Enosis, Taksim ve toplumlar arası görüşmeler - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Şubat 24, 2024
Köşe Yazarları

Enosis, Taksim ve toplumlar arası görüşmeler

Bekir AzgınBekir Azgın

[Kiriyakos Cambazis’in kaleme aldığı bu makale, 15 Şubat, Çarşamba günü Politis ve Alithya gazetelerinde yayımlandı. Ben de yazarın izniyle onu Türkçe’ye çevirdim.]

Temsilciler Meclisi, Kıbrıslı Rumların Meclisi gibi davranarak “plebisit” yapılan günün yıldönümlerinin okullarda kutlanması gerektiği yönünde bir karar aldı.


1967 yılında, yani Kıbrıs’ta bağımsız devletin ilân edilişinden yedi sene sonra, aynı Meclis, oybirliğiyle Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için karar almıştı.

Enosis, Kıbrıslı Rumların kolektif hafızalarına kazınmıştır. Onları topluca kemirmekte ama onlar bir türlü bundan kurtulamıyorlar. Öyle bir masaldır ki günümüze kadar anlatılıyor, öyle bir istektir ki zamanla unutulmuyor. Ve ne yazık ki ülkemizin tüm sorunları, bu olaydan kaynaklanmaktadır. “Ulus” plebisitte Enosis için oy kullanmıştır ve bu kararı ortadan kaldıracak hiçbir güç yoktur.

Bağımsızlık kaçınılmaz bir uzlaşma idi. O da uzun sürmedi, o ezeli istek nedeniyle üç yıl içinde yıkıldı. Önce şu “ezeli” ifadesini ele alalım. Ne kadar “ezeli” olduğu söylenmiyor. İkincisi, kimler ve hangi Kıbrıslılar onu kendilerinin “ezeli” isteği olarak algılıyorlar? Onu kimler “ezeli” olarak nitelediler ve niçin nitelediler? Bu sorular hiçbir zaman yanıtlanmadı. Kiliseye vergi toplama ve kilise kanunları yapma yetkileri verilince kilise ileri gelenleri onu “ezeli” olarak tanımladılar. Ve bu istek, o gün bu gündür “ezeli” oluvermiştir. Kıbrıslı Rumlar böyle, ya Kıbrıslı Türkler?

Kıbrıslı Türklerin de dile getirdikleri kendi “ezeli” istekleri bulunmaktadır. Kıbrıslı Türkler için bunun kullanıma girmesi daha yenidir. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Kıbrıslı Osmanlılar, adanın İngilizlere kirada olması nedeniyle, günün birinde, 400 yıl süreyle ait olduğu ananvatanlarına iade edileceğini beklediler. Olayların gelişimi, ümitlerini boşa çıkardı. Politika düz bir çizgi takip etmiyor. Küçük Kıbrıs’ın tarihini değiştiren olaylar vukubuldu ve ada Britanya yönetimine geçti.

Şimdi de “Ulus” kavramına bir göz atalım. Kıbrıslı Rum yöneticileri “ulus” kelimesini çok sık kullanırlar ancak kelimenin tanımlanmasının büyük önemi var. Kıbrıslı Rumlar “ulus” kelimesinden sadece Kıbrıslı Rumları kastetmektedirler. Sıkça “ulus kararını verdi” ifadesi duyulur. Hangi “ulus” karar verdi ve ne karar verdi?

1950 yılı plebisitine geri gidersek,  karar veren “ulus” Kıbrıslı Rum halkıydı. Yani Kıbrıslı Rumlar “ulus” olarak sadece kendilerini addederler. Kıbrıslı Rumlar, halkın çoğunluğunu “ulus” ile özdeşleştiriyorlardı ve günümüze kadar da özdeşleştirmeye devam ediyorlar. O çoğunluk ki öteki azınlık toplulukları ve toplumları adına karar verme hakkına sahiptir. Kıbrıslı Rumların yorumlalarına göre, Kıbrıslı Türkler, Maronitler, Ermeniler ve bir avuç kalmış olan Latinler “ulus”un bir parçası sayılmıyorlar.

Plebisitin yapıldığı günlerde Kıbrıslı Rumlara göre “ulus”un bir parçası sayılmayan “ötekiler” mitinglerde “ulus”un gerçekleştirdiği “plebisiti” kınıyorlardı. Onlar Kıbrıs’ın yasal sahibi olan Türkiye’ye iadesini, daha sonra da, adanın Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında taksim edilmesini talep ediyorlardı. Ne var ki Maronitleri, Ermenileri ve Latinleri, Türkler de dışlamışlardır.

1963 yılında Aralık olayları ile birlikte aynı konular tekrar sahneye çıkarılır ve Kıbrıs “ulusu”, Kıbrıs’ın anavatan Yunanistan’la birleşmesi yönünde karar vermesi beklenir. “Ötekiler”, “ulus”değildi, çoğunluğun kararlarına uymak zorunda olan azınlıklardı çünkü ancak çoğunluk Kıbrıs “ulusu” olabilirdi.

Kıbrıslıların alın yazısında trajik olaylar araya girecekti. Bir önceki uzlaşma, Kıbrıslı Rumlar tarafından yıkılmıştı. Şimdi de yeni ama “feci” bir uzlaşmaya sürüklendiler. Yeni uzlaşmanın içeriğinde iki bölgeli federasyon bulunuyordu. Kıbrıslı Rumlar, bu yeni uzlaşmayı “feci” olarak niteliyorlar çünkü bizzat kendilerinin yıktıkları bir önceki uzlaşmadan uzaklaşılıyordu. Bereket versin, “feci” kelimesini son zamanlarda söylemlerinden düşürdüler çünkü yaptıkları gafın farkına vardılar.

1950 yılının plebisit kâbusu, Kıbrıs semalarında uçuşur ve zaman zaman solgun mavi rengiyle görünür ki bizlere ulusun “ezeli” isteğini anımsatsın. O istek ki okullarda kutlanması gerekir. Böylece günümüz öğrencileri, soydaşlarını bağımsızlığa kavuşturma politikalarının körü körüne izlendiği o dönemin liderlerinin neye karar verdiklerini öğrensinler. Halbuki bu politikanın, hiç olmazsa, 1921 yılındaki Yunanistan’ın kesin yenilgisinden sonra bir kenara itilmesi gerekirdi. Bu kadar macera ve felâketten sonra, gereksiz bu kadar insan kıyımından sonra, bazıları siyasi uzlaşmayı yıkmak ve devleti birleştirmek amacına yönelik federatif bir sistem hususunda varılan uzlaşmayı sekteye uğratmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Şimdi de Kıbrıslı Türklerden gelecek olan haberi bekliyoruz. Taksim fikrinin ortaya atıldığı günün okullarda kutlanması kararı alınır herhalde.

İki toplum lideri, bu türden önyargılarla, Kıbrıs sorununu çözme amacına yönelik bir uzlaşma bulmaya gidecekler. Kıbrıslı gençlerin kafaları bu türden anlatılarla doldurulucaksa bulunacak  olan herhangi bir uzlaşmanın varlığını sürdürebilmesi mümkün mü? Bu kafayla bulunacak olan uzlaşma 1963 yılındaki gibi üç yıl bile dayanmayacak. Daha kısa sürede tepe taklak olacaktır.

Liderler gerçekten çözüm istiyorlarsa tarihsel masallardan kurtulmaları ve kabul görmüş ifade ve kavramları bir kenara itmeleri gerekiyor. Kıbrıslılar olarak daha ümitvar bir geleceğe doğru ilerlemek istiyorsak, her zamankinden daha çok, yeni bir kimlik oluşturmamıza ihtiyaç vardır.

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar