Köşe Yazarları

ELİNDE ÇALI SÜPÜRGESİ VARDI


Bir varmış bir yokmuş,

Bir gocagarıcık süpüre süpüre

Bir kuruşçuk bulmuş…

Diye başlayan gecelerin kadınıydır. Kocaman gözlü, fön, boya görmemiş, canlı, parlak, pırıl pırıl saçları vardı. O muazzam saçları bir file içinde büküp, kıvırıp, saklardı. O file çıktığında sihirli bir el değmişçesine  saçları bir yılan gibi büklüm büklüm, parıl parıl dökülürdü ta beline kadar. Çocuk aklımla bunun bir ilizyon olduğunu düşünür, her seferinde büyük bir şaşkınlık yaşardım. Nenemin evindeki bir gözü kırık antika büfeden tertemiz saç fırçasını alırdım. Nenem onu benim için saklardı. Saçları rüzgarda dalgalanan bir bayrak gibi döküldüğünde elime fırçayı alır upuzun saçlarını tarardım. O saçlar dünyanın en güzel kokularından birini yayardı. Şimdi bile anımsıyorum, teni gül kokardı, saçları temizlik, sabun ve çocukluğumun en güzel anımsatmasını taşırdı. Ben onu taradıkça o bana masallar anlatırdı:

Sal saçını meleğim,

Yukarıya geleyim…

 

Gözleri gri renkteydi. Gri renk olur mu bir göz? Öyleydi işte. Mavinin en uçuk halini yansıtırdı. Elleri kalın ve güçlüydü. Koyunların, köpeklerin, mandranın tüm hayvanlarının anasıydı o. Bizim, torunların en büyük anasıydı. Büyük sofasında demirden karyolalar vardı. O gıcırdayan demir karyolalar birbirine dayalı şekilde torunların kalabileceği bir davetkarlıkla temiz yorganlar, çarşaflar ve yastık kılıflarıyle her an hazırdı.  Gündüz ya da gece farketmez, o evde o yataklar çocuklarındı. Başımı upuzun, iki kişilik sert yastığa dayadığımda hep gülümserdim. Yastıklar da aynı kokuyu taşırdı. Temizlik, ferah ve sevgi. Sevginin bir kokusu olsaydı, nenemin saçları ve yastığı gibi kokardı.

İskeleden, Aysergi’den, köyden yeğenlerimle hep birlikteydik. İncecik, sıska sayılabilecek bedenlerimizle nenemin evindeki 2 yatakta belki de 10 kişi hep birlikte sığışıp yatardık. Kıkırdamalı, bilmeceli, masallı, sevgi dolu saatlerdi. O zamanlarda insanların aceleleri yoktu. Kimse bizi özel derse yetiştirmek için acele etmezdi. Kapıya gelip korna çalacak arabamız bile yoktu zaten. Haddini bilmeden yarışan anne babalarımız yoktu. Şarkı bilen, türkü bilen, şiir okuyan, kitaplığı olan, haber dinleyen, gazete alan, birlikte film izleyen, ev yemeği pişirip, sofralarda buluşan insanlardı, anne-babalarımız..

Elektriklerin sık sık kesildiği gecelerdi. Cep telefonu nedir, bilgisayar oyunları nedir bilmezdik. Kimseden mesaj beklemez, like yapmaz, görüntülü aramazdık. Otururken o yere konsantre olur, güzel insanlarla sohbetler yapar, ortamlardaki çocuklarla mutlaka ahbaplık kurar, eve gelen çocukları arkadaşça karşılardık. Usandıkça beynimizi ve yaratıcılığımızı kullanır, ovaya çıkar, keşifler yapardık. Doğa ile barışıktık. Kuş cinslerini, otların, dikenlerin adlarını, ne işe yaradıklarını, doğanın konuşmalarını anlardık.

İşte o yıllarda nenem eline bir çalı süpürgesi alır (buna bize maja ya da maca süpürgesi derdik) bütün mahalleyi süpürürdü. Sadece çöpleri değil, taşları, kuru yaprakları da süpürürdü. Hızını alamaz yan mahallelere dayanırdı. Önünde bir önlük, alacalı, çiçekli bir elbise, diz altlarına gelen ve ucu kıvrılıp , düğüm yapılmış ince çorapları, yüzünde bütün dünyayı seven bir insanın kocaman gülümsemesi ile bir yeri sevmenin ne demek olduğunu bize o süpürüşü ile anlatırdı.

Belediye falan yoktu o zamanlar. Herkes kendi pisliğinden! Kendi sorumluydu. Mahallesini, sokağını, bahçesini temizler, süpürür, çöplerini atardı. O çalı süpürgesi ile sokakları süpüren kadınlar akşamüstleri mahalle aralarında karşılaşırlardı. Yüzlerinde gülümseme, mutfaklarında sıcak yemekleri, temiz ve rengarenk giyinmiş sağlıklı çocukları vardı. Kimse kimsenin çocuğunun notunu merak etmezdi. Herkes diğerinin evladına hayır dua koyardı. Sık sık nenemin ağzından

“Allah iyilik sağlıklık vesin, cümle alemin evlatlarına da evlatlarımıza da”… dediğini duyardım.

O zamanlar bu cümleler bana sıkıcı gelirdi. Usanırdım çoğunlukla, “amaaaan” derdim kendi kendime, “nenem gene başladı”…

Onun adını taşıyorum. O ad benim için gücün ve sevginin simgesidir. O ad, gücünü sevgiden alan kocaman yürekli bir kadının adıdır. Sevgide cömert, iyilikte hesapsız, gülümsemede eşsiz o insan bana sokağını, mahallesini, köyünü seven, sahiplenen, koruyan ve temizleyen o güzel insanların anımsatmasıdır. İnsan sevdiğini korur, kollar, ait olduğu yerleri sahiplenir, güzelleştirir. Biz sanırım çok şey kaybettik o zamanlardan. Buna gelişmişlik dedik, ilerleme dedik. Çocuklarımızı sokaklardan eksilttik, odalara hapsettik. Derslere, yarışlara, testlere, sınavlara, yalancı hedeflere mahkum ettik. Unuttular tozlu yolları, sokaklarda saatlerce oynamayı, kucaklaşmayı, oyunları, yaratıcılığı…

Yeniden kim olduğumuzu hatırlamanın, sevginin yeniden tanımlanmasını yapmanın zamanıdır. Hatırlayın, kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nerden geldiğimizi, mayamızı, geçmişimizi… Güzeldik, biz çok güzeldik eskiden. Yollarımızı süpüren çalı süpürgeli kadınlar yok artık. Parayı verip temizlik yaptıran, bahçe düzenlemesi yaptırarak bunan övünen insanlar zamanında, evlerde yemekler de fast oldu. Sofralardaki yemekler, çorbalar, kekler eksildi. Emeksiz hayatlarımızda sevdiklerimizden erken vazgeçer olduk, erken terkeder olduk, erken bıkar olduk.

Alalım bir süpürge başlayalım mahalleleri temizlemeye. İçimizdeki çöpleri süpürücesine, yılların biriktintisini atarcasına, kusarcasına, temizleyelim kendimizi, mahallemizi… O güzel insanların hatırına, yeniden sevmeyi öğrenen bir bebek gibi…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı