Köşe YazarlarıSürmanşet

Dünyaya anlatamadığımız gerçekler


“Ayasofya’yı ibadete açalım” dedik dünya ayaklandı. Yeni bir Haçlı Seferi düzenleniyor sanki. Boşuna atalarımız “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” dememişler.

Türkî cumhuriyetlerindeki insanlara “Siz de Türk’sünüz” diyoruz. Ama Azerilerin dışında pek aldıran yok. Kendilerini Ruslara daha yakın hissediyorlar. Çıkarları öyle mi gerektiriyor ne?

Batılılar ya anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Kentin ibadet yerine ihtiyacı var. Gerçi Reis, Çamlıca tepesine Türkiye’nin en büyük camiini inşa ettirip burada aynı anda 63 bin kişinin ibadet edebilmesini sağlamıştır ama gene de yetmiyor.

Çamlıca tepesindeki koruluğun kaldırılıp yerine cami yapılmasının bir yararı da semtin namusunun kurtarılmış olmasındadır. İpini koparan genç çiftler Çamlıca tepesine tırmanırdı. Siz Nuri Halil Poyraz’ın “Çamlıca Yolunda” şarkısını boşuna bestelediğini mi sanıyordunuz?

“Çamlıca yolunda, aşığı kolında, işleri yolunda

O benim sağımda, ben onun solunda, Çamlıca yolunda.

Çamlıca bağları, yemyeşil bağları, ilkbahar çağları

Cennetten haberdir, emsalsiz bir yerdir Çamlıca bağları.”

Elbette o eskidendi. Ne yeşil bağlar ne de cennetten parça kaldı geriye. Her tarafı çirkin beton binalar kapladı. Olsun, orada şimdi de dört buçuk ton ağırlığında dünyanın en büyük alemini taşıyan Büyük Çamlıca Camii var ya. Camimizle gurur duyabiliriz.

Şarkıda Çamlıca’nın bir de tepesi var. O tepenin hele bir de mehtaplı gecesi olunca namus elden gidebilir. İyisi mi biz o taraflara girmeyelim.

500 yıla yakın bir süre cami olarak müminlere hizmet veren bir binayı tekrar ibadete açmanın ne kusuru olabilir? Bunun anlayışla karşılanması gerekir. Gerçi ondan önce de 1000 yıl süreyle kilise olarak kullanılmıştı. Ama siz ilk yıllara değil, son yıllara bakın. Bakın ki ne denli haklı olduğumuzu göresiniz.

Birtakım echel-i cühelâ “Ayasofya hem müminlere hem de turistlere hizmet versin” iddiasında. Olur şey mi bu? Bir mümin, ikonların önünde secdeye varır mı? Putperestlik olur billahi.  Mozaikleri ve freskleri örttük diyelim. Kaç turist merak edip gelir? Geldiler diyelim. Çıkarken kaçı ayakkabılarını yerinde bulur?

İstanbul’un her mahallesinde birkaç tane cami bulunmasına rağmen yeni ibadet yerlerine ihtiyaç duyuluyor. Uzunca bir süre korona virüsü ile birlikte yaşamak zorunda kalacağız gibi görünüyor. Her müminin iki metre solu, iki metre sağı, iki metre önü, iki metre arkası boş olmalı. Bir hesap edin bakalım bir camideki cemaat sayısı kaçtan kaça düşmüş olacak? Bu kadar basit bir hesabı dünyaya anlatamıyoruz.

Aslında, dünyaya anlatamadığımız daha başka konular da var. Yer küredeki 180 ülke içinde basın özgürlüğü konusunda bizi 154. sıraya koydular. Neymiş efendim, ülkemizde hapiste çok gazeteci varmış.

Onlarda belki yoktur ama bizde türlü çeşitli terör örgütü var: PKK var, YPG var, IŞİL/DEAŞ var, FETÖ var, THKP-C, THKP-C/HDÖ var, ÖDP var, EHP var, MLSPB var. Var oğlu var. Bir zamanlar ASALA da vardı.

