dan ödünç alınmıştı. İlk ayı Muharrem olarak kabul edersek 9. ay, Ramazan ayıdır. Kur’an bu ayda indirilmeye başlandığı için bu ayda oruç tutulur. Bu takvimde Eylül adı geçmez.

Kullanılan ikinci takvim, Rumi takvimidir. Burada işler biraz karışıyor. Bu takvimdeki aylar bizim kullandığımız Miladi ayların ortasından başlar. Meselâ Rumi Mart ayı Bizim Mart’ın 14’ünden Nisan’ın 13’üne kadarki zaman dilimidir.

İkinci karışıklık da halk arasında yaygın bilinen ay isimleri ile resmi ay isimleri farklıdır. Şöyle ki senenin ilk ayı Kanûn-i Sanȋ (İkinci Kanûn) halk arasında “Zemherȋ diye bilinirdi. Eylül “İlkgüz”, Teşrȋn-i Evvel (Birinci Teşrin) “Ortagüz”, Teşrȋn-i Sanȋ (İkinci Teşrin) “Songüz”, Kanûn-i Evvel (Birinci Kanûn) “Karakış”, Şubat “Gücük” (güdük, gelişmemiş), Nisan “Aprıl” veya “Abrul” olarak biliniyor ve öyle kullanılıyordu.

“Zemheri ayı” ifadesini ilk defa Ruhi Su’dan duydum. Baktığım sözlükler bana zemherinin “kışın en soğuk günleri” olduğunu öğrettiler. Gerçekten böyle bir ay adı bulunduğunu çok sonraları öğrendim.

Soğuk bir kış günüydü. Kızılay’daki Piknik Lokantası’nın üst tarafında büyükçe bir odada Ruhi Su’yu dinlemeye gitmiştik. Ben Ruhi Su hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Adını ilk kez duymuştum. Güzel türkü söylediği fısıldanmıştı kulağıma. Neme lâzım, gerçekten de güzel okuyormuş. Hayran oldum. Okuduğu türkülerden birinde şöyle bir dörtlük vardı:

Bilmem şu feleğin bende nesi var / Her vardığım yerde yar ister benden

Sanki benim mor sümbüllü bağım var / Zemheri ayında gül ister benden

Şimdilerde kullanmakta olduğumuz Miladi takvimle artık öteki ay isimleri gibi Eylül kelimesi de yerleşmiştir. Bizde son zamanlarda kullanılmaya başlanan “Eylül” kelimesi aslında çok eski bir kelimedir.

Kelime, Akadca dilinde “Elülu” olarak kullanıma girmişti. Akad İmparatorluğu’nun M.Ö. 2,334 – 2,154 yılları arasında hüküm sürdüğünü dikkate alırsak kelimenin 4 bin yıldan daha yaşlı olduğunu söyleyebiliriz. Kelimenin esas anlamı “hasat, bağ bozumu” demekmiş. Hüzünlenenler, buyurun buradan yakın.

Arami dilinde ‘Elül şeklini alan kelime Arami ve İbrani takviminin 6. ayı, oradan Arapça’ya “Aylul” diye geçen kelime, Rumi takviminin 7. ayı oldu. Arapçadan Türkçe’ye Eylül olarak geçen kelime Miladi takviminin 9. ayı oluverdi. Ne macera ama!

Eylül denince benim kulaklarımda şu tango çınlar:

Bir Eylül akşamı, her taraf sessizdi

Batan gün sularda ateşten bir izdi.    







Başa dön tuşu