Köşe Yazarları

DÜŞÜNCELERİM: BARIŞ HAREKÂTI VE SONRASI!

Eşref Çetinel yazdı...






Bazılarımız “ulusal günlerin” kutlanarak ve anılarak yaşatılmasını küçümseme anlamında “milliyetçilikle hamaset duygularına” da bağlasalar bu ülkede yıllar yılıdır “Cumhuriyet bayramları” da kutlanır 23 Nisanlar da…

Dolayısıyla 20 Temmuz Barış Harekâtı da!



Nitekim son bir iki gündür ötesi olanca toplumsal sorunları bir kenara iterek o yıllardan bu yıllara gelirken 20 Temmuz 1974’de gerçekleşen “Barış Harekâtı” odaklı olumlu yada olumsuz gelişmeleri yazıyorum. Ve aradan geçen 46 yılın muhasebesini yapıyorum. Fakat hüzün ve hayıfla!

Hatta diyorum “20 Temmuz hedefine varmadı!”

Bir kere beklenen çözüm olmadı!

Türk halkı “özgür ve egemen” olamadı! Çünkü bir dünya devleti olmadı!

Dolayısıyla 1974’de 2. Barış Harekâtının hemen öncesinde Cenevre’de devam eden ve tüm tarafların katıldığı “Kıbrıs sorununun çözümüne ve Türkiye’nin harekâtı sonlandırmasına yönelik” müzakereler devam ederken, o dönemin İngiliz Başbakanı Gallaghan Türkiye Dıişleri Bakanı Turan Güneş’e dönerek şunu söylediydi:

“Bugün Kıbrıs ordunuzun esiridir. Ancak yarın ordunuz adanın esiri olacaktır!”

Belki “esir” kelimesi çok ağır bir ifadedir ama 46 yıl sonra ve hâlâ Türk halkının dünyadan tecrit edilmişliğiyle kendi Kuzey coğrafyasının “tutsağı” olduğunu kabul etmeliyiz. Etmeliyiz ki kurtulmak için çaba gösterelim! ***

… EVET aradan 45 yıl geçti. Türk halkı bu adada çok acı çekti. Göç yollarında savruldu. Bazılarımızın istikballeri karardı.

Kısaca Kuzey Kıbrıs kan dökülerek, şehit olunarak bizim yeni vatanımız oldu. Ama bir dünya devleti olamadı!

Eğer adada Türk askeri konuşlanmamış olsaydı büyük olasılıkla Rum tarafı bu kez de Kuzey’i kurtarmak için yine terör olaylarına baş vurur bize göz açtırmaz, hayatımızı zehir ederdi..

Nitekim ve her şeye karşın şu anda adada iki büyük kazancın sahibiyiz: “Türkiye’nin korumacılığı ve sınırları belirlenmiş Kuzey coğrafyasının mutlak sahibi olmamız!”

Fakat bu “sahipliği” bile bir yandan çarpık yapılaşmalarla karartırken, öte yandan rant ekonomisiyle de şaibe haline sokup sonunda “emirnamelere” davetiye çıkartacak kadar da kötü kullandık! Ötesinde ise Türk toplumunu cenderede sıkar gibi ufalayıp öğüten “çözümsüzlük ve ambargolardan” da hâlâ kurtulamadık!

***

…ÖNÜMÜZDEKİ cumhurbaşkanlığı seçimlerine yukarıdaki düşüncelerimle bakıyorum.

Seçim olayını küçümsemiyorum. Fakat büyük olay olarak da görmüyorum. Nitekim bugüne kadar dört cumhurbaşkanı gördük. Sn. Talat siyasi sorunu “Annan planıyla” referanduma kadar götürebilme başarısını gösterdiydi.. Referandumda da Rum’un “ohi”sine takılınca müzakereler kadük oldu! (Buna karşın iyi ki “oldu” diyorum. Çünkü uygulaması çok olacaktı!)

Sn. Akıncı da çözüm için çok çabaladı. Crans Montana’dan iyi kötü bir çözüm çıkabilirdi ama bu kez de Anastasiadis’in şerrine uğradı..

Şimdilerle de virüs belasıyla cebelleşiyoruz ve hâlâ ne Güney ne Kuzey normal hayata dönemedi! Buna karşın “Dünyada ne kadar yalnız olduğumuzu dolayısıyla virüs gibi salgınlar ve ötesi afetler karşısında bir kez daha ne kadar çaresiz kaldığımızı da bu Covid 19 ile gördük..

…Derler ki yollar Roma’ya çıkar. Kıbrıs’ta “çözüme!” Ne var ki o yollar hem çok netameli hem çok dikenli! Nitekim onca uğraşına karşın Sn. Akıncı da yürüyemedi!

Tabi ki Adaylar seçimlere bu netameli yolları açıp çözüme ulaşmak için yürüyeceklerini vaat ederek katılacaklar. Fakat kim seçilirse seçilsin eğer karşısında yine Anastasiadis varsa bilmelidir ki bu politikacından  ne köy olur ne kasaba! Ki adama sınır kapılarını tedbirli açtırmak bile mümkün olmadı!

Kısaca yarın 20 Temmuzu bir kez daha kutlayacağız. Yada anacağız.. Şehit aileleri yine üzülecekler…

Ben sadece şunu diyeceğim: (Nasıl olursa olsun değil elbet.) Fakat artık bir çözüme yada tanınmış Devlet olmaya çok ihtiyacımız olduğunu Kıbrıs Türk halkı biliyor ama Anakara’nın her zamankinden daha çok bilmesi gerektiğine inanıyorum!

 

 







Başa dön tuşu