Hapisteki gazetecilerin ve yazarların hiçbiri fikirlerinden dolayı içeri atılmamıştır. Sayılarının epey kabarık olması doğru olsa da bunların hepsinin terör örgütlerinden biriyle muhakkak ilişkisi vardı. Hapiste eğitilen gazeteciler arasında sağcısı da var solcusu da. Ortak yanları, bunların Reis’e muhalif olmaları onu acımasızca eleştirmeleriydi. Kuşkusuz bu sadece bir rastlantıdan ibarettir. Bunun arkasında kötü niyet aramaya gerek yoktur.

Bunlardan hemen hemen hiçbirinin terör örgütlerinden birine üye olmadıklarına bakmayın. Gazeteci milleti pek beceriklidir. Her birinin her parmağında bir hüner var. Kimisi dolaylı yollardan örgüte yardım etmiştir, kimisi örgüte uzaktan göz kırpmıştır, kimisi de “sublimasyon, bilinç altına yönelik darbe propagandası” yapmıştır. Bu “sublimasyon darbe propagandası”nı nasıl yaptıklarını ben anlayamadım, bunu bana sormayın ama savcılar bunun ne olduğunu ve nasıl çalıştığını gayet iyi bilirler.

Durup dururken Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, boyuna bizleri eleştiriyor. Neymiş efendim? Ülkede muhalif medya kalmamış. Ne yapalım yani, insanlar hakikati görüp doğru yola girmişler ve iktidarın her yaptığının doğru olduğunu görünce onu eleştirmekten imtina etmişlerdir. Gayet normal ve insanca bir davranış.

Bakmayın daha yapacak çok işimiz var. Ulusal gazete, radyo ve televizyonları sıraya koyduk. Ancak yerel medya ve sosyal medyaya henüz yeterince el atamadık. Bu nedenle son birkaç ay içinde yerel medyada çalışan gazetecilere gerçeği anlatmak amacıyla onları hapishanelerde misafir ediyoruz.

Demre’de yayımlanan “Haberimizvar.net” internet gazetesinden iki gazeteciyi muhterem savcımız bir gece yarısı savcılığa davet edip onlara durumu izah etti. Durumu kavradılar ve ilgili yazıyı hemen kaldırdılar. Gece yarısı çağrılmış olmaları bile eleştiri konusu oldu. Ne yapalım yani? İşler çok, savcılar ve polisler, gece gündüz çalışmak zorunda kalıyorlar.

Bartın’daki “Pusula” gazetesi, bir doktorun kovid-19 testinde pozitif çıktığını yazıp halk arasında panik yarattı. Yasalarımıza göre bunun cezası iki ile dört yıl arasında hapisliktir. Gazete sahibine ve genel yayın yönetmenine dava okunmuştur. Görüldüğü üzere bu hükümet kanunsuz iş yapmaz.

Korona virüsü konusunda “doğru haber” yayımlamaktan Kocaeli ve Van’da ikişer, İzmir’de de bir gazeteci sorgulanmak üzere savcılığa çağrıldılar. Gazeteciler şunu anlamalılar ki korona konusunda haber doğru olsa bile yazılmamalı çünkü bunu yapmakla halkı paniğe sürüklüyorlar.

Reisimizin kızına, damadına ve yeni doğmuş torununa sosyal medyada ağza alınmayacak hakaretlerde bulunulmuştur. Bu kişileri şiddetle kınıyoruz. Bu da bizlere sosyal medyanın zaptürapt altına alınması gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Yakında gereği yapılacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın.

Reisimize “Reis” dediğimiz için bile eleştiriliyoruz. Yok sultandır, yok otokrattır, yok diktatördür. Daha neler neler. Öküz altında buzağı aramaya gerek yoktur. Biz reisimizi sevdiğimiz için ona “Reis” diye hitap ediyoruz.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı