Köşe Yazarları

Eğitim emekçileri…







Belki bugün 4 Mayıs Pazar ama ben bu yazıyı tüm dünya emekçilerinin bayramı olan 1 Mayıs günü yazdım. Bu vesile ile hem eğitim emekçilerinin hem de emek mücadelesi veren tüm işçilerin bayramını kutlayarak yazıya başlamak istiyorum.




Bu ülkenin koşulları nedeniyle eğitim emekçileri yani öğretmenler, sadece sınıfta “öğreten” olmanın ötesinde yıllarca daha farklı görevler üstlenmek zorunda kalmışlardır. Toplumlararası çatışmalar döneminde komutan, köylerde görev yaptıkları dönemde danışılan kişi veya gerektiğinde doktor, çiftçi ve daha birçok konuda yol gösteren olmuşlardır.
Bu ülkede baskıcı rejim dönemlerinde düşüncelerinden dolayı mesleğinden olan, hapis yatan, oradan oraya sürülen öğretmenler çok olmuştur. Bu toplumun öğretmenleri bunları da bir bir yaşadı. Yaşadı yaşamasına da eğitim emekçileri bunları her zaman hafızalarının bir köşesinde barındırmaktadır, unutmadı, unutturmadı. Bugün eğitim emekçileri oradan oraya sürülemiyorsa, gelecekleri yönetenlerin iki dudağı arasında değilse, öğretmenlerin örgütlü mücadelesi ile oluşan yasal düzenlemeler sayesindedir.
Belki bugün bilgi ve teknoloji çağında öğretmenin işi daha da zorlaşmıştır. Belki bugün 30-40 yıl öncesine göre öğretmenden beklentiler farklılaşmıştır ama öğretmenin yol göstericiliği hala devam etmektedir. Ayrıca bugünlerde 40 yıl öncenin sosyal-duyuşsal öğrenme çalışmalarını da aradığımızı da vurgulamakta yarar vardır.
********
Bizim toplumda geçmişten gelen alışkanlıklar dolayısı ile öğretmenden gereğinden fazla görevler ve özveri beklenmektedir. Kaderci toplumlarda bir de yaptığınız işin önüne “kutsal” ifadesi konuluyorsa işiniz o kadar daha zordur. Eğitim emekçisinin üzerine bir o kadar daha yük biner. Bu beklentiler karşısında öğretmenin oturuşu, kalkışı ve neredeyse yürüyüşü bile değişir. Halbuki öğretmenlik de diğer meslekler gibi bir meslektir. Burada önemli olan üstlendiği görevi iyi yapıp yapmadığıdır. Gerisi teferruattır.
Öğretmenin işini iyi yapıp yapmaması sadece kendi yeteneklerine de bağlı değildir. Eğitim ortamının, eğitim programlarının ve öğrenci kalitesinin de çok büyük önemi vardır. Bugün öğretmenden iyi bir performans almak için eğitimle ilgili yukarda bahsettiğim bu paydaşların yeterli olması gerekmektedir.
Öğretmenden beklentilerimiz, ona sunduğumuz olanaklarla sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir. Yani siz bir mühendise bina yaparken yeterince malzeme vermezseniz ve bina eksik malzemeye göre yapılır. O binanın yıkılma şansı yüksektir. Bina yıkıldıktan sonra ‘niye bu bina yıkıldı ?’diye de soramazsınız. Öğretmenlikte de durum buna benzerdir.
*******
Özellikle 2003’de sınırların açılması ve ardından 2004’te Kıbrıs’ın AB üyesi ve Kıbrıslı Türklerin de bireysel olarak AB vatandaşı olması ile birlikte dünya ile entegre olmamız daha da hızlanmıştır. Dolayısı ile dünyadaki yaşıtları ile rekabet edebilecek gençlerin yetiştirilebilmesi için eğitim ortamlarını, programlarının ve tabii ki öğretmen kalitesinin de yeterli standartlara çıkarılması gerekir. Bugün devlet okullarının büyük çoğunluğunda “düz anlatım yönteminin” ağırlıklı olarak kullanıldığı öğretim programları hayat bulmaktadır. Bu şekilde de dünya ile rekabet edebilmek pek mümkün görünmüyor.
Kanımca hükümet eğer eğitime katkı yapacaksa, eğitim ortamları ve programlarını yeniden düzenlemekten başlamalıdır. Kaliteyi artıracak tedbirler almak, fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmak, çocukları sınavlardan kurtarmak için adımlar atmalıdır.
Şundan eminim ki! Yönetenler bu adımları atsın, bu ülkenin eğitim emekçileri, yönetenlerden samimiyet gördükleri oranda eğitimin kalitesinin artırılması konusunda yardımcı olmaya da hazırdır.











Başa dön tuşu