Köşe Yazarları

EKONOMİK AKLIN EMRETTİĞİNE KARŞI KKTC’NİN YAPTIĞI…

Mehmet Moreket yazdı






Yeni Zelanda, asgari ücret bakımından dünyada en yüksek rakama sahip beş ülkeden biri.

Geçtiğimiz günlerde, pandeminin getirdiği sorunları aşma adına hükümet, asgari ücreti saat başı olarak 18.90 dolardan 20 dolara yükseltti.

Ama bitmedi, en yüksek gelir dilimine sahip gruplara da yüzde 39 gelir vergisi getirdi…

Asgari ücretin yükseltilmesinin ekonomiye getirisi 216 milyon dolar olarak hesaplanmış. Dar gelirli daha çok tüketim yapacak, çarklar dönecek…

En yüksek vergi oranına sahip grup, ülke nüfusunun yüzde ikisine tekabül ediyor. Bu grubun yıllık ortalama kazancı 180 bin doların üstünde ve getirilen yüzde 39’luk gelir vergisinin ülke ekonomisine katkısının yıllık 550 milyon dolar civarında olması bekleniyor.

Başbakan Jacinda Ardern, İşçi Partisi’nin başkanı. İşçi Partisi de ülkenin ikinci büyük partisi. Şu anda bir koalisyon hükümeti var. Ardern hükümeti, kapitalizme karşı yaptığı cesur uygulamalarla dikkat çekiyor.

Yeni Zelanda’da yolsuzluk algısı “0” ve refah açısından dünyada birinci sırada.

Demek ki, ne yapıyorlarsa doğru yapıyorlar…

Dönüp şimdi bir de kendimize bakalım.

Var mı ‘asgari ücretlinin hayat standardını yükselteyim de ekonomiye faydası olsun’ diye düşünen? Ne siyasette ne de ekonomik aktörler arasında bu düşünceyi paylaşanı bulamazsınız. İlk akla gelen, memurun maaşını kesmektir.  Memur maaşlarını maliyenin en büyük gideri haline getiren de kendileridir aslında. Arka kapılardan doldurduklarıyla dengeyi bozanlar…

Peki, devletin gelirini artırmak için Yeni Zelanda Başbakanı’nın yaptığını yapacak bir babayiğit çıkar mı?   Çok zengin yüzde 2’nin vergilerini artıracak olan?  Sakın küçümsemeyin, bu KKTC’de de korkunç bir sermaye birikimi ve zenginlik var. Belki de Yeni Zelanda’dakilerle rekabet edecek zenginlikte insanlarımız var. Yıllar yılı muafiyetlerle, korumacılıkla güçlendirilmiş bir kesim. Ama o korumacılık, o ayrıcalık devam ediyor, devlet bırakın vergisini yükseltmeyi, var olanı da alamıyor.

Sadece iktidar için söylemiyorum, bizim siyasi hareket tarzımızda yok böyle bir şey. Konu sadece bugünün meselesi değil. Bakın hayat pahalılığını dondurma girişimine. Defalarca, değişik iktidarlarca gündeme gelmiş, kiminde hayat pahalılığı sürpriz bir şekilde eksi çıkınca geri çekilmiş, kiminde mahkeme kararıyla yürütmesi durdurulmuş.

Tabii Yeni Zelanda’da da muhalefetteki Ulusal Parti de (ismine bakın ne büyük tesadüf) uygulamaya “Küçük işletmeler için aşırı belirsizlik döneminde asgari ücreti keskin bir şekilde artırmak ekonomik vandalizmdir” diyerek şiddetle karşı çıkıyor. Bizim buradaki kadar ayağa düşmüş olmasa da dünyanın her yerinde bazı siyasi akımlar sermayeyle içli dışlılık temelinde hayatlarını sürdürürler. Yani arka çıkılanlar, korunanlar, ayrıcalıklılar hep olabiliyor; ancak ekonomik akılla, kimseye gebe olmadan ülkenin ve halkın çıkarına icraat planlayanlar da var ve destek görüyorlar. Onlar, asgari ücreti artırıyor, piramidin tepesindeki aşırı zenginden de devletin hak ettiği vergiyi çatır çatır alıyor.

Dönüp de bir daha bizim feodal çıkar düzenimize bakalım, ne görüyoruz?

Gördüğümüz şudur; gözleri ufukta, elleri kolları bağlanmış gibi kaynak bekleyenler, tek çareyi çalışanın maaşına el atmakta bulanlar, borç üstüne borç alıp geleceğimizi karartanlar… Üstelik yaptıklarının sürdürülemez olduğunu bildikleri halde.

Halkını bir asalak, memurunu suçlu, sermayesini dokunulmaz görenler topluluğu….


YERİN KULAĞI VAR

İDARE EDECEĞİZ:

Hükümetimiz diyor ki; Kusura bakmayın memur arkadaşlar, emekli büyüklerim, reisimiz Tatar’a saray yapmak, üniversite için gelen öğrencilerimizin karantina paralarını, dolu boş fark etmez, malum yurtlara para ödemek için sizin hakkınız olan hayat pahalılığı ödeneğini kesiyoruz. Bir de izninizle elektriğe zam yapmak zorundayız. Biliyoruz döviz arttı, Türkiye’den de beklenen kaynak da gelmiyor ama, artık idare edeceksiniz…

DÜNYADA YANKI YARATMIŞ:

“Yan yana yaşayan eşit egemen 2 devletin varlığına dayanan çözüm şeklini masaya getireceğiz. Bundan da geri dönüş olmayacaktır”. Tatar doğru diyor, bu önerimizin dünyada yankı yarattığı doğru. Ama bu yankının geri dönüşü, “vaz geçin olmayacak bu hayalden. Oturun ve BM parametreleri çerçevesinde federal bir çözümü zorlayın” oldu. Bence Cenevre’ye gitmeye de gerek yok. Zaten heyettekiler de bunun bir zirve değil tatil gezisi olduğuna inanıyorlar…

VER MEHTERİ:

Bakan Arıklı, “Bir zamanlar Kıbrıs” dizisinin, Cenevre’de gerçekleşecek zirve öncesi, Türkiye ve KKTC kamuoyunun gündemine gelmesi için çekildiğini söyledi. Yani her şey planlıydı Arıklı’ya göre. Diziyi çekenler de eminim, “bu Kıbrıslılar milli duygularını kaybetti, geçmişlerini unuttular, gidişat kötü” diye düşündüler. Zaten yanlışlarla dolu senaryonun, Kıbrıs tarihiyle uzaktan yakından alakası yok. Bu coşkuyla artık, mehter marşı eşliğinde silahları kapıp Leymosun’a, Baf’a  kadar gideriz artık…

UBP’Yİ BOŞ BIRAKMAYA GELMEZ:

Türkiye Başkan Yardımcısı Fuat Oktay hazır gelmişken kurultaydı, genel sekreterlik seçimiydi derken içte karışıklık yaşayan UBP’ye de bir ayar versin. Kutlay Erk’de, Oktay’ın adaya esas geliş nedeninin bu olduğunu iddia ediyor. Zaten ilk defaları da değil. Bu UBP’yi boş bırakmaya da gelmez, birileri çıkıp da her şeyi berbat edebilir. Şimdiden önlemini almak lazım…

ŞECAAT ARZEDERKEN…:

Kıb-Tek’e ihalesiz akaryakıt alımının yasal olmadığını savunan CTP milletvekili Salahi Şahiner’e cevap veriyor Erhan Arıklı; “Dava aç Salahi”… Ve bunu hep yapıyor. Sanki babasının oğlu, sanki orası Meclis değil. Gerekçeye de bakın, “rekabet kurulunun devreye girmesi, yürütmeyi durdurma kararı” falan gibi engellerle karşılaşmamak için Başbakan’dan yetki almış ve yapmış. Yani savunacağım diye kabahatini söylüyor…

“KISMET”MİŞ:

Eğitim Bakanı Amcaoğlu’na soruyorlar, “eğitim takvimi nedir”, “kısmet” diyor. Bu muhteşem öngörünün açılımı da şu; “Gelecek yıl, 2021-2022 akademik takvim içindeki dönemde kayıpların giderilmesi için çok daha yoğunlaştırılmış, yüz yüze gereken derslerin yapılması sağlanacak”. Haydi gözümüz aydın, çocuklarımızın geleceğinden bir yılı daha yedik…


Anayasa Mahkemesi hayat pahalılığı kararı Anayasa Mahkemesi hayat pahalılığı kararı

2019’DA MAHKEME NİYE YÜRÜTMEYİ DURDURMUŞTU: 2019’da UBP-HP hükümeti, hayat pahalılığını 3 aylığına dondurma kararı için yürütmeyi durduran Anayasa Mahkemesi, eski Başsavcı Zaim Necatigil’in Anayasa ve Yönetim Hukukunun Esasları adlı kitabından şu ifadeye atıf yapıyor, “Ekonomik konularda ivedilik olması halinde yasa gücündeki kararnamelerin çıkarılmasında esas amaç, hayat pahalılığı ve enflasyon gibi  konularda gerekli önlemlerin zamanında alınmasını sağlamaktır”. Mahkeme de bunu uyguluyor. Yani, yasa gücünde kararname ile hayat pahalılığına ancak çalışanların leyhine bir uygulama için başvurabilirsiniz. Aynı süreci bir daha yaşayacağız galiba.

 







Başa dön tuşu