Köşe Yazarları

EKONOMİK BÜYÜKLÜĞE ULAŞMADAN KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLMEZ!..



Sadece Kıbrıs gibi küçük bir adanın “adalıları” olarak doğmadık! O küçüklüğe nazire “küçüklükler” silsilesindeki daha küçük köy ve kasabaların insanları da olduk.

Bu nedenle hiç “büyük dünyamız” olmadı! Hatta nesnel olarak bile büyümek gereğini duymadık.. Şöyle ki 1958’lerde EOKA terörü ile tanıştığımızda nüfusumuz 150-180 bin var yada yoktu. Tutun ki her devrede Rum’un nüfusu da belki bir katı fazlamız oldu!

Fakat bu küçük coğrafyamızda her zaman “büyük ve dünyasal olaylar” yarattık! Nitekim Osmanlı İmparatorluğu yıkılır Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, bütün dünya ile sorunlarını halleden Atatürk Türkiye’si, bugünlere kadar gelmiş olmasına karşın Kıbrıs adasında, bittiği yerden yeniden başlayan sorunlarından hiç kurtulmadı! Halâ da berdevam!

BÖYLE bir adada hele Rum komşumuzla yaşamak zorunda kalmanın kadersel alın yazısını ayrı bir yere koyuyorum. Çünkü artık Kıbrıs sorununun nasıl bir anlaşmayla sonlanacağını ne dünyanın en tepesindeki (lüzumsuz) BM’ler bilebilir ne adları “çatışmacı ve uzlaşma karşıtlığına” çıkmışlıklarıyla Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs Türk Rum halkları bilebilir!

Bu nedenle “Kıbrıs sorununa bir şekilde bulaşmış tüm taraflar,” artık adadaki “gelişmelerle” değil, dünyadaki gelişmelerin adaya yansıyan etki tepkilerini gözlemeye çalışıyorlar.. Kendilerine yeni yeni çözüm vazifeleri çıkarmak, çözüm olacaksa adayı çıkarlarına uygunluğunca yerli yerine oturtmak için! Ki Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları mücadelesine katılan ülkelerde görüyoruz bunu!

Dolayısıyla ne oluyor ama? “Çözümsüzlük çözüm oluyor!”

Nitekim Rum tarafı da Türk tarafı da çözümsüz geçen yarım asırlık şu zaman içinde tek hedef gözlüyorlar: “Ekonomik büyüklük! Üretim, ihracat, turizme dayalı sistemler içinde var olma mücadelesi..”Sonuçta gelecekte “biri Güney’de diğeri Kuzey’deki iki Devletten hangisi ekonomik büyüklüğe daha çok sahip olursa adanın hakimi de o olacaktır..”

Şimdilik ibre, tüm olanaklara sahipliğiyle Rum devletinden yana gözükmektedir. Ne var ki adadaki varlığıyla devletsel üstünlüğü “pam” dendi miydi “tüfeğin namlusundan çıkacak tek kurşunluk siyasi şansı kadardır!”

YA biz? Tek şansımız “Rum tarafını” şaşırtıp “çözümden başka çaresinin kalmadığını o kalın kafasına sokma becerisini göstermemizdir.. Bu da “ekonomik yönden Rum tarafı kadar değil, gelip geçecek bir başarının sahibi olmamız gerçeğinde yatmaktadır… Kaldı ki bu konuda çok gerilerde kaldık.. Tüm temennilerimize ve idealimize karşın Ekonomik üstünlüğü sadece sayıkladık! Bu nedenle diyoruz: KKTC’i yeniden kurmalı yaratmalıyız!

***

DEVAM ediyorum: Yukarıdaki yorumuma ister “açılım ister sunum” deyin.. Akıl mantığa göre ama KKTC’de ekonomiyi Güney’le yarıştıracak düzeye yükseltemezsek siyasi yönden de “leyhimize” gelişmeleri hiç beklemeyelim her zaman abese iştigal olacaktır..

Ve bir örnekle devam edeyim. Geçtiğimiz günlerde peşi peşine haberlerine tosladık. “Narenciye, Patates, enginar, zeytin…” “Üreticinin elinde kaldı” haberleri!

Yarın karpuz, kavun da ulanacak bunlara.. Zaten süt ve süt ürünlerimiz hepten ellerimizde kalmışlıklarıyla atıl!

…HER zaman yeri geldiğinde yazarım. Yine yazayım. 1974’den hemen sonra “Mağusa’da oluşturulan Enfarmasyon” dairesinde üç dört arkadaş, TC’den ya da bizden iş insanlarını Mağusa ve yöresinde Rum’dan kalan tesis ve sair işyerlerinde (sahiplenip çalıştırmaları için) gezdirip bilgilendiriyorduk.

Dolayısıyla ben de o güne kadar görmediğim bilmediğim bu “tesislerle” karşılaştığımda şaşıp kaldımdı… Ki 1974’den sonra Kuzey’den Güney’e kaçan Rum’lardan 450’nin üzerinde irili ufaklı tesis kaldıydı.. Çoğu Rum turizminin alt yapısına  katkıda bulunacak üretimleriyle (plastik, sünger fabrikaları, konfeksiyon) gibi tesislerdi. Yanı meyvelerinin kabuklarından ayıklanıp dilim dilim ayrıldıktan sonra teneke kutulardaki özel sularda ihraç edilen portakal, greyfurt gibi narenciye ürünleri, üzüm suyundan “vitaora” dedikleri gazoz… Hatta prefabrik evlerin yapımı için kurulan fabrikaları vardı..

KISACA 1974’ler öncesinde Rum henüz Türkiye’de bile olmayan “Ambalaj ve paketleme” mükemmelliğiyle küçük fakat ihracata yönelik gelir getirici bir ekonomi oluşturduydu.. Hellimi, zeytini, zeytin yağını, harubu  İngiltere pazarlarında pazarlıyordu!

Aradan  43 yıl geçti! Hâlâ 43 yıl önce Rum’un başardığı küçük sanayi üretimi potansiyeline  ulaşamadık! Zaten elimize geçen 80 bin dönüm narenciye bahçesini de 30 bin dönümlere indirmişiz ki portakalı anca bize yetmekte!..

***

BAŞA dönüyorum: Ekonomik yönden “Güney”le aşık atacak duruma gelmeden Kıbrıs sorununda çözüm beklemeyin..

Tabi kabulümdür. Tanınmamışlık, uluslar arası ilişkiler kısırlığı olumsuz etkenlerdir ama onların bile çözümü “ekonomik büyüklüğümüz, başarımızla ilintilidir..


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı