Köşe Yazarları

Eğitimde bir felsefemiz var mı?

Türkiye Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk geçtiğimiz hafta içerisinde bir gazete tarafından düzenlenen “Türkiye 2023 Eğitim Zirvesi“ isimli konferansta çok önemli açıklamalarda bulundur. “Bizi ne ilgilendirir?” diyebilirsiniz.

Ancak söyledikleri evrensel ve önemli olunca ilgilendiriyor. Kaldı ki bizim eğitim sistemimiz, beğensek de beğenmesek de Türkiye’de olup bitenle de bağlantılı… Özellikle ortaöğretimde kitapların önemli bir kısmı Türkiye’den geliyor. Üniversite sınavları konusunda göbekten ÖSYM’ye bağlıyız. Her neyse konu bu değil, konu eski öğretmen, akademisyen, bürokrat ve şimdinin bakanı Ziya Selçuk’un söyledikleri…

Bakınız ne diyor Ziya Selçuk hoca: “bir “değer sistemi” olmadan, felsefe olmadan bununla ilgili bir zihniyet modeli oluşturmadan, eğitimin somut tarafının ortaya konulabileceğine hiçbir zaman inanmadım. Bu bir zincir meselesi… Zincir aslında genel bir felsefeyle başlıyor. Eğitim felsefesiyle devam ediyor. Buna bağlı bir eğitim teorisi gerekiyor. Yani bir kavram çerçevesi gerekiyor. Kavram çerçevesinden hareketle model kurulması gerekiyor. Modele bağlı strateji koymak, stratejiye bağlı yöntemler, teknikler ve uygulama zincirini kurmamız gerekiyor.”

Ziya hoca burada felsefe derken eğitim felsefesi akımlarından bahsediyor. Yani Daimicilik, Esasicilik, İlerlemecilik ve Yeniden Kurmacılık. Bunların her biri de elbette ki belli felsefi akımlara bağlıdır. Bugün Türkiye’de ve bizde daha çok yürütülen eğitim felsefesi akımı Esasiciliktir. Nedir bu Esasicilik? Sıkı bir öğretim ve disiplin anlayışı vardır. Öğretmen merkezlidir. Geleneksel öğretim metotları kullanılır. Öğrenme mekaniktir, yani ezbere dayalıdır. Peki bu ifadeler bize yabancı mı? Değil, çünkü bizde hepsi var.

Hatta bizde bir felsefe da yoktur. Sizce biz bir eğitim felsefesinin gösterdiği yolda mı gidiyoruz yoksa günü kurtarma derdinde miyiz? Bizde 2012’de başlanıp 2016’da bitirilen ve hatalarla dolu Temel Eğitim Programı’nın öğrenci merkezli olduğu iddia edilir. Sadece iddia edilir. Pratikte öyle bir durum yok. Yanılmıyorsam bu programın içinde bir felsefesi olmadığını açıklayan en önemli ifade “eklektik” kelimesidir. Ne anlama geliyor bu ifade? Yani bütün eğitim felsefelerinden bir şeyler alıp yeni bir program oluşturdular. İyi güzel de birbiri ile zıt olan Esasicilik ile Yeniden Kurmacılığı nasıl yan yana getirdiklerini gerçekten merak ediyorum.

*******

Neyse, biz dönelim Ziya Selçuk’un söylediklerine…

Ziya Selçuk, “ülkeyi bloke eden sınav sisteminin ana mekanizmasının, okullar arasındaki imkan ve öğrenme farklılıklarıdır. Bu farklılık yüksek olduğu için veliler ve çocuklar belirli okulları tercih ederler. Okullar arasındaki imkan ve öğrenme farklılıkları azalırsa o zaman okullar arasındaki tercihte bir sınırlama olacak ve böylece sınav baskısı azalacak. Bunu yapmadan sınavın adını, metodunu, soruları değiştirerek asla yol alamayacağız. Eş zamanlı olarak hem bu farkları azaltmaya çalışmak hem de okullarımız içindeki metodolojiyi zenginleştirmek gibi bir ihtiyacımız var.” dedi.

Ziya Selçuk’un söylediklerini okudukça “ne de çok benzer yanımız” varmış demek geliyor içimden… Bu satırlarda yıllardır kolej sınavını ve ülkedeki fırsat eşitsizliğini dilimiz döndüğünce, kalemimiz yazdıkça, klavyemiz oynadıkça anlatmaya çalıştık.

Sen bu ülkede Karpaz’a eşit eğitim fırsatı götürebildin mi? Yıllardır bu becerilemedi. Hal böyle olunca ve bu eşitsizlik ortamında Karpazlı çocukların, özel dersten tutun da her türlü olanağı olan Lefkoşalı, Mağusalı, Girneli çocuklarla yarışabilmesi mümkün mü?

Dolayısı ile bu ülkede önce eğitim adına eşitsizliği ortadan kaldıracak, herkese aynı fırsatı ayağına götürecek bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı