Köşe Yazarları

Düşünme Özgürlüğü’müz bile yok!







            Özgür olamamak Kıbrıslıtürk’lerin en büyük problemidir. Gelişmiş ülke olamamanın nedenleri arasındadır. Hiçbir anlamda gerektiği gibi özgür değildir Kıbrıslıtürk ve bu düşünmeyle  ifade etme davranışlarını da yaralar. Çok sıkıcı bir durum. Her açıdan sürekli baskılara maruz kalmakta. Özellikle ifade etme özgürlüğü bağlamında özgürlük yoktur.




            Var gibi görülse de düşündüklerini açıklamak ve sonrasında ortaya çıkacak tepkiler, özgürlüğünü elinden alır. Düşünme özgürlüğü, insanın dış etkilerden kurtularak düşünmede özerklik kazanma durumudur. Düşünme özgürlüğü için, içinde yaşanılan toplumdan kurtulmak zorunluluğu vardır. Yani toplumun başat değer yargıları ve normlarının oluşturduğu ‘şablonlar’ın dışında düşünebilmektir.



            Buralarda politik, ekonomik ve sosyal açıdan bireyler, varolan eğitim sisteminin (formal ve informal) de yardımıyla, düşünme özgürlüğünden yoksun bırakılmaktadırlar. Toplumsal düşünme şablonları onları esir alır. Çünkü ‘iyi ve doğru’ davranmak demek, toplumsal şablonlara uymak demektir. Bunun dışına çıkıldığı andaysa istenmeyen ‘kötü ve yanlış’ etiketlenmesine maruz kalınır.

            Düşünme özgürlüğünün olmadığı toplumlarda, ifade özgürlüğü de yoktur ki düşünme özgürlüğü ifade özgürlüğünü de içermektedir. İnsanların düşünmede özgür olmaması, ifade edeceklerinde de ta baştan özgürlük dışında kalmalarına neden olur.

            Öte yandan en büyük problem, düşünmede özgür olup ifadede özgür olamamaktır. İnsanın herhangi bir kanaldan gelen baskı nedeniyle, düşündüklerini ifade etmekte özgür olmaması hali kadar kötü bir senaryo olamaz. Ve Kıbrıslıtürk’lerin en büyük problemi de budur. Dış etkilerden kurtulup düşünmede özerklik kazanılsa da, düşündüğünü başkaları karşısında dile getirmekte özgür değildir.

            Buralarda düşünme ve buna bağlı ifade özgürlüğünden yoksun olmanın çok değişik nedenleri mevcuttur. Ekonomik, siyasal, sosyal pek çok nedenleri mevcut. Bireyler bu kaynaklardan gelen ‘korkular’ nedeniyle önce düşünmede sonra ifade etmede özgürlükten yoksun kalmaktadırlar.

            Varolan eğitim sistemi okullarda, bireylerin düşünme özgürlüğünü elinden alır. Öğretmenin otoritesine boyun eğmeyi alıştırır -ki bu da bir toplumsal şablondur. Onun isteklerine uyup, onun istediklerine göre ifade etme öğretilir; özgürlük de elden gider.

            Sonrasında ise toplumsal yaşantıdaki ‘korkular’ da ikinci engelleri yaratır. ‘İşinden olma endişesi’ ve ‘varolan düzenin dışına çıkma endişesi’ de özgür düşünmeye engel olur. Herkesin hemen hemen herkesi tanıdığı  ve sosyal yapının da dikey hiyerarşiye göre oluşmuş olması, bireylerin düşünme özgürlüğü ve buna bağlı ifade etme özgürlüğünü elinden alır.

            Oysa ki bireyler, gelecek endişesi duymayacakları ve sosyal statüleri de adalet ve hak çerçevesinde düzenlenmiş bir toplumsal yapıda yaşıyor olsalardı, durum çok farklı olurdu. İnsanlar hem düşünmede toplumsal şablonların dışında rahatlıkla gezinip, farklı düşünmeyi hem öğrenecekler hem de düşündüklerini başkalarına özgürce ifade edebileceklerdi.

            Ama buraları ne yazık ki özgür düşünceden nasibini henüz alamadı. Farklı düşünüp, düşündüklerini ifade edince, her kanaldan baskılar gelmekte. Üstelik öyle bir KKTC var ki düşünme özgürlüğüne tepkiler yalnızca buralardan da gelmiyor. Deniz aşırı yerlerden de baskılar gelmekte.

            Kıbrıslıtürkler’in bir şekilde toplumsal yapıyı değiştirmesi gerekliliği artık şart olmuş. Öncelikle de eğitim sisteminden başlayarak. Devamında ise uluslararası hukuku bir şekilde buralara getirecek uygulamalara imza atarak.  Çünkü varolan yapı düşünme özgürlüğünü bile hapsetmiş durumdadır. Otoritelere uygun düşünme ise alışılagelmiş bir davranış biçimi olarak, ülkeyi yiyip bitiriyor.

 









Başa dön tuşu