Köşe Yazarları

Eğitimde Covid-19 mağduru kayıp nesil…

Barış Uzunahmet yazdı






Bütün dünya bu covid-19 vakası ile Mart ayından beri uğraşıyor. Bu günlerde vaka sayılarında yeniden bir artış var. Fransa’da vaka sayısı 10 bini aştı. İngiltere’de 4 bine yaklaştı. İspanya ve İtalya’da da vakalar artıyor. Buna rağmen okulları açtılar. Ben de Haziran ayından beridir Kıbrıs’ta da okulların açılması savunuyorum ancak çok uzaklardan, Avustralya’dan bir uyarı geldi.

Avustralya New South Wales Eyaleti (Sydney’in başkent olduğu eyalet) Sağlık Bakanlığı Veri Bilimi Müdürü Kıbrıslı Türk Dr. Yalçın Oytam geçtiğimiz günlerde kendi sosyal medya hesabından KKTC’deki covid-19 vakaları ile ilgili önemli verileri paylaştı. Taaa Avustralya’dan kendi ülkesi Kıbrıs’a katkıda bulunmaya çalışmış. İstatistik ve veri yoksunu bir ülkeye ilaç gibi geldi Yalçın Oytam’ın paylaşımı…

Memleketi sorma gir hanına çevirmeye başladığımız 1 Temmuz’dan başlayarak 9 Eylül’e kadar olan sürede covid-19 vakalarının iç yayılma hızını gösteren bir de grafik yayınladı Oytam. Bu grafikte salgının yayılma hızı 1.4 olduğu görünüyor.

Oytam diyor ki bu konuya sadece vaka sayısı ile yaklaşamayız. Hastalığın yayılmasında başka değişkenler başka etkenler var. Oytam, “1.4 yayılma hızını 1’in altına düşürmek, sosyal teması düşürmek, sıkı temas takibi yapmak ve ithal vakaları durdurmak” çok önemli diyor.

Bir Oytam’ın söylediklerine bakıyorum bir de bize… Anlıyorum ki bizim devletimizin bugünkü sağlık altyapısının bunları yapacak gücü ve altyapısı yok. Zaten son günlerde hem doktorların hem de hemşirelerin isyanından bunu anlıyoruz.

Dr. Yalçın Oytam’ın sosyal medyadaki bu yayınından sonra kendisi ile yine sosyal medya aracılığı ile yazışma şansım oldu. İlk sorduğum bu 1.4 ne demek? Bizim anlayabileceğimiz dilde söylediğine göre bu oran 1’in üstüne çıktığında tehlike arz ediyor. Yani benim anladığım bu vakalar 20-30 civarında devam ettiği sürece ülkede kırmızı alarm devam etmesi lazım. Oytam’ın üzerinde durduğu bir başka önemli nokta da, Kıbrıs’ta sürekli ikamet edenlerin test sonuçlarını diğerlerinden ayırmak ve günde en az 500 testin yerel vatandaşlara yapılması gerektiğini söylüyor. Ben bu köşeden yıllardır eğitim yazıları yazıyorum. Aylardır söylüyorum. Okullar açılmadan ülkede sürekli ikamet eden öğretmenler ve okul çalışanlarına test yapın. Sürekli insanlarla temas halinde olan iş kollarında testler yapın. Yaptığınız testleri denetleyin. Ancak kimin umurunda…

Oytam’ın yayınladığı grafikte KKTC’de 2 Eylül’deki salgının yayılma hızı 0.4 olarak görünüyor. Aslında o tarihte durum hiç de fena değil. Ancak 9 Eylül’de bu rakam 1.4’e çıkıyor. Hatta 7 Eylül’de okullar açıldığı gün okula giden öğrenci sayısı %80 ve üzeri… Ancak ertesi gün tam bir kaos. Vakalar tavan yapmış, toplumda bir panik ve endişe…

Oytam’a sorduğum sorulardan biri de Avustralya’da okulların açık olup olmadığı idi. Salgın Yayılma Hızı 1’in üzerinde olan Victoria Eyeleti’nde okullar kapalı ancak diğer eyaletlerde okullar açık… Oytam, KKTC’deki salgın yayılma hızını 1’in altına çekmek için14 günlük bir genel karantina uygulamasının iyi olacağını söylüyor. Ancak KKTC’yi yönetenlerin böyle bir niyeti yok. Peki bu salgın yayılma hızının nasıl 1’in altına düşürüleceği ile ilgili de bir adım yok. Bulaşıcı Hastalıklar Üst Komitesi’nin bir takım çabaları ve önlemleri var ancak onların yetip yetmeyeceğini de yakın zamanda göreceğiz.

Oytam, sadece vaka sayısının düşmesi ile de bu işin tamamlanmayacağını, bunun yanında salgın yayılma hızı, aktif vaka sayısı, takip kapasitesi, sosyal temas miktarı, hastanelerin durumunun da önemli olduğunu söylüyor.

Buradan anlıyoruz ki devletin yapması gereken çok iş var. Zaten bugün toplumda yaşanan panik ve endişe devlete olan güvensizlikten kaynaklanıyor. Elbette vatandaşın da uyması gereken kurallar var. Kabul etmemiz gereken bir nokta da, Kıbrıs’ta vakanın görülmeye başlandığı Mart ayından sonra ilk 2-3 ay uyduğumuz kurallara bugün uymuyoruz ama üstümüzde de her türlü korku, endişe ve panik de var.

Gelelim okulların açılma meselesine… Ülkedeki vaka sayısının sıfır olduğu Mayıs ve Haziran ayında okulları kapattık. Açmayı cesaret edemedik, ki o dönemde dünyanın birçok yerinde okullar yine açıktı. Bugün artık biz bu ortamda okulları açmamız için önce toplumdaki psikolojiyi değiştirmek, halka güven vermek gerekiyor. Bu aşamadan sonra vaka sayısı sıfır olsa da vatandaş yine çocukları okula göndermede tereddüt edecektir.

Peki ama eğitim adına elimiz kolumuz bağlı bekleyip, bu nesli covid-19 ile heba mı edeceğiz, yoksa başka bir yol çaresini bulacak mıyız?

 








Başa dön tuşu