Erhürman “Versus” Mamalı ve diğer iki güncel konu

18 Mart 2014 Salı | 12:24

–  İkisi de bu ülkenin yetiştirdiği muteber genç (bana göre) hukukçularımız. Biri akademisyen, diğeri pratisyen. Özel hayatın gizliliğini koruyan yasa üzerinde karşı karşıya geldiler. Peşinen söyleyeyim, ikisi de haklı. Basıl olur? Bizim bu devlette olur, normaldir. Özel hayatın gizliliği bir evrensel insan hakkıdır, hatta bizim beğenmediğimiz Anayasamız gereğidir. Akademisyen olan, olması gereğini, idealini yaptı. Sınır kesin olmadığı cihetle, kamu yararı ile özel hayatın gizliliği tefsirini hakimlere bıraktı. Akademik olarak doğru. Pratisyen olan hukukçumuz ise, anlaşılan, tecrübesinden bazı kuşkuları var. Hakimlerimiz bu ince ayar tefsirlerde, cezalarda tam isabet doğruya yönelecekleri ve/veya politik baskı altında kalmayacakları hususunda endişeleri var. Yasada bu ayırımların daha spesifik belirlenmesinden yana. Hangisini dinleyelim? Siz karar verin. Bana sorarsanız, bu idarede tecrübeli biri olarak, ülke şartlarını kale almadan yanayım. Yasanın zamanlaması da çok yanlış. Komplo teorilerine bayılan halkımız, TC Hükümeti’ndeki son olaylardan sonra bu yasanın KKTC’de yürürlüğe konmasını bazı alicengiz oyununa yorması da beklenen bir husustu. Ve de öyle oldu. Yazık.
– Toparlanıyoruz harekatı ve Özersay. Diğer ender yetiştirebileceğimiz gençlerimizden biri Özersay. Saygın aklı yerinde, gerçek milliyetçi biri. İlk görüşmecilik görevinde vaktini boşuna harcadığını görerek, özverili bir şekilde kendini idari zafiyet ve iç sorunlara adadı. Görüşmecilikten istifa etti ve Toparlanıyoruz Hareketi’ni kurdu. Bilgisi, dürüstlüğü onu etkin kıldı. O görüşte muteber bir arkadaş, yoldaş grubu oluşturdu. Toplumu aydınlatmaya, idareden hesap sormaya başladılar. Çok sevindik. Ama ülkemize büyük zararı dokunan şark kurnazı politikacıların bu iş hoşuna gitmedi. Halkımız da bu akımı gereği gibi desteklemedi. Tabii bildik ve yaygın sebeplerden dolayı. Şark kurnazları ve baş kurnaz sahaya çıktı. Takımın zayıf kanadına oynadı. Ego tarafına hücuma geçtiler. Özersay’ı ekarte ettiler. Tekrar görüşmeci atadılar, hareketi etkisizleştirdiler. Zaten bilirler ki Kıbrıs meselesi çözülecek ise, dış güçlerin baskısı ile çözülecek. Özersay var, yok, pek fark etmez. Netice olumsuz olsa dahi Özersay prestijinde yara alacak, netice olumlu olsa dahi şahsen birçok Kıbrıslı Türk bedavadan elde ettiğinden “mahrum” kalacak. Yine Özersay toplum gözünde yara alacak. Bana geçmez ama bu şark kurnazlarının başarısına sinir olurum. Yazık.
– Narenciye ve Güzelyurtlular!  Güzelyurt’un yegane ekonomik tabanı narenciye üretimi, onun geliri ve gelire dayalı servet değeri idi. Şimdilerde bar, bar bağırırlar. Gelir gitti, değer düştü. Haklı görülseler dahi, bence, hak ettikleri gelir düzeyi seviyesine halen düşmediler. Benim, senin paramızdan yılda 20-30m. TL sübvanse alırlar. Hala daha şikayetleri var. Bu günkü duruma düşmelerinden acaba kendilerinde sorumluluk görmezler mi? Kapital yatırımı yapmadan hazır buldukları, iklimsel ve toprak uygunluğuna göre bu üretim sahasında dünyada en çok mukayeseli avantajı olan Güzelyurt-Lefke yöresi bahçeleri değil mi? Buna rağmen şimdilerde hükümetten her ton ihraç ürününde 130 dolar bu sektöre düştüğü halde narenciye bahçeleri niye 70000 dönümden 40000 dönüme düştü? Bu rakam ihracatçıya verilse dahi bunun kendilerine yansıması, haklı oldukları girdi maliyetlerinin yüksekliğini kat be kat karşılamaz mı? Taraf olmayan bilirkişiler, örneğin bu konuda yazı yazan Sn: Muhtaroğlu kapsamlı bir araştırma yapsın, bakalım bu narenciye sübvansesiz, hatta katlı kurdan ucuz döviz sağlayarak topluma katkı yaptığı bilinen hangi devrede çok başarılı ehli ellerde yönetildiğini bir saptasın. Evveliyatına ve sonrasına da bir baksın. Neden 6 yıllık o dönemde başarılı olunduğunu ben söyleyeyim. Özellikle rahmetli Çağatay’ın başbakan olduğu ve geçmişte batırılan Cypfruvex’in bu başarılı süreçte, ne istihdamda ne de başka hususta Cypfruvex’e politikanın karışmadığı bir dönemin yaşandığı, yönetim ahbap, arkadaş demeden büyük bir operasyonla üst düzey personel değişikliğine giderek üretkenliği artırdığı; 75000 ihracata uygun kaliteli ürünün tüm Avrupa piyasalarına talebe uygun ve istikrarlı büyük bir bilinçle dağıtıldığı; Satış stratejisinin rakiplere göre gün be gün ayarlandığı, bir elden ve direkt şirketçe satma avantaj ve miktar gücünden azami faydalanıldığı; perakende satıcıların devamlı kontrol ve motive edildiği bir devre yaşandı. Rakipler güçlü olduğu cihetle onların hareket tarzını yakından takip edip, ona göre strateji belirlendi. Maliyetlerde çok dikkatli ve titiz davranıldı. En ucuz ve uygun şekilde gemi kiralamaya gidildi, gemileri yönlendirmede Gibraltar boğazına kadar elastikiyet sağlandı. Tüccarlara ve tüketiciye dürüst davranma, başkalarının pahalı tecrübelerinden bedava faydalanma becerisi geliştirildi. Sendika aşırı isteklerine taviz verilmedi. Daha neler. Bunlar hep bilinçli yönetimin neticesi. Peki Güzelyurtlular ne yaptı? Hiç kapital yatırımı yapmadan bahçeleri buldular; İspanya bir dönümden 6 ton ürün alırken onlar 4 ton almaya razı oldular. İspanyada ıskarta ürün %5-10 kalırken onlar %25-30 ıskartaya razı oldular Fas’da Agadir çölünde damlama sulamaya geçtiğinde onlar daha birçok yıllar salma sulama ile uğraştılar. Aldıkları bol paraları Mercedeslere, gösterişli düğünlere, Gönyeli’deki villalara harcadılar. Yani bahçeleri sağdılar, sahiplenemediler. Tam bir ganimetçi davranışı sergilediler. Belki hepsi değil ama çoğunluğu. Cypfruvex’i korumadılar, desteklemediler. Ne de başarılı yönetime sahip çıktılar. Politik alavere dalavere ile başarılı bir Cypfruvex yönetiminin harcanmasına, bu konuda bilinçsiz bir bakanlığa bağlanmasına seyirci kaldılar. Cypfruvex’ in yegane görevinin üreticiyi korumak olduğunu düşünmeden, kendilerine yüksek, piyasa üstü fiyat veren ve değişik uğraş alanı ile dünya borsalarında oynayan bir şirketi kandırdıklarını ve bunun devam edeceğine akılsızca inandılar. Hala daha o günleri özlerler! Yani kısa günün karını düşündüler. Nihayet Cypfruvex battı. O da yetmezmiş gibi 1994 ABAD kararlarına ve bunun sorumlularına bile itiraz edip hesap sormadılar ve kurtulma ümidini tamamen yok ettiler. Şimdi vergi verenleri söğüşleyerek can çekişirler. Daha beter olsunlar diyeceğim ama diyemiyorum, çünkü bu zafiyetlerini bilinçli hükümetler kapatabilirdi. Olmadı. Kaldılar istikrarsız ülkelere. Yazık, hem de çok yazık